Onur Ünlü imzalı, 2008 yapımı “Güneşin Oğlu” filmi, aynı adla, Zorlu PSM prodüksiyonu olarak sezon boyunca tiyatro severlerle buluşuyor. Fantastik öğelerle bezeli konusu, absürt unsurlarının keskinliği ve kara mizah anlatım dilindeki başarısı sayesinde kısa zamanda beyaz perdenin unutulmayanları arasına giren film, bu kez de izleyenlere alışılmışın dışında bir deneyim sunacak heyecan dolu bir sahne formuyla bizlerle.
Onur Ünlü ilk tiyatro deneyiminde, sinemadaki kendine özgü lisanını seyircilerle bire bir temas ettirerek yarattığı absürt atmosferin etkisini yüksek dozda hissettirmeye kararlı gözüküyor. Zira seyircilerin beklentilerini boşa çıkarmayacak nitelikte göz kamaştıran oyuncu kadrosuna sahip. İbrahim Selim, Deniz Celiloğlu, İlayda Alişan, Beyti Engin, Ali Yoğurtcuoğlu, Zeynep Kankonde, Efekan Can, Sergen Özdemir, Ilgaz Kaya, Selin Beliz Şahan gibi birbirinden yetenekli ve tanınmış isimlerle çıta ziyadesiyle yükselmiş vaziyette. Ayrıca Nagihan Gürkan’ın da yönetmen koltuğunu Onur Ünlü ile paylaştığının altını çizmeliyiz.
Olduğunuz Yerde Değişen Dünya Mı Yoksa Bilakis Sizin Dışınızda Her Şey Aynı mı?
“Güneşin Oğlu”, monoton hayatından bunalmış, karşı apartmanında oturan genç ve güzel kıza hayranlık besleyen, emekli edebiyat öğretmeni Fikri Şemsigil’in alışılmışın dışına çıkan hikâyesini anlatıyor. Renksiz hayatının sınırları arasında sıkışıp kalan kahramanımızın bir mucizeyle karşılaşmayı dilemekten fazlası elinden gelmezken, hiç ummadığı bir anda tabiri caizse mucizenin kralını hayatının tam ortasında bulunca da ne yapacağını bilemez. Evet. Fikri Şemsigil düpedüz güneşin oğludur ve bunu öğrendikten sonra artık geri dönüşü olmayan, amansız bir yolculuğa çıkmıştır. Çünkü ruhu, garip ve gizemli bir güç tarafından sürekli farklı bedenlere taşınıp durmaktadır. İşte bu karmaşa hali onu gerçekleri öğrenmeye sevk edecek ve hayatı boyunca görmezden geldiği çok önemli bir özelliğini keşfetmesini sağlayacaktır. Birdenbire değişen dünya mıdır yoksa bizzat kendisi mi?
Cinayete Beş Kala Katile Engel Olunabilir mi?
Bir an bile düşmeyen temposuyla seyircisine sıkılma fırsatı tanımayan hikâye, polisiye türlere nazire yaparcasına dedektiflik zekâsı ve bulmaca çözme becerisi talep ediyor. Özellikle Fikri Bey’in bir karakterden diğerine seken ruhu, yer yer eğlenceli ama çoğunlukla esrar perdesinin arkasına saklanan gerçeği ortaya çıkarma arzusunu güdüleyici nitelikte. Ortada bir de işlenmek üzere olan öyle bir cinayet var ki… İşte ona dur diyebilmek için, esrarengiz döngü formülü muhakkak bulunmak zorunda. Tabii onu aramak da oyunun keskin ucu olduğu kadar seyircilerin dikkatiyle sınanmaya muhtaç. Bizleri peşine takan gizli soru şu: Cinayete beş kala katile dur demek mümkün mü?
