türlü hikâye eşliğinde: ROMEO VE JULIET
Paylaş

William Shakespeare’in klasik trajedisi Romeo ve Juliet ve savaşan aileleri yüzünden çocuklarının ölümle sonuçlanan aşkları, yüzyıllardır farklı şekillerde canlandırılan, anlatılan ve okutulan hikâyelerinden. Bu uyarlamaların en sevilenlerinden biri olan  West Side Story 1-18 Mart 2017 tarihleri arasında Zorlu PSM’ye gelirken, bu eski dramın şekil değiştirmiş formlarına ve en ilginç, unutulmuş yapımlarına göz atıyoruz.

 

Prokofiev’in balesi

Rus besteci Prokofiev’in Romeo ve Juliet’i, anlattığı trajedinin kendisi kadar dramatik ve zorlu bir süreçten geçerek sahnedeki yerini aldı. Sıklıkla Sovyet sansürüne uğrayan ve Prokofiev’in hayal ettiği mutlu son ve çeşitli deneysel unsurları zorla değiştirilen proje, uzun uğraşlar sonunda, bugün bildiğimiz hâliyle ilk olarak 1940 yılında Leningrad’da Leoniad Lavrovsky’nin koreografisiyle seyirci karşısına çıktı. O dönemden bu yana birçok kez farklı koreograflar tarafından yeniden ele alınan, klasik repertuarların artık vazgeçilmezlerinden olan bu balenin en çok konuşulan prodüksiyonlarından bir tanesi, 1965 yılında Margot Fonteyn ve Rudolf Nureyev’i bir araya getirmişti. Müzikolog Simon Morrison’un yardımlarıyla da Prokofiev’in gerçek vizyonu, orijinal hâliyle ilk defa 2008 yılında New York’ta sahnelendi.

 

West Side Story

Romeo ve Juliet’i Verona’dan New York sokaklarına taşıyan West Side Story, 1957’de Broadway sahnesindeki yerini aldığında hem müzikallerin gidişatını değiştirdi, hem de bir daha dünya sahnelerinden eksik olmadı. 1950’lerde, şehrin Upper West Side mahallesinde yaşayan Portorikolu Sharks ve beyaz Jets çetelerinin çatışmalarını ve genç Maria ile Riff’in arada kalan aşklarını anlatan müzikal, ele aldığı güncel ve politik içerikle de büyük yankı uyandırdı. West Side Story’nin müzikleri Leonard Bernstein, sözleri ise Stephen Sondheim tarafından kaleme alınmış, müzikalin koreografisi de Jerome Robbins tarafından yapılmıştı. Sahneye çıkışının dört yıl ardından beyaz perdeye taşınan müzikal, Natalie Wood ve Russ Tamblyn’i rollerinde ölümsüzleştirmekle kalmayıp 10 tane de Oscar ödülüne layık görülmüştü.

 

Romanoff and Juliet

Peter Ustinov’un uzun yıllar kenarda unutulmuş Soğuk Savaş taşlaması Romanoff and Juliet ise hikâyesini diplomatik ilişkiler üzerinden şekillendiriyor. 1958 yılında sahne için yazılan (ve iki Tony ödülüne aday olan), üç yıl sonrasında ise başrollerinde Sandra Dee ve John Gavin ile sinemaya uyarlanan Romanoff and Juliet, Concordia adında, Doğu Avrupa’da bulunan, uydurulmuş ufak bir ülkede geçiyor. Sovyet ve Amerikan Büyükelçilerinin ülke başkanını yanlarına çekme uğraşlarının anlatısı politik gündeme göndermelerle dolup taşarken, hikâyenin aşk tarafını da bu büyükelçilerin biri kapitalist biri komünist olan çocukları ekrana getiriyor.

 

Romeo + Juliet

Avustralyalı yönetmen Baz Luhrmann’ın 1990’ları birbirine katan bu Shakespeare uyarlaması, Leonardo DiCaprio ve Claire Danes’i genç âşıklar rolünde, klasik oyunu da MTV estetiğine uyarlanmış hâliyle ekranlara taşıdı. 1996 tarihli bu yapım oldukça uzun bir aradan sonra Shakespeare’in lisanını modern bir düzenlemede, Verona sahilinde, silahlar, arabalar ve dövmeler eşliğinde yepyeni bir nesle sundu. Film, Radiohead, Garbage ve the Cardigans gibi gruplara yer veren soundtrack’iyle de bir hayli ses getirdi.

