Bir şehrin ne kadar yorgun olduğunu anlamak için hangi müziklerin sokakların bir parçasına dönüştüğünü bilmek gerekir. Çünkü bazı müzikler şehrin yüzeyini çizer, duvarına bulaşır, yürüyen insanların omzuna siner ve gecenin içine yerleşir. Tıpkı punk gibi…
İstanbul gibi şehirlerin insanı sürekli bir gürültünün içinde yaşar. Metrobüs sesi, inşaat sesi, bildirim sesi, kalabalık sesi… Bunların hepsini organize bir kaosa çevirip şehirde biriken siniri ritme dönüştüren şey punk müziğin ta kendisidir. Bu kültür başından beri bir müzik türü olmaktan öte, şehirle kavga etme haliydi. “İyi hissetmiyorum” demenin en çiğ haliydi. Bazen de sokağın sesini sahneye taşıma şekli…
Bugün geçmişten taşan tüm bu hisler kendini yeniden hatırlatmak üzere çünkü PSM Loves Summer kapsamında gerçekleşecek olan Frank Carter eşliğindeki Sex Pistols, kökleri 70’lerin işçi sınıfı banliyölerine uzanan kültürüyle Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde yankılanmaya hazırlanıyor. Geçmişten bugüne sesini hiç kısmayan bu müzik ve efsane grup, zamana ve mekâna karşı direnişini, kabuk değiştirme yeteneğini bir kez daha kanıtlayacak.
Alt Kültürün Dünü ve Bugünü: Kentsel Çürümeden Sahneye
Punk, dünyanın gidişatını değiştireceğine dair büyük bir beklentiden ziyade küçük itirazların peşini bırakmama halidir. O bir şeylerin yanlış olduğunu bilen ve bunu yüksek sesle söyleme cesaretini gösteren ateşleme mekanizmasıdır. İnsanları hala bu kadar etkisi altına alabilmesinin sebebi budur belki. Sonuçta dünya hala insanı sıkıştıran bir yer. Gençler hala kendilerine ait bir alan arıyor. Şehirler hala her gün insanı yoruyor. Bazı geceler insanın içinde yalnızca bağırma isteği uyanık kalıyor. Sex Pistols mekânın sterilliği ile müziğin anarşik ruhu arasındaki kaçınılmaz gerilimin yaratacağı o estetik patlamada o bağırmanın coşkusu olacak gibi duruyor. Çünkü onlar, kapıyı tekmeleyerek açtıktan sonra içerideki tüm düzeni sorgulamaya başlayan, alaycı yanları sebebiyle hiçbir zaman tamamen karanlık olmayan, dünyanın absürtlüğüne öfkelenirken kahkahalarının sesini açanlardan başkası değil.
Anarchy in the U.K. 1976’da ilk kez radyolarda duyulduğunda insanlar yalnızca yeni bir punk grubuyla karşılaşmadı; resmen içlerindeki huzursuzluğu büyüten bir şeyler duydu. Sex Pistols o dönem, müzikten çok “tehlike” diye konuşuldu. Hemen ardından gelen God Save the Queen ise kendisinden önce başlayan bu tekinsizliği tamamen büyüttü. Thames Nehri’nde, Kraliçe’nin Gümüş Jübile kutlamasının ortasında yaptıkları kaçak tekne performansları hala punk tarihinin en taşkın hareketlerinden biri olarak görülür. Şarkı hemen ekranlardan yasaklandı, adı listelerde siyah şeritlerle kapatıldı ama bütün bunlar onları susturmak yerine daha da büyüttü. BBC Culture’da gruptan bahsederken kullanılan o meşhur ifade tüm felsefi altyapılarının özeti oldu: "Yaratmak için yok etmeniz gerekir."
Onların meselesi yalnızca monarşi değildi, düzenin tam ortasına bağırarak girme istekleriydi. İkinci Dünya Savaşı sonrası toplumun refahlık illüzyonuna indirilmiş sert bir yumruk vardı ve Sex Pistols bunun tam merkezinde duruyordu. 1970’lerin ekonomik kriz içindeki İngilteresi’nde; işsizliğin, sınıf öfkesinin ve gençlik sıkışmışlığının ortasında doğan bu grup yalnızca müzik üretmedi. “Sistemin dayattığı normlara karşı bir reddiye” büyüttü. Bu hamle elbette politikti ama aynı zamanda estetikti de. Onlar ana akım medyanın, iktidarın geleneksel vitrininin ve yerleşik düzenin sınırlarını zorlarken aslında sonraki nesillere kendilerini ifade edebilecekleri büyük bir özgürlük alanı bıraktılar.
Başlattıkları bu dönüşüm sayesinde 70’lerde New York ve İngiltere’de büyüyen DIY (Do It Yourself) kültürü kendi iletişim ağlarını ve bağımsız üretim alanlarını kurdu. Büyük medya kanallarının dışında kalan gençler kendi fanzinlerini bastı, konserlerini organize etti, kendi kültürel alanlarını açtı. Bugün bağımsız dijital yayınlarında ve alt kültür kolektiflerinde hissedilen o “kendin yap” refleksinin kökü, bugün bambaşka bir kültürel damar yarattı. O yüzden punk kültürü artık sadece müzik sahnesinde yaşamıyor. Moda fotoğraflarında, bağımsız yayınlarda, sokak grafitilerinde, protest estetikte ve internetin alt kültür köşelerinde de dolaşıyor. Bugün TikTok’ta bile “fazla kusursuz” görünen şeylere karşı gelen refleksin içinde bu akımın izlerini görmek mümkün hale geldi.
Günümüz modern dünyasında akımlar değiştikçe sahiciliğin azaldığı bir gerçek. Fazla filtre ile “olduğundan daha iyi” görünmeye çalışan bir kültürün içindeyken punk’ın kirli, kaygısız, öfkeli duruşuna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Tam da bu noktada Sex Pistols, sahnesiyle mükemmellik yerine insan olmanın o en ham ve en kusurlu halini vadediyor.
Gürültünün Hafızası: Anti-Estetik Tarif
Şehirler seslerle yaşıyorsa kentsel hafıza da o seslerin bıraktığı izlerle şekillenir. Sex Pistols Zorlu PSM sahnesinde yer alırken unutulmaz bir dönemin isyanını, sokaklarının o tekinsiz kokusunu ve alt kültürün o uzlaşılmaz estetiğini de gecenin atmosferinde var olan herkese az veya çok, davetkar ya da ele geçiren, yavaş yavaş veya bir anda kendini hissettirecek. Çünkü punk hiçbir zaman ölçüyle yapılmadı. Biraz uykusuzluk, biraz rutubet, biraz da “bize burada yer yok” hissiyle büyüdü. Sokak lambalarının altında, duvar yazılarının arasında, fazla açılmış amfilerin içinde yaşadı. Kısık ateşte değil; yangın merdivenlerinde pişti. 25 Temmuz Cumartesi gecesi PSM Loves Summer kapsamında gerçekleşecek olan Sex Pistols gecesinin de böyle bir tarife dönüşeceği kesin: soğuk, gürültülü ve kabına sığmayan.