Uyanmak istenmeyecek türden kâbuslar gibi: No Clear Mind
Paylaş

Yazı: Ekin Sanaç

Karanlık ve sofistike anlatılarıyla dinleyiciyi uyanmak istemeyecekleri türden kâbuslara sevk eden Yunanistan merkezli grup No Clear Mind, Türkiye’deki sadık kitlesini; Türkiye’deki kitlesi de onu bir hayli özlemişti. Deneysel rock’ın alabildiğine geniş açıklıklarında üretim yapan No Clear Mind, müziğiyle dinleyicisine karşı talepkâr davranmaktansa hayal gücüne konuşmayı, konu üzerine konu açmayı tercih ediyor. Tıpkı grubun kendisi için benimsediği (“salim olmayan kafa” anlamına gelen) isim gibi, keskin ve kati sınırlara hayır diyen bir evren kuruyor ve duyanı da bu evrenin içerisine çağırıyor. Belki de şarkıları aracılığıyla gerçek hayatta salınmaya her zaman elverişli olmayan hisleri özgür bıraktırabildiği bir alan açtığı için dinleyicisiyle bu denli sağlam bir iletişimi var.

Grubun yaratıcıları bir arada müzik yapmaya 2004 dolaylarında başladı. Geçmişte yaratımcı, dışavurumcu ve iletişim halinde, açık bir müzik platformu olarak tarif ettikleri No Clear Mind yıllar içinde geçirdiği çok sayıda kadro değişikliğinin ardından çekirdekte üçlü formunda yoluna devam etti.

 

 

“Yayınladığımız iki albüm müziğimizle yapmak istediğimiz her şeyi aktarmamız için yeterli değil. Zaman içinde grubun daha başka yönlerini de resme katabilmek istiyoruz.” - No Clear Mind

No Clear Mind, yukarıdaki sözleri son albümü Makena’yı hazırlamadan önce verdiği bir röportajında sarf etmişti. Henüz Mets albümünün kayıtlarını tamamlamadan, bir sonraki albümlerini canlı olarak kaydetmek istediklerini biliyorlardı. Nitekim 2008 tarihli ilk albüm Dream Is Destiny, 2015’in Mets’i ve ertesi sene yayınlanan Makena üzerinden geçirdikleri müzikal evrim sürecini masaya serince, kendini her attığı adımda yeniden tanımlamayı arzulayan ve bu gayesine başarıyla ulaşan bir grubu seyre dalıyoruz.

No Clear Mind’ın kendini keşfetmeyi ve yeni sözler üretmeyi sürdürme motivasyonu, canlı kayıtları Yunanistan kırsalındaki bir ambarda başlayan Makena albümüyle grubun psikedelik dream rock’ını hiç olmadığı kadar diri kılıyor. Giderek kendini daha da özgürleştirmeyi başaran No Clear Mind’ın deneyci ve minimalist yaklaşımları Makena’da daha çok sayıda katmanın bir araya gelmesiyle kabarıyor ve peşine düşülen daimi devinimin hakkı veriliyor.

No Clear Mind’ın zengin kaynaklı müziğinde Pink Floyd, Radiohead ya da Sigur Rós gibi isimlerin etkileri net bir görünürlüğe sahip. Ancak enstrümanlarıyla açıldıkları dünyalarda ilk bakışta görmenin o kadar da kolay olmadığı temaslar bir anlamda esas fark yaratanlar. Yıllardır filmlerine müzik yapmaları için kim bilir kaç kişiden teklif aldığını hayal bile edemediğimiz grup ses manzaralarıyla yarattığı sinematografik evrenin temel besin kaynakları arasında Fransız besteci Sébastien Schuller ve tüm zamanların en iyi Yunan kompozitörleri arasında gösterilen Manos Hadjidakis’i de sayıyor. 50’ler 60’lar ve 70’lerin birçok Yunan filminin müziklerinde imzası bulunan Hadjidakis, aynı zamanda 20’ler ve 30’larda göç yoluyla gelen müzisyenlerin etkisi altında şekillenen Yunan tınıları üzerine yoğun olarak çalışmış bir müzik teorisyeni. Kara film üstadı Jules Dassin’in Never on Sunday filmi için yarattığı parça 1960 yılında En İyi Özgün Şarkı dalında Oscar’la ödüllendirilmiş ve dünya çapında büyük bir hite dönüşmüş.  

No Clear Mind’ın devinime ve sınırlar ötesi yaratımlara dayanan müzikal ideolojisi, canlı performanslarına da farklı bir ruh kazandırıyor. Şarkılarını emprovizasyona dayalı deneylerle, albüm tınılarından farklılaşan formlarda dinleyicileriyle paylaşıyorlar. Dolayısıyla o an, orada deneyimlenebilecek ve açık fikirli kulakları mest edecek bir deneyimin garantisini veriyorlar. Bu deneyimi paylaşmak isteyenler 23 Ekim’de %100 Studio’da olacaklar.