Türkiye sahne sanatlarının iki özel ismi: AYFER ZEREN & YEKTA KARA
Paylaş

Ayfer Zeren

Zorlu PSM Studio'da gerçekleşen Royal Opera House bale gösterimlerinin sunum ve sohbetlerini gerçekleştiriyorsunuz. Bize biraz bu formattan ve yarattığı deneyimden bahsedebilir misiniz?
Aslında buradaki amaç ilan edilen bale gösterimlerini izlemeye gelen ve bale sanatını tanıyan, takip eden izleyicilere eser ile ilgili bilgiler aktarmak. Bu sanatın içerisinden gelen biri olarak ben, “İzleyici olsam ne öğrenmek isterdim?” sorusunu yönelttim kendime öncelikle. Biraz detaycı bir insan olduğum için de en gerekli ve önemli gördüğüm noktalara değinmek konusunda kendime hatırlatmalar yapmak zorunda kaldım.

Amaçlardan bir tanesi de ilk defa bale seyretmeye gelecek olan izleyicilerin bu sanat dalından zevk almalarını ve devamlı izleyici olmalarına katkıda bulunarak balenin her nesilden yeni izleyici kitleleri tarafından seyredilmesini ve yayılmasını sağlamak. Biraz önce değindiğim gibi iki taraflı bir süreç var burada bilgilendirdiğimiz kadar bilgilenmek, hatırlamak, takip etmek. Her zaman geriye dönüp bilgilerinizi tazelemekte fayda var. Gelecek izleyiciler arasında mutlaka o günkü performansın koreografına dair eserleri daha önceden izlemiş olan, konusunu bilen, müziğine ve icra eden topluluğa ve sanatçılarına dair bilgi sahibi olan tecrübeli izleyiciler olacaktır. Ben de kendi araştırmalarım, bilgi ve tecrübelerimden yola çıkarak ve görseller ile destekleyerek bir sunum gerçekleştirmeye çalışacağım.

Sezonun bale programını nasıl buluyorsunuz, aralarında sizin için özel olan yapım/yapımlar var mı?
Programda farklı koreografların klasik, neo-klasik ve modern tarzdaki eser ve yorumlarına yer verilmiş olması çeşitlilik sunması açısından çok güzel ve önemli. Çok önemli bir topluluk olan İngiliz Kraliyet Balesi tarafından dans ediliyor olması da başka bir ayrıcalık.

Bale dünyasına ait pek çok büyük ve küçük topluluk, geçmişten günümüze kadar gelen çok önemli eserlere imza atmış ve hâlen atmakta olan önemli koreograflar, yıldızlaşmış dansçılar ve kaliteli prodüksiyonlar var. Dolayısı ile hepsini yerlerinde takip etmek neredeyse imkânsız ancak bugünün teknolojik koşulları bizlere büyük avantajlar sağlıyor. Her ne kadar canlı performans izlemenin tadı bir başkaysa da bale sanatının içerisinde olan ya da izleyici olarak takip edenler için büyük avantaj.

Bu seneki performanslar gerçekten çok güzel ve devam ettiği takdirde daha da fazla çeşitleneceğini düşünüyor ve umuyorum. Programda yer alan koreografisi Balanchine’e ait Jewels, Peter Right’a ait The Nutcracker, Mac Millen’a ait Anastasia, McGregor’a ait Woolf Works ilk ilgimi çekenler.

Sizin bu gösterimler için nasıl bir hazırlık süreciniz oluyor?
Eserler için belirli bir araştırma ve tazelenme süreci gerekiyor. Esere dair koreograf, besteci, konu, sahne üstü tasarımcıları, icra eden topluluk, dans eden sanatçılar vb. bilgileri ve ilgi çekebilecek başka notları derlemek gerekiyor ilk önce. Örneğin aynı eser kaç farklı koreograf tarafından yaratılmış, ilk hangi topluluk ve kim tarafından dans edilmiş, farklı bir sanat dalında aynı esere dair örnekler var mı soru ve cevapları ile anlatımı zenginleştirip ilgi çekici yönleri öne çıkartmaya ve görsellerle renklendirmeye çalışacağım.