 

Tromeo and Juliet

Aynı yıl Troma Entertainment tarafından hazırlanmış ancak bahsi çok daha az geçmiş bir uyarlama da; Tromeo and Juliet. Düşük bütçeli bir B-filmi tadında, punk, anarşi, cinsellik, vahşet ve Shakespeare’i çarpıcı bir karışımda sunan film, Manhattan’da yaşayan Capuletler ve Queler arasında yaşanan çekişmelerin üzerine inanılmaz bir uygunsuzluk ve Motörhead grubundan da Lemmy’i katıyor. Aslında beklenmeyen bir başarı yakalayan bu yeraltı yapımı, arthouse sinemalarda ve Cannes Film Festivali dâhil olmak üzere dünyanın birçok yerinde uzun süre gösterildi.

 

Romeo Must Die

2000 yılında sinemalara gelen Romeo Must Die ise âşıklarının hikâyesini aksiyon türüyle harmanlayan onlarca adaptasyondan yalnızca bir tanesi. Romeo ve Juliet’ten çok West Side Story’e gönderme yapan ve başrollerinde Jet Li ve Aaliyah’nın yer aldığı film, intikam gütmek için Çin’den Amerika’ya gelen eski bir polise odaklanıyor. Filmin kendisi çok büyük bir başarı yakalayamasa da dövüş sahnelerinin koreografisi ve Destiny’s Child, Timbaland, Magoo ve Ginuwine gibi R&B ve hip-hop sahnesinden büyük isimlere yer veren müzikleri büyük ilgi gördü.

 

Ha-Buah (The Bubble)

Eytan Fox’un yönetmenliğini yaptığı 2006 tarihli İsrail bağımsız yapımı Ha-Buah ise iki gencin trajik hikâyesini yeniden beyaz perdeye, bu sefer günümüz Tel Aviv’ine taşıdı. Romantik komedi ve politik dram arasında seyreden bu yapım, yirmili yaşlarında bir grup genci, İsrailli Noam ve Filistinli Ashraf’ın aşkını ve yaşadıkları nahif yaşamlardan uzaklaşarak yavaş yavaş gerçeklerle yüzleşmelerini konu ediyor. Bir yandan farklı cinsel kimliklere ve ırklara karşı ayrımcılığı ele alan, bir taraftan da kin ve şiddetin kısır döngüsünü inceleyen film, 2007’de !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilmişi.

 

The People vs. Friar Laurence, the Man Who Killed Romeo and Juliet

İki saatlik bir müzikal olarak yazılan bu komedi adaptasyonu, orijinal oyunun bittiği yerden başlayarak iki genci evlendiren ve akabinde tiyatro boyunca ölümlerinden sorumlu tutulan kederli Friar Laurence’ın yaşadıklarını anlatıyor. Bir mahkeme salonunda geçen bu hararetli devam oyununda, bahtsız papaz, kızgın Veronalılar karşısında suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışıyor. Phil Swann ve Ron West tarafından yazılan ve hiciv, klasik trajedi ve skeç komedisini bir arada sunan yapım, Second City ve Chicago Shakespeare Tiyatrosu tarafından sahnelendi.

 

Warm Bodies

Bilim kurguyla klasik edebiyatın sık sık karşılaştığı günümüzde Shakespeare klasiğini zombilerle buluşturan Warm Bodies, çoğunlukla yaşayan hüküm sürdüğü bir dünyada, yaşayan bir kızı kurtaran ve yavaş yavaş insanlaşmaya başlayan zombi R’ı takip ediyor. Isaac Marion’un 2010’da yayınlanan romanından 2013 yılında beyaz perdeye uyarlanan hikâye, ikilinin arasında gelişen ilişkiyi komik bir dille anlatıyor. Nicholas Hoult, Teresa Palmer, John Malkovich ve Dave Franco gibi oyuncuları kadrosunda toplayan Warm Bodies’in devam filmi de yolda.

 

Still Star-Crossed

Scandal ve Grey’s Anatomy gibi dizileriyle televizyon ekranlarının vazgeçilmez ismi Shonda Rhimes’ın prodüktörlüğünü üstlendiği bu yepyeni dizi, yine Romeo ve Juliet’in ölümünün ardından yaşananları, 16. yüzyıl Verona’sını geri dönerek ele alıyor. Melinda Taub’un kitabından televizyona uyarlanan ve önümüzdeki sezon seyirciyle bulaşacak bu yapım, Juliet’in kuzeni Rosaline’in, iki aile arasında barışı sağlamak için Benvolio ile evlendirilmesiyle açılışı yapıyor. 

*West Side Story, 1-18 Mart 2017’de Zorlu PSM Ana Tiyatro’da.

Yazı  Leyla Aksu