İstanbul’un çok sesli festivallerinden MIX Festival, 10. yılını Kelis, James Hype, Saint Etienne, Sleaford Mods ve Derya Yıldırım & Grup Şimşek’in de aralarında bulunduğu güçlü bir programla kutluyor.
10 yıldır türler, kuşaklar ve farklı müzikal dünyalar arasında dolaşan MIX Festival, yeni yaşını yine keşifle kutluyor. Elektronik müzikten pop’a, post-punk’tan psikedelik seslere uzanan festival, farklı kuşakları ve müzikal dünyaları 6 Kasım’da Zorlu PSM’de bir araya getiriyor.
Bir festivalin yıllar içinde kendine özgü bir kimlik oluşturması yalnızca sahnesinde ağırladığı isimlerle değil; değişen müzikleri, yeni kuşakları ve dinleme alışkanlıklarını takip ederken yarattığı karşılaşmalarla da mümkün. Bazen henüz geniş kitlelerle buluşmamış bir sesi keşfetmek, bazen müzik tarihinde iz bırakmış bir ismi bambaşka bir bağlamda yeniden dinlemek… MIX Festival deneyiminin merkezinde, 10 yıldır tam da bu karşılaşmalar var.
Festivalin çıkış noktasında da bu fikir yatıyor: Birbirinden uzak görünen müzikal dünyalar arasında yeni bağlar kurmak, tanıdık isimlerle yeni keşifleri yan yana getirmek ve dinleyiciyi türler arasında özgürce dolaşabileceği bir deneyime davet etmek.
İlk edisyonundan bu yana türler arasındaki sınırları mümkün olduğunca geçirgen tutan MIX; elektronik müzikten indie’ye, pop’tan rock’a, psikedelik müzikten deneysel seslere uzanan programlarıyla İstanbul’un müzik takviminde kendine özgü bir alan açtı. Bu hikâyenin merkezinde yalnızca büyük isimler değil; onların yanında keşfedilen yeni sanatçılar, sahneler arasında kurulan beklenmedik bağlar ve gecenin ilerleyen saatleriyle birlikte sürekli değişen müzikal atmosferler de var.
6 Kasım’da Zorlu PSM’de gerçekleşecek MIX Festival bu yaklaşımın 10. yıl buluşması niteliğinde... MIX Festival, farklı dönemlerden sanatçıları ve güncel müzik sahnesinin birbirinden uzak görünen seslerini aynı gün içinde buluşturan uzun bir keşif rotası.
DANS PİSTİNDEN POP KÜLTÜRÜNE
Bu yılın programının temposunu yükselten isimlerin başında James Hype geliyor.
Ushuaïa Ibiza’dan Tomorrowland’e uzanan performanslarıyla uluslararası elektronik müzik sahnesinin dikkat çeken DJ’lerinden biri haline gelen James Hype, yalnızca seçkileriyle değil, DJ kabinini adeta canlı bir enstrümana dönüştüren teknik performansıyla da yeni nesil DJ kültürünün öne çıkan temsilcileri arasında.
House müziğin enerjisini büyük dans pistlerine taşıyan James Hype’ın karşısında, programın bambaşka bir köşesinde popüler müzik tarihinin son çeyrek yüzyılına damgasını vurmuş bir isim var: Kelis.
2000’lerin başından itibaren R&B ve pop dünyasında kendine özgü bir alan açan Kelis, kariyerini hiçbir zaman tek bir türün sınırları içine hapsetmedi. R&B, soul, hip-hop, funk, pop ve elektronik müzik arasında dolaşan üretimleri, karakteristik vokali ve güçlü görsel dünyasıyla kendi döneminin kalıplarının dışına çıktı. “Milkshake” ile popüler kültürün kolektif hafızasında yer edinirken, albümleri boyunca bu hitin çok ötesine uzanan, geniş ve deneysel bir müzikal evren kurdu.
Bu nedenle Kelis’in MIX’teki varlığı yalnızca nostaljik bir buluşma değil; festivalin dönemler, kuşaklar ve türler arasında kurmayı sevdiği beklenmedik ilişkilerin de güçlü örneklerinden biri.
