SPOTLIGHT: GUSGUS (LIVE)

Spotlight bu kez odağını, film setinden çıkıp elektronik müziğin en köklü kolektiflerinden birine dönüşen bir hikâyeye çeviriyor. Yaklaşık çeyrek asırdır İzlanda’nın soğuk ve karanlık kulüp kültüründen beslenen GusGus, felaketler, son dakika iptalleri ve dramatik kırılmalarla örülü yolculuğuna rağmen elektronik müzik tarihinin en etkileyici topluluklarından biri hâline geldi. Nereden başlamalı, bu çok disiplinli sanat kolektifini bu kadar özel kılan ne ve onları canlı izlemek neden bambaşka bir deneyim? Bu kısa rehber, sahne ışıkları yanmadan önce GusGus’un hipnotik evrenine adım atmak isteyenler için hazırlandı.

Nereden başlamalı?

Believe ile. Ya da Polyesterday ile. Ya da Crossfade ile. GusGus’a giriş yapmak, karanlık ve dumanlı bir kulübün içinde analog synth’lerin arasında kaybolmak gibi. Bir yandan house ve techno’nun dans ettiren nabzını hissedersiniz, diğer yandan kozmik, melankolik melodiler sizi bambaşka bir yere çeker. GusGus’ta hiçbir şey tek bir türe sıkışmıyor; bu da onları ilk kez dinleyenler için bile tanıdık ama sürekli şaşırtan bir deneyime dönüştürüyor.

Bilmeniz gerekenler:

GusGus’un hikâyesi 1995’te Reykjavík’te, bir film ve oyunculuk kolektifi olarak başladı; grup adını da o dönem çekilen bir kısa filmden alıyor. Aralarında Daníel Ágúst Haraldsson, Biggi Veira ve dönemin diğer yönetmen, oyuncu ve DJ’lerinin bulunduğu on iki kişilik geniş bir kadroyla yola çıkan topluluk, kısa sürede müziğe yöneldi. 1996’da 4AD ile anlaşan GusGus, 1997’de yayımladığı Polydistortion albümüyle dünya çapında adını duyurdu ve o günden bu yana techno’dan trip-hop’a, house’tan progressive house’a uzanan neredeyse her elektronik alt türde kendine özgü bir sound yarattı.

Grubun kadrosu yıllar içinde defalarca değişti; kimi üyeler kendi solo kariyerlerine yöneldi -örneğin eski üye Emilíana Torrini, Yüzüklerin Efendisi film serisinin soundtrack’ine bir şarkıyla katkıda bulundu-, kimi üyeler ise farklı dönemlerde gruba ara verip geri döndü. Bugün Biggi Veira, Daníel Ágúst ve Margrét Rán öncülüğünde yoluna devam eden GusGus, dünya çapında 700 binin üzerinde albüm satışına ulaştı ve Björk, Sigur Rós ile Depeche Mode gibi isimlere yaptığı remixlerle de elektronik müzik dünyasında saygın bir yer edindi.

Arkadaş ortamında lazım olabilir:

GusGus’un doğuş hikâyesi aslında bir siyasi parti tanıtım filminden geliyor: grup, İzlanda Sosyal Demokrat Partisi için çekilen bir kısa filmde bir araya gelen oyuncu ve müzisyenlerin projesi olarak doğdu. Bir başka ilginç detay, grubun kurucularından birinin ebeveynlerinin de tiyatro ve sinema yönetmeni olması; yani GusGus’un çok disiplinli kimliği aslında baştan beri ailede vardı. Üstelik grup, yıllar içinde bu denli çok üye değişikliği yaşamasına rağmen -bazıları solo kariyerine, bazıları başka projelere yönelmiş olsa da- hâlâ İzlanda’nın en uzun soluklu elektronik müzik ihracatlarından biri olmayı sürdürüyor. Bugünkü kadroda yer alan Margrét Rán Magnúsdóttir ise GusGus’a tamamen yabancı bir isim değil; kendisini İzlandalı indie-elektronik grup Vök’teki vokal ve bas performansından tanıyanlar için bu, iki farklı neslin ve iki farklı müzikal dilin GusGus çatısı altında buluştuğu bir detay.

Neden PSM'de?

Çünkü GusGus’un canlı performansları, stüdyo kayıtlarının çok ötesine geçen, o ana özgü bir deneyim sunuyor. Grup sahnede şarkılarını yeniden şekillendiriyor, ses manzaralarını her konsere özel biçimde genişletiyor; bu da her performansı adeta “sınırlı üretim” bir ana dönüştürüyor. 18 Eylül’de %100 Studio’da sergileyecekleri "Live" performans, 80’ler ve 90’ların parti ve rave kültüründen beslenen, analog donanım ile kozmik melodiler arasında gidip gelen bu benzersiz sound’u canlı deneyimlemek için iyi bir fırsat.

Şunları seviyorsanız onu da seversiniz...

Björk, Sigur Rós, Kompakt etiketi, analog synth’ler, İzlanda’nın karanlık ve dumanlı kulüp kültürü, techno ile house’un kesişimi, kozmik melodiler, 90’lar rave estetiği ve bir topluluğun yıllar içinde kaç kere yeniden doğabileceğine inananlar.

BUNLAR DA İLGİNİ ÇEKEBİLİR