Gösterimlere katılmayı düşünen, ancak bale hakkında henüz başlangıç seviyesinde bilgi ve merakı olan biri için, bize biraz balede İngiliz ekolünden ve ROP yapımlarından bahsedebilir misiniz?
İngiliz ekolu bale alanında da önde gelen ekollerden bir tanesi hâlen. Sade, temiz, kaliteli ve en zorun çok kolaymış gibi yansıtıldığı bir bale tekniğini temsil ediyor İngiliz ekolü. Royal Opera House logo ve imzasını gördüğünüzde tescillenmiş, yıllardır aynı üst seviye ve kalitede performanslar sunan bir opera ve bale topluluğunu aklımıza getirmemiz gerekir. İngiliz ekolü, eserler ve dansçılar vasıtası ile seyirciye sunulduğunda biz izleyicilere ulaşan sadelik, aşırıya kaçmadan icra edilen muhteşem kontrolü izlemek her zaman bir ayrıcalık olmuştur. Sadelik, zarafet ve müthiş bir kontrol ile çok kolaymışçasına dans etmek... Bence Royal Ballet’yi tanımlayan en önemli unsurlar bunlar. Ben bir bale sanatçısı olarak İngiliz ekolünü sonuna kadar görebileceğimi, eserin ya gelenekçi ya da ilginç bir bakış açısıyla işlenmiş olacağını, en iyi dans ve dansçı kalitesiyle, en iyi dekor ve kostümle ışık kreasyonuyla ve en iyi orkestra eşliği ile harmanlanarak sunulacağını bilerek giderim Royal Opera House’a. Bu nedenle Royal Bale’nin temsillerini izleyerek başlangıç yapacak izleyicilerimizin memnun kalacağını ve doğru bir başlangıç yapmış olacaklarını düşünüyorum.

2003 yılından bu yana yoğunlaşarak devam eden bir eğitmenlik kariyeriniz var. Beraber çalıştığınız öğrencilerinize ve solistlerinize, aynı zamanda Türkiye'de gerçekleşen yapımlara da baktığınızda, ulusal bale ve performans sanatları üretimlerimizde nasıl bir rota görüyorsunuz? 
Özellikle son dönemlere baktığımızda dans sanatının zor bir dönem geçirdiğini ve varlığının sorgulandığını düşünüyorum. Diğer tüm sanat dalları gibi bale sanatı da uygarlığın, toplumsal ve kültürel gelişimin bir parçası ve korunarak geliştirilmesi ve ileriye taşınması gerektiği bir gerçek.

Yıllarca süren zorlu eğitim sürecinden geçerek bu sanatı yaşam biçimi ve meslek olarak seçen ve baleye, dansa değişik alanlarda (koreografi, tasarım, dansçı, müzisyen vb.) hizmet eden ve etmeye hazır pek çok sanatçı ve sanatçı adayı var Türkiye’de. Ancak, hem eğitim hem profesyonel anlamda bu sanatları gerektiği şekilde sunacak sahne, çalışma alanları ve şartlarına sahip değiliz. Bu kelebek ömrüne sahip sanat dalının gerektiği şekilde icra edilmesi için koşulların iyileştirilmesine ihtiyaç duyulduğu kanısındayım. Her alanda gerek bale, gerek modern dans, gerekse performans sanatları ile ilgili şartlar doğrultusunda hattâ bazen eldeki koşullar zorlanarak en iyi şekilde performanslar sergilenmeye çalışılıyor ancak 2017 yılına girerken koşar adım hızlanılması gerektiğini düşünüyorum.

Yekta Kara

Zorlu PSM Studio'da gerçekleşen Royal Opera House opera gösterimlerinin sunum ve sohbetlerini gerçekleştiriyorsunuz. Bize biraz bu formattan ve yarattığı deneyimden bahsedebilir misiniz?
 Londra'daki “Kraliyet Operası” (Royal Opera House) kurumu, gerek etkinliklerinin dünya ölçeğinde tanınıp bilinmesi, gerekse opera sanatının yaygınlaşması için çok hoş bir yol izliyor, bu sezon boyunca sahnelenecek toplam altı yeni prodüksiyonun ilk gösterimlerini 25 ülkede yayınlıyor. İşte bu filmler Türkiye'de de Zorlu PSM Studio'da gösterilecek.

Yalnız şu farkla: İngilizce altyazının yanı sıra biz Türkçe altyazı da veriyoruz, ayrıca gösterim öncesi ben esere, besteci ve metin yazarına, hikâyenin geçtiği ve yaratıldığı tarihsel süreçlere, söz konusu yeni yapımın bakış açısına, yorumuna, yaratıcı sanatçılarına ilişkin bir sunum yapıyorum, bir anlamda seyirciyi gösterime hazırlıyorum, eserin tüm ayrıntılarıyla algılanmasına yardımcı olmaya çalışıyorum.

