Tülay Günal ile Kaldırım Serçesi Üzerine
Paylaş

Yazı: Ayça Manaz

Kaldırım Serçesi, Tülay Günal’ın etkileyici performansıyla tiyatroseverlerle buluşuyor. Gülriz Sururi, Başar Sabuncu, Genco Erkal, Can Yücel, Engin Cezzar ve daha nice saygıdeğer ismin dokunuşlarıyla 1982’den 2020’ye uzanan Kaldırım Serçesi’nin hikayesini Tülay Günal ile konuştuk.

Türkiye’de bir nesli Edith Piaf ile tanıştıran “Kaldırım Serçesi”nin neredeyse 40 senenin ardından tekrar sahnelenmesi nasıl gerçekleşti?

Evet, 1982’de Başar Sabuncu tarafından yazılıp yönetilen “Kaldırım Serçesi”, bu defa Altıdan Sonra Tiyatro prodüksiyonu ve Yiğit Sertdemir rejisi ile sahneleniyor. Projenin fikir babası Genco Erkal. İlk kez İstanbul Tiyatro Festivali’nde oynadık. Proje üzerinde çalışmaya başladığımız sırada Gülriz Sururi hayattaydı; kısa bir süre sonra maalesef onu kaybettik. Projeyi festivale sunduğumda festival direktörü Leman Yılmaz ile görüşmemizde “Kaldırım Serçesi”nin Türk tiyatrosunun iki büyük ustası Gülriz Sururi ve Başar Sabuncu’ya bir saygı duruşu olmasında karar kılındı. Ardından yönetmenimiz Yiğit Sertdemir ile görüştüm. Yiğit’in kişisel tarihinde bu iki ustamızın çok önemli bir yeri olduğu için hiç düşünmeden kabul etti. Müzik direktörümüz Yiğit Özatalay uzun bir süredir müzik düzenlemeleri üzerinde çalışıyordu zaten. Belki de işin en zor taraflarından biri olan müzik ve telifleri konusunu da hallettikten sonra birbirinden kıymetli oyuncu ve müzisyen arkadaşlarla provalara başladık. Altıdan Sonra Tiyatro, bu ülkede tiyatro yapmanın zorluklarını da düşünürsek, gerçekten çok zor bir işi hiçbir sponsor desteği olmadan hayata geçirdi.

Geçmişte Gülriz Sururi’den izleme fırsatı bulduğunuz Kaldırım Serçesi hakkında usta oyuncudan aldığınız tavsiyeler, yönlendirmeler oldu mu?

Tabii. Oynandığı yıl 12 yaşındaydım ve Ankara’da yaşıyordum; maalesef oyunu seyredemedim. Ancak birkaç yıl sonra oyun televizyon için uyarlandığında TV versiyonunu izlemiştim. Gülriz Hanım’ın o kendine has oyunculuğu, fiziği ve şarkılar uzun yıllar geçse de asla aklımdan çıkmadı.

Gülriz Hanım’ın kuracağı bir cümlenin bile ne kadar önemli ve yol gösterici olacağını biliyordum. O dönemlerden, nasıl hayata geçirildiğinden, zorluklardan… O tarihlerde İngiltere’de Edith Piaf müzikali oynanıyor ve ortalığı kasıp kavuruyor. Zeynep Oral izleyip Gülriz Sururi’ye tavsiyede bulunuyor. Bunun üzerine telif hakları için başvuruluyor; fakat inanılmaz yüksek bir telif istendiği için vazgeçiliyor. Sonunda “Bizim ülkemizde de çok değerli yazarlar var. Biz de kendi Edith Piaf’ımızı yazarız” diyor Gülriz Hanım ve Türk tiyatrosunun en önemli yazar ve yönetmenlerinden Başar Sabuncu’ya teklif götürüyor. Başar Sabuncu uzun uğraşlardan sonra oyunu yazıyor. İşin en zor kısımlarından biri olan şarkı çevirileri için ekibe bir başka usta, Can Yücel de katılıyor. Ekibe bakar mısınız? Başar Sabuncu, Gülriz Sururi, Can Yücel, Engin Cezzar… Ustaların titiz çalışması ile şarkılar müthiş bir prozodi ve Türkçe ile   dilimize kazandırılıyor. Çok zor bir dönemden geçiyorlar, maliyeti oldukça yüksek bir oyun. 80’ler Türkiye’sini düşündüğünüzde, siyasi olarak da durum pek iç açıcı değil. “Ama bu proje için her şeyimizi ortaya koyduk, her şeyin en iyi,en yetkin şekilde olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık” dedi Gülriz Hanım. Müzik düzenlemelerini Esin Engin yapmış; İstanbul Gelişim Orkestrası şarkıların icrası için stüdyoya girmiş; kalabalık oyuncu kadrosu ile ve Başar Sabuncu’nun yönetiminde oyun seyircinin ayağının hiç de alışık olmadığı bir sahnede oynanmış. Ve tiyatronun önünde uzun kuyrukların oluştuğu, çok ses getiren bir proje olarak Türk tiyatro tarihine geçmiş. Gülriz Hanım’ın söylediği en önemli noktalardan biri, “Edith Piaf’ı asla taklit etmeye çalışmadım” demesiydi. “Daha çok söyleyişindeki duygunun bendeki karşılığı ve dışavurumu ile ilgiliydim” dedi. Bu söylediği çok temel bir anlayıştı ve yol gösterici oldu.