BRİTANYA’NIN İKİ FARKLI YÜZÜ
MIX Festival’in bu yılki programında geçmiş ile bugün arasındaki bir başka köprüyü Saint Etienne kuruyor.
1990’da Londra’da kurulan grup, İngiliz pop müziğinin son 30 yılı içindeki en özgün topluluklarından biri. Indie pop’un melodik dünyasını elektronik müzik, dans kültürü ve sofistike pop düzenlemeleriyle buluşturan Saint Etienne, yıllar boyunca pop müziğe hem içeriden hem de kendine özgü bir mesafeden bakmayı başardı.
Sarah Cracknell’in karakteristik vokali etrafında şekillenen müzikleri 90’ların İngiliz pop kültüründen izler taşısa da hiçbir zaman yalnızca o döneme ait kalmadı. Saint Etienne’in MIX performansı da festivalin farklı kuşakları aynı dinleme deneyiminde buluşturacağı anlardan biri olmaya aday.
Aynı ülkenin müzik kültüründen çıkan fakat çok daha sert bir dünyanın kapısını açan Sleaford Mods ise gecenin tansiyonunu bambaşka bir noktaya taşıyor.
Jason Williamson’ın keskin, filtresiz vokalleri ile Andrew Fearn’ün minimalist elektronik altyapılarından oluşan ikili; punk’ın tavrını elektronik müziğin tekrarlarıyla yan yana getiriyor. Post-punk’tan hip-hop’a, spoken word’den minimal elektroniğe uzanan referansları kendilerine özgü bir dile dönüştüren Sleaford Mods, çağdaş Britanya’nın en ayırt edici müzikal seslerinden biri.
Sahnedeki yalınlıkları ise yarattıkları etkiyle ters orantılı: Az sayıda unsur, yüksek yoğunluk ve doğrudan bir enerji. Sleaford Mods’un gürültü yapmak için gitara ihtiyacı yok. Minimal setup, maksimum öfke.
ANADOLU’DAN DÜNYAYA UZANAN YENİ PSİKEDELİK DALGA
Festivalin bir başka önemli durağında Derya Yıldırım & Grup Şimşek var.
Bağlama sanatçısı ve vokalist Derya Yıldırım’ın merkezinde olduğu topluluk, Anadolu müziğinin geleneksel repertuvarını psikedelik rock, folk ve soul’un çağdaş diliyle buluşturuyor. Geçmişi olduğu haliyle yeniden üretmek yerine onunla yeni bir ilişki kuran grup, son yıllarda Türkiye’den dünyaya açılan alternatif müzik sahnesinin en dikkat çekici temsilcilerinden biri haline geldi.
Üstelik müziklerinin dolaşım alanı artık konser salonlarının da ötesinde. Vince Gilligan imzalı Pluribus dizisinde Derya Yıldırım & Grup Şimşek’in bir şarkısına yer verilmesi, grubun müziğinin ulaştığı uluslararası alanın güncel örneklerinden biri.
Bu hattın bir başka ucunda ise Islandman var. Müziğini “Neo-Turkish Psychedelia” olarak tanımlayan proje, elektronik prodüksiyonları organik enstrümanlar ve farklı coğrafyalardan ritmik unsurlarla buluşturuyor. Yerel ile küresel, elektronik ile akustik arasındaki sınırların bulanıklaştığı bu ses dünyası, MIX’in türler arasında kurduğu geçişlerin de doğal bir parçası.
FESTİVALİN KEŞİF ROTASI
MIX Festival’in karakterini belirleyen şeylerden biri de programın büyük isimlerle başlayıp bitmemesi. Festivalin asıl hareket alanlarından biri, dinleyiciyi henüz tanımadığı ya da canlı performansıyla ilk kez karşılaşacağı isimlere götüren keşif rotası.