Sezonun opera programını nasıl buluyorsunuz, aralarında sizin için özel olan yapım/yapımlar var mı?
Doğrusu, hepsi çok özel yapımlar. Çağımızı yansıtan, günümüz seyircisinin beklentileriyle örtüşen, teknik açıdan tüm sahne olanaklarının kullanıldığı, yetkin orkestra şeflerinin ve dünyanın önde gelen solistlerinin olağandışı yorumlarının yanı sıra orkestra, koronun mükemmel icralarının sunulduğu yapımlar. Ben kendi payıma, seyirciyle yüz yüze olmaktan, bütün bunları onlarla paylaşmaktan büyük haz alıyorum. Tabii, muhtelif zamanlarda yurt içinde, ya da yurt dışında sahneye koymuş olduğum bu operalar ile tekrar buluşmak da ayrıca heyecan duymama yol açıyor.

Sizin bu gösterimler için nasıl bir hazırlık süreciniz oluyor? 
Prömiyerleri daha yeni yapılmakta olduğu için önce filmi izliyorum, ardından bu yeni konsepte ilişkin araştırma yapıyorum, eserin orijinalinden yola çıkarak rejisörün ne anlatmak istediğine, eski ile yeni arasında ne tür bağlar kurmak istediğine dair bir anlamda iz sürüyorum. Elbet dönem araştırması yapıyor, eski bilgilerimi tazeliyor, 40 yıllık birikimimden yararlanıyor, sunumun didaktik olmaması için akılda kalacak çarpıcı olayları da araya katarak konuşmama hazırlanıyorum.

Opera ve sahne sanatları hem akademik hem yönetim hem de performans anlamında emek verdiğiniz, köklü bir kariyeriniz var. Türkiye izleyicilerinin opera ile olan ilişkisini nasıl buluyorsunuz, kariyeriniz süresince nasıl bir değişim, bir süreç gözlemlediniz? 
Ülkemizde 1980'li yılların sonlarından başlayarak özellikle 1990'larda operaya yönelik yoğun bir ilgi vardı. Tabii bunu daha ziyade İstanbul'dan yola çıkarak söylüyorum. Seyirci ile dolup taşan, oturma kapasitesi bin 300 kişinin üstünde bir salonda opera yapımlarının 75'er temsil yapabildiği bir İstanbul'dan söz ediyorum. Şunu asla göz ardı etmememiz gerekiyor: Bu sanat dalını özellikle gençlere sevdirebilmemiz, operayı yaygınlaştırabilmemiz için çağdaş ve nitelikli yapımlara ihtiyaç vardır, ayrıca mekân çok önemli. Profesyonel anlamda operayı ancak, bu işe uygun tasarlanıp yapılmış sahne ve salonlarda sergileyebilirsiniz.

Royal Opera House gösterimlerinin sunumları haricinde üzerinde çalıştığınız yeni projeler, 2017'de gerçekleştirmeyi düşündüğünüz üretimler var mı?
Şu sıralar, önümüzdeki üç aya ilişkin üzerinde çalıştığım projelerden ilki, 8 Ocak'ta Zorlu PSM'de gerçekleştireceğimiz Gala Konser. Hepimiz yeni yıla yeni umutlarla başlamak istiyoruz. Umut müzikte, umut gençlikte var. Şundan eminim, dünyanın dört bir yanından gelmiş, yaşı otuzun altında, ancak şimdiden en büyük opera kurumlarında başrol oynayan, önemli başarılara imza atan genç yıldızların sunacakları müzik şölenine katılmak, harika bir programa tanıklık etmek, yeni yılın ilk günlerinde bizlere büyük coşku verecek.

Bir diğer üstünde çalıştığım proje çocuklara ilişkin. Çocuklarımızın çok sesli müzikle, opera ile tanışmalarını oyunla ve yaşlarına uygun deneyimlerle sağlayacak, 5-11 yaş arasındaki ana okul ve ilkokul çocuklarına yönelik bir çalışma bu.

2017'nin başlarına denk düşecek üçüncü çalışmam ise ünlü orkestra şefi Sascha Goetzel yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve yurt dışından gelecek seçkin solistlerle 30 Mart 2017 tarihinde gerçekleştireceğimiz, ünlü besteci Richard Strauss'un "Güllü Şövalye" operası. Eserin ülkemizdeki ilk seslendirilişi, ilk sahnelenişi olacak bu.

Röportaj  Yetkin Nural

*Royal Opera House Gösterimi: The Nutcracker 19 Ocak’ta, Royal Opera House Gösterimi: Il Trovatore 22 Şubat’ta Zorlu PSM Studio’da.