Edith Piaf’ın yaşamını sahneye taşırken, kendinizi “Kaldırım Serçesi” olarak tekrar canlandırırken, bu yaşam hikayesinde en çok etkilendiğiniz dönüm noktası nedir?

“Böyle bir hayat ancak kurgu olabilir, gerçek olamaz” dedirten cinsten bir hayat. Yaşamı tümüyle, doğumundan ölümüne kadar sıradışı olaylarla dolu. Yoksul bir sokak şarkıcısı iken bütün dünyanın tanıdığı bir efsaneye dönüşmesi, çalkantılı özel hayatı, hayatının aşkı boksör Marcel Cerdan’ı uçak kazasında kaybetmesi. Cerdan aslında ertesi gün gelecektir ama Piaf programını değiştirmesi için o kadar ısrar eder ki, Cerdan maçtan sonra ilk uçağa atlayıp bir an önce onun yanında olmak için biletini değiştirir ve bindiği uçak düşer. Bunun için kendini suçlamış mıdır, vicdan azabı çekmiş midir bilmiyorum ama, eminim ki 48 yaşında çok erken biten hayatının onu sona yaklaştıran çok trajik ve hazin anlarından biriydi. Taşıması zor bir hayat.

Edith Piaf’ın şarkı söylerken sesi gibi ön planda olan ellerinin sizin temsilinizde de önemli bir yeri var. Kaldırım Serçesi’ni gözlemlediğinizde sahneye taşımak için neler keşfettiniz?

En yakın dostu, yazar, yönetmen Jean Cocteau onun ellerini tarif ederken şöyle der: “Şu küçük insana bakın; elleri yıkıntılar arasından fırlamış bir kertenkeleninki gibi. Bonapartvari bir alın ve henüz görmeye başlamış bir kör gibi bakan gözler. Böyle biri nasıl şarkı söyler? Kendini nasıl ifade eder? Gecenin büyük iniltilerini o daracık göğsünden nasıl çıkartabilir?..” Dolayısıyla elleri, bakışları, duygusu, bedeninin aldığı hal… Hepsini izledim. Oyunda en önemli kısım ise gençliği ve ölümüne kadar olan zamanda hem sesi ve hem de bedenindeki değişimi vermekti. Ona sokaklardan miras kalan romatizma hastalığı, geçirdiği trafik kazası, felaketler, acılar, içki ve uyuşturucunun etkisi ile çok genç yaşta çöken bedeni ve kalınlaşan sesi…

Yaşamını aynı merakla incelediğiniz ve sahneye taşımak istediğiniz başka kadınlar var mıdır?

Var evet. Çok etkilendiğim bir kadın hikayesi var. Ancak iyi bir metin olması ve tabii yönetecek kişi önemli. Birlikte bir çalışma sürdürebileceğim bir ekip olursa bakarsınız oynarım ilerde. Bunun için ciddi bir konsantrasyon ve çalışma gerekiyor. Tabii zaman.

Edith Piaf’ı döneminin diğer isimlerinden ayıran özellik nedir?

Edith Piaf gibi, sesiyle geldiği yer yani sokakla, söylediği şarkılar ve yaşamı arasında böylesine uyum sağlayabilmiş bir sanatçı zor bulunur. Sokakta doğan, sokakta büyüyen, sokakta keşfedilen, ününün doruğuna vardığı günlerde bile canı sıkıldı mı kendini sokağa atıp eski günlerdeki gibi sokaklarda şarkı söyleyen sıradışı bir kişilik. Ve tabii sesinin o kimseye benzemeyen tınısı ve duygusu.