Bu yıl bu rotanın dikkat çekici duraklarından biri İtalyan proje Dumbo Gets Mad ise psikedelik pop ile elektronik müzik arasında kurduğu renkli ve deneysel dünyayla programın sınırlarını biraz daha genişletiyor. Melankoli ile psikedelik pop arasında gezinen “Makes You Fly”, MIX sahnesinde canlı karşılığını bulacak şarkılardan biri.
Barselona çıkışlı Egosex; trance, blues, afrobeat ve elektronik müzik arasında kurduğu hibrit sound’uyla festivalin en sıra dışı duraklarından. İlkel sezgilerle çağdaş sesleri yan yana getiren grup sürreal ve bedensel bir atmosfer yaratırken, Cihangir Eryıldız Live modüler performans anlayışıyla elektronik müziğin canlı, anlık ve değişken doğasına odaklanıyor.
Donna Mobile by Elif Çağlar, vokali elektronik canlı performansın merkezine yerleştirirken; Koffein Club Radio house temelli seçkilerini sıcak ritimler, yaratıcı edit’ler ve dans pistinin kolektif enerjisiyle buluşturuyor.
Birbirinden bu kadar farklı ismi aynı program içinde görmek, aslında MIX Festival’in kürasyon anlayışının kısa bir özeti: Dinleyiciyi yalnızca bildiği ve sevdiği türlerin içinde tutmak yerine, birkaç sahne sonra hiç beklemediği bir sesle karşılaştırmak. Festivalde program bir rota çiziyor ama o rotada neyi keşfedeceğiniz biraz da size kalıyor.
SESİN YANINA GÖRÜNTÜ EKLENDİĞİNDE: MIX SCREEN
MIX Festival’in çok seslilik fikri yalnızca müzik türleri arasında kurduğu ilişkilerle sınırlı değil. MIX Screen, festival deneyimini ses ile görüntünün, dijital teknolojiler ile canlı performansın kesiştiği başka bir alana taşıyor.
Bu yıl MIX Screen’de yer alan Ari Alpert, rock altyapısını elektronik müziğin farklı türleriyle bir araya getirerek kendine özgü bir DJ kimliği ortaya koyuyor.
Yeni medya ve görsel-işitsel performans sanatçısı Berdin Demir, ses, görüntü ve etkileşimi dijital sistemler aracılığıyla buluştururken; Touchy Toy Collective (live A/V) canlı görsel-işitsel performansıyla festival deneyimini ekranın ve görüntünün alanına doğru genişletiyor.
Böylece MIX Festival’de sahneler arasında dolaşmak yalnızca farklı müzik türleri arasında geçiş yapmak anlamına gelmiyor. Bir noktada dans pistinde başlayan deneyim, birkaç adım sonra görsel-işitsel bir performansa; oradan da hiç planlamadığınız yeni bir müzikal keşfe dönüşebiliyor.
10 YILDIR DEĞİŞMEYEN ŞEY: KEŞİF
Son 10 yılda yalnızca müzik değişmedi. Türler birbirine karıştı, dinleme alışkanlıkları dönüştü, yeni sahneler ortaya çıktı; müziği keşfetme, paylaşma ve hatta onunla ilişki kurma biçimlerimiz başkalaştı. MIX Festival de her edisyonunda güncel seslerin peşinden giderek bu değişimin içinde kendi hikâyesini yeniden kurdu.
Ama festivalin temel fikri değişmedi: Farklı sesleri aynı yerde buluşturmak ve dinleyiciye yeni keşiflerin kapısını açmak.
Belki MIX’in 10 yıldır sürdürdüğü hikâyeyi en iyi anlatan şey de bu. Bir sanatçıyı görmek için girdiğiniz salondan başka bir sanatçıyı keşfederek çıkmak; bildiğiniz bir şarkıyla başlayan gecenin hiç bilmediğiniz bir sesle devam etmesi…
Çünkü MIX’te mesele yalnızca programda kimlerin olduğu değil, o isimler arasında nasıl bir yolculuk yaptığınız.
10. yılında MIX Festival, yine bildiklerimizle henüz bilmediklerimiz arasındaki o alanı açıyor. Gerisi biraz merak, biraz tesadüf, bolca müzik.