SPOTLIGHT: DOMINIC MILLER

Nereden başlamalı?

Shape of My Heart ile. Dominic Miller’a giriş yapmak demek, aslında yıllardır dinlediğiniz bir şarkının arkasındaki eli fark etmek demek. 25 Eylül’de Turkcell Platinum Sahnesi’nde izleyeceğimiz Miller, gitarını asla öne çıkmak için çalmıyor; melodiye alan açıyor, sessizliği de bir enstrüman gibi kullanıyor. Solo albümlerine kulak verdiğinizde ise karşınıza naylon tel gitarın sıcaklığıyla klasik ve caz etkilerinin buluştuğu, dingin ama derin bir dünya çıkıyor.

Bilmeniz gerekenler:

Dominic Miller, 1960’ta Buenos Aires’te, Amerikalı bir baba ve İrlandalı bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi; çocukluğu Arjantin’de geçti, ardından ABD’de büyüdü ve müzik eğitimini Londra’daki Guildhall School of Music & Drama’da tamamladı. 1990’da Sting’in grubuna katılan Miller, o günden bu yana Sting’in stüdyoda kaydettiği hemen her albümde -The Soul Cages’ten The Bridge’e- gitar çalan isim oldu. Aralarındaki müzikal ortaklık bugün otuz beş yılı geride bıraktı; bin konseri aşan bir sahne geçmişi ve beş dünya turnesi bu ortaklığın ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.

Miller’ın Sting’le ilişkisi yalnızca icracılıkla sınırlı değil. 1993 tarihli Ten Summoner’s Tales albümünden Shape of My Heart, Sting ile birlikte kaleme aldığı ve dünya çapında en çok sevilen şarkılardan biri hâline gelen bir eser. Yıllar içinde bu ortak yazarlık ilişkisi devam etti: 2021 tarihli The Bridge albümünde yer alan The Book of Numbers, Harmony Road ve The Bells of St. Thomas gibi parçalarda da Miller’ın imzası var. Kendi ifadesiyle yeni bir fikir bulduğunda önce Sting’e çalıyor; bazen bu fikirler onun solo albümlerinde enstrümantal bir parçaya, bazen de Sting’in sesiyle bir şarkıya dönüşüyor.

Solo kariyerinde ise Miller, 1995’teki First Touch’tan 2023’teki Vagabond’a uzanan bir albüm serisiyle kendi müzikal kimliğini kurdu. 2003 tarihli Shapes albümünde Bach, Beethoven ve Elgar gibi bestecilerin eserlerini yorumlarken, 2017’de imzaladığı Silent Light ile prestijli ECM etiketine adım attı. 2010 tarihli In a Dream albümü ise kendisine bir Grammy adaylığı (Best New Age Album) kazandırdı. Kariyeri boyunca Phil Collins, Paul Simon, The Chieftains ve Plácido Domingo gibi isimlerle de birlikte çalıştı.

Arkadaş ortamında lazım olabilir:

Dominic Miller’ın müzikle ilişkisi ailesinde de devam ediyor: Oğlu Rufus Miller de bir gitarist ve zaman zaman babasıyla birlikte sahne alıyor; kızı Misty Miller ise şarkı yazarı ve seslendirici olarak kendi kariyerine sahip. Bir başka ilginç detay, Miller’ın Arjantin doğumlu olmasına rağmen bugün belirgin bir İngiliz aksanına sahip olması; çocukluğunun ve müzik eğitiminin geçtiği farklı ülkeler, onun sesini olduğu kadar gitar tarzını da şekillendirmiş. Sting ise onun için “gitar çaldığında renk yaratıyor, sessizlikten ve rezonanstan kurulu tam bir duygu spektrumu inşa ediyor” diyor.

Neden PSM'de?

Çünkü Dominic Miller’ı canlı izlemek, otuz yılı aşkın bir sahne deneyiminin damıtılmış hâlini dinlemek gibi. Sting’in yanında dünyanın dört bir yanındaki en büyük sahnelerde çaldığı o hassas, boşluğa değer veren gitar dili, kendi solo repertuvarında çok daha mahrem ve dokunaklı bir forma bürünüyor. Bir sideman’in aslında ne kadar güçlü bir hikâye anlatıcısı olabileceğini görmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir gece.

Şunları seviyorsanız onu da seversiniz...

Sting, naylon tel gitar, klasik ve caz etkili enstrümantal müzik, ECM sound estetiği, sahnenin arka planındaki ustaları keşfetmek, sessizliğin de bir nota olduğuna inanmak ve bir gitarın bazen bin kelimeden fazlasını anlatabileceğini düşünenler.

BUNLAR DA İLGİNİ ÇEKEBİLİR