“Güneşin Oğlu”, temposunu sürekli değişen durumlar ve güç dengelerinden alan bir oyun. Seyircinin şaşırma ve merak duyguları arasında zikzaklar çizeceği aşikâr olsa bile, hikâyenin ilginçliği bizleri sürekli çözüm bulma, tuhaflıkları alt etme motivasyonuyla ayakta tutuyor. Kim kurban, kim katil, sıradaki kim, diye kafanızın içinde sorular uçuşup dururken; her şeyi mucize öncesi normal haline döndürebilmek mümkün mü acaba diye sormadan edemeyeceğiniz sahnelerin etkisi bir hayli fazla.
Oyunun diğer dikkat çekici noktası ise her karakterin kendine has bir evren yaratmış olması. Mekânlardaki özgünlük, sürekli yer değiştiren ruhlara da ayrıca bağımsız bir alan sağlıyor ki, bu sayede hikâyesine ortak olduğumuz karakterden daha fazla kuşkulanıyoruz. Kara mizahın absürtle el sıkışmaya hazırlandığı böylesi anlarda bizleri cinayet soruşturması kıvamında bir kovalamacayı takip etmeye iten de bu. Birbirine akıllıca bağlanan olay örgülerinin, sahnenin etkin ve oyuncunun hürriyetiyle kurulan bir mekânda kullanılması, temponun hiç düşmemesini ve özellikle kaos anlarında vitesin hep yükselmesini sağlıyor.
Es geçilmemesi gereken bir diğer önemli detay da fantastik gücünü elden bırakmadan kara mizah silahlarını her fırsatta kullanan, kışkırtıcı ve seyircisini pasif konumda tutma endişesi taşıyan bir öyküyle karşı karşıya olmamız. Absürt yapının yer yer su üstüne çıktığı oyun, temelde insanda gizli olanı aydınlatmanın da peşinde. Bu noktada gerçeklikten uzaklaştıkça bireye dönen ve en absürt anlarda enteresan biçimde daha fazla gerçekçi bakışa kavuşabilen bir metin bu. Empati kurmaktan yoksun insanların kabuklarını bir yumrukta kıran “Güneşin Oğlu”, bizleri sürekli düşünmeye sevk eden ve imkânsız olduğunu düşündüğümüz mucizelerin günlük hayatlarımızdaki karşılıklarını sorgulatan bir oyun.
Zaten Şiir Dediğin Hem Assolisttir Hem de Başrol Oyuncusu
Zira görünürdeki aksiyonu bol olayların felsefi arka planlarının oldukça geniş bir alt metne sahip olduğu da ıskalanmamalı. Bir yandan kibir ile empatinin terazinin karşılıklı kefelerini dolduruşuna şahitlik ederken, diğer yandan Onur Ünlü’nün ezber bozan şiirler yardımıyla yaptığı göndermelere şahitlik etmek de ayrıca keyifli. Alt metni besleyen metaforlara ulaşmayı hedefliyorsanız işiteceğiniz mısralara dikkat kesilmeniz şart. Çünkü sadece görselliğin değil, işitselliğin kıyafet değiştirdiği bir oyun karşınızdaki.
Olay örgüsüne kolayca kapılıp gönüllü olarak dedektifliğe soyunacağınız ve hikâyenin nereye sürükleneceğini asla kestiremeyeceğiniz, tahmini zor ama takibi çok keyifli, enerjik ve birden fazla kontrast duyguyu içinde barındıran bir oyun Güneşin Oğlu. Ve en çok da şiiri, başlı başına bir oyun karakteri olarak görmesini bilenler için sürprizlerle dolu.
Sahnede sürekli değişen ve kendini yeniden var eden atmosferin büyüsüne kapılıp güneşi göremediği anlarda onun oğluyla tanışmak isteyenlere… Güneş yutar, sahip olur ve kendine ait kılar. Ama endişeye lüzum yok. Gördüklerinizin hepsi, bir şiirin henüz dudaklardan dökülmemiş hali. Keyifli seyirler.