yeniden sahnede: ESRA RONABAR
Paylaş

Batı, 2013’de geçirdiğiniz ciddi trafik kazası sonrasında oyunculuk kariyerinize dönüşünüzü de işaretliyor. Geçmiş olsun dilekleriyle beraber soralım, zorlu bir aradan sonra mesleğinize dönmek konusunda neler hissediyorsunuz?
Teşekkür ederim güzel dileğiniz için. 18 yaşımdan beri her sabah uyandığımda ya tiyatro provasına ya da sete gidiyorum. Yine bir sabah sete gidiyordum ki ülkemizdeki trafik terörüne maruz kalanlardan biri oldum.
Ameliyatlar ve tedaviler süresince motivasyonlarımdan biri de oyunculuğa dönebilme arzusu ve inancıydı. Mesleğini kendi seçmiş, eğitimini almış ve yaşamını maddi-manevi bu meslek üzerinden var etmiş biri olarak elbette geri dönebildiğim için çok mutluyum.

Kariyerinizde sinema, televizyon ve tiyatro alanında işleriniz mevcut... Oyunculuğa dönüş için tiyatro sahnesini seçmenizin nedenleri var mı?
“Tiyatro iyileştirir” diye boşuna söylenmiyor. Tiyatro, hem eyleyenin hem de izleyenin
bilinçli bir şekilde zamana müdahale edip, onu durdurarak, kırılmasını istediği bir alan. Her iki taraf da aynı zamanda olduğunu bilmesine rağmen, farklı zamanlara, hayatlara
ulaşma isteği içinde. Bu istekte hemfikir olunmasından dolayı farklılıkları anlama, empati yaratma ve bunun üzerinden hayata yeni bir okuma geliştirmesi yönünden iyileştiriyor tiyatro. Hepimizin iyileşmeye ihtiyacı var!

“Değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışırken, kendisine dayatılan söylemleri, davranış biçimlerini hap gibi yutan biriyle, ‘niye’, ‘neden’, ‘nasıl’ diye sorgulayan birinin, ilişkilerindeki çıkmazı, zaman zaman birbirlerine ayna oluşlarını, birbirlerine dönüşmelerini anlatıyor.”

 

Sinema, tiyatro ve televizyon işleri sizin oyunculuk ve üretim haritanızda nasıl konumlara oturuyor? Aralarında sizin için nasıl farklar var?
Oyunculuk benim için en temelde hikâye anlatma isteği... O yüzden öncelik hep hikâyenin kendisidir seçimlerimde. Ya hikâyenin kendisinin ya da aktarılış tekniğinin dinleyicide, izleyicide bıraktığı etki gibi bende bıraktığı ize bakarım. Tiyatro, sinema, dizi hepsi oyuncunun alanları. Farklı disiplinler de olsalar temelde hepsi hikâye anlatma sanatı.

Arzu Bigat Baril’in yönetmenliğinde sahnelenen ve geçtiğimiz mart ayında prömiyer yapan Batı, aynı zamanda Kirpi Tiyatro’nun da ilk oyunu. Bize biraz Kirpi Tiyatro’dan, yollarınızın nasıl kesiştiğinden ve Batı için hazırlık sürecinden bahseder misiniz?
Arzu Bigat Baril, İzmit Şehir Tiyatrosu zamanlarımdan tanıdığım,Batı oyununu bulan, çeviren ve beni Murat Kılıç’la buluşturan yine kendisi. Üçümüzün de içinde bulunduğumuz zamana dair söylemek istedikleri bu oyunla çakıştı. Bir araya geldiğimizde oluşan enerji benim için çok değerli: Söylemek istediğini kırmadan, dökmeden, ayrıştırmadan, toparlayıcı ve birleştirici biçimde aktarmaya çalışma isteği… Kirpi Tiyatro böyle doğdu.

Fransız yazar Rémi De Vos’un 2006’da kaleme aldığı Batı, Avrupa’da yükselen radikal sağ ideolojinin insan ilişkilerine etkisini beraberlikleri çökmekte olan bir çiftin ekseninde irdeliyor. Oyunun iskeletini oluşturan bu konunun günümüzde güncelliği yazıldığı dönemden bile daha fazla diyebiliriz. Hem oynadığınız karakter üzerinden hem de bugünün dünyasında yaşayan bir birey olarak, sizce nasıl etkileniyoruz çevremizde olan bitenden, bitmek bilmeyen ölüm ve nefret politikalarından?
Batı, yapısı itibariyle faklı bir oyun. Alıştığımız şekilde iyi kurulu oyun düzeninden ilerlemiyor: giriş-gelişme-sonuç yok. Döngüsellik ve aynılık var. Aslında hepimizin hayatı gibi. Ama içeriği itibariyle de tanıdık: değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışırken, kendisine dayatılan söylemleri, davranış biçimlerini hap gibi yutan biriyle, “niye”, “neden”, “nasıl” diye sorgulayan birinin, ilişkilerindeki çıkmazı, zaman zaman birbirlerine ayna oluşlarını, birbirlerine dönüşmelerini anlatıyor.
Bunu anlatırken insanı insandan ayıran, “bir” olmaktan uzaklaştıran, bizlerin yarattığı “sistemi” bu iki bireyin arasına koyuyor. Dokunan yanıyor! Ama birbirimize değmek için yarattığımız sistemin içinde olmak lazım. Hem sistemin içinde kalacağız hem de yanmadan birbirimize nasıl ulaşacağız? Her gün kendimize sorduğumuz soruyu soruyor aslında Batı.

Batı, taze bir tiyatronun taze bir oyunu olarak yolun başında ve aldığı olumlu tepkilere bakarsak bir süre daha izleyicilerle buluşmaya devam edecek gibi gözüküyor. Peki sizin Batı dışında projeleriniz, yakın geleceğe dair planlarınız, hayalleriniz var mı?
Sizin de belirttiğiniz gibi Batı’nın aldığı tepkilerden memnunuz. Öncelikli hedefim oyunu daha fazla izleyiciyle buluşturabilmek. Tiyatro sahnesine dönmemi sağlayan Batı gibi beni heyecanlandırıp, kamera önüne de dönmemi sağlayacak yeni hikâyeler bulmak için senaryolar okuyorum.
Siz oyunculuk için nerelerden ilham alıyorsunuz? Okuduğunuz, izlediğiniz, dinlediğiniz şeylerin veya bireysel yaşantınızın oyunculuk performanslarınızda rolü var mı?
Hayatın kendisi o kadar ilham verici ve öğretici ki kendi farkındalığımı arttırdığım her an öğrenim adına çok şey var zaten. Albert Einstein’ın dediği gibi, “Hayatı yaşamanın iki yolu var: ya hiç mucize yokmuş gibi, ya da her şey birer mucizeymiş gibi.”

Röportaj: Yetkin Nural