Yasın "Yıkıcı" Evresi: Yak Bunu
Paylaş

ABD’li yazar Lanford Wilson’ın 1987 yılında yazdığı “Burn This”  geçtiğimiz Ekim ayından bu yana “Yak Bunu” adıyla sahneleniyor. Ortak bir kaybın ardından gelen yasın yıkıcı sonuçlarını anlatan oyunda; Hakan Kurtaş, Büşra Develi, Toprak Can Adıgüzel ve Sertan Erkaçan yer alıyor. Yönetmeni Sami Berat Marçalı’nın da deyimiyle “yalnızlık güzellemesi” yapan Yak Bunu; metnin can kulağıyla dinlenmesi gereken oyunlardan biri…

Geçtiğimiz sezon Broadway’in en ilgi çeken yapımlarından biri de şüphesiz Adam Driver’ın başrolünde olmasından dolayı sıkça gündeme gelen “Burn This” olmuştu. ABD’nin en gözde erkek oyuncularından birini sahnede izleme şansını kaçırmayan izleyiciler salonları doldurdu. Ancak basında çıkan eleştiriler -ki Broadway yapımını izleme şansına sahip olanlardan biri olarak ben de bu eleştirilere katılıyorum- oyunun aslında temelde Anna’nın hikayesini baz almasına rağmen; gösterişli monologlarıyla Pale’e yani Adam Driver’a daha çok alan tanındığını söylüyordu. ABD’de durum buyken bu sezon sahnelenmeye başlayan Türkiye prodüksiyonu için rahatlıkla oyunun “tek adam şov”u olmadığını söyleyebilirim.

Boşluklara tutunmak…

Yak Bunu; dans kariyerinde yeni bir adım atması şart olan Anna’nın en yakın arkadaşı ve mesleğindeki en büyük destekçisi, Pale’in ise pek görüşmediği erkek kardeşi Robbie’nin beklenmedik ölümünün ardından gelen yas sürecini ve bu süreçte neler olduğunu anlatan bir oyun. Robbie’nin ölümünün ardından karşılaşan, normal koşullarda yan yana bile gelmeyecek olan Anna ve Pale; birbirlerinin yaslarına, daha doğrusu boşluklarına tutunarak ayakta kalmaya çalışıyor. Oyunun önemli bir bölümü de her iki karakterin de bu yasın ardından girdiği yıkım süreçlerini yansıtıyor.

Bu ilişkide romantizm sosu yok

Robbie’nin ani ölümü Anna’nın Pale ile bir ilişki yaşamasına ve de genç kadının uzun süredir beraber olduğu yazar sevgilisi Burton’la iletişiminin yavaş yavaş zayıflamasına (ki ilişkileri öncesinde ne kadar güçlüydü o da tartışılır) neden oluyor. Kariyerine bir koreograf olarak devam etme kararlılığını göstermesi gereken Anna; hayatının zor bir döneminde yaşadığı bu kaybın arkasından çabuk toparlanamıyor ve oyun da bunu göstermekten kaçınmıyor. Ayrıca Yak Bunu’nun en önemli artılarından biri; Anna ve Pale’in arasındaki ilişkiyi bir romantizm sosuyla sunmaması. İkilinin beraberliklerini birbirlerine merhem olan iki kişi değil de, düşmeye devam eden iki ruhun birleşmesi olarak görmek mümkün… Hayatında kardeşiyle doğru düzgün bir iletişim kurmamış Pale’in kardeşini anlamak için ölmeden önce yaşadığı apartmana ve Anna’ya “dadanması”, Anna’nın ise hissettikleriyle baş edemeyip Robbie’nin acısını kendisine en uzak kişiyle yakınlaşarak unutmaya çalışması son derece anlaşılır.

1987 yılında New York’ta geçen oyunda; homoseksüellik de hala çok önemli bir tabu ve Robbie de belli ki çareyi ailesinden uzaklaşarak kendi olarak var olabileceği bir şehirde ve meslekte bulmuş. Homofobinin boyutlarını aslında sadece Robbie’nin hikayesinden değil oyunun en eğlencelisi gay reklamcı Larry’nin ara sıra anlattıklarından, cümlelerinin satır aralarından da okumak mümkün.

Akılda Kalıcı Performanslar

Her haliyle aşırı olan (aşırı muhafazakar, aşırı yüksek, aşırı sinirli, aşırı küfürbaz) Pale’e hayat veren Hakan Kurtaş’ın performansı son derece inandırıcı. Oyuna girdiği ilk andan itibaren gerek vücut dili gerek kıyafetleri gerek konuşma biçimiyle Pale’in agresyonunu, üzüntüsünü ve kimseyi takmayan hallerini yansıtıyor. Büşra Develi ise gerek fiziği gerek oyunculuğuyla Anna rolünü üstüne giymiş. Anna’nın üzüntüsünü çok doğru bir üslupla ele alıyor. Anna ve Robbie’nin oda arkadaşı Larry rolünde izlediğimiz Toprak Can Adıgüzel ise şüphesiz oyunda en çok güldüğümüz kişi. Ancak karakterinin komedisi asla karikatürize bir yoruma kaçmıyor. Bu sebeple hem kendisini hem de oyunun yönetmeni Sami Berat Marçalı’yı tebrik etmek lazım. Anna’nın nişanlısı Burton rolünde izlediğimiz Sertan Erkaçan ise entel ve sıkıcı profili başarıyla ele almış.

Yak Bunu; yasın yarattığı boşluğu, bir ölümün ardından gelen hayatta kalma mücadelesini, hayatın ilerlerken aynı anda durmasını ve daha pek çok şeyi satır arasından seyirciye fısıldıyor. Takibi çok kolay olmayabilir ama dikkatle izlendiğinde pek çok malzeme bulunacağı kesin...

Yazı: Hande Sönmez