Tiyatro ile Hayat Ters Yüz
Paylaş

"Yüksek Katkıda Bulunan Mekan Sponsoru" olarak parçası olmaktan mutluluk duyduğumuz 23. İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl 13 Kasım - 1 Aralık tarhlerinde yine İstanbulluları tiyatronun çarpıcı örnekleri ile buluşturacak. İzlemek için gün sayarken, festivalin direktörü Leman Yılmaz'a merak ettiklerimizi sorduk. 

Bu yıl 23.’sü gerçekleşecek olan İstanbul Tiyatro Festivali 2017 yılında beri yılda 1 kez  gerçekleşiyor. Bu değişikliğin festivale artıları ne oldu?

İstanbul Tiyatro Festivali yurt dışından gelen tiyatro, çağdaş dans ve performans alanındaki yapımlarla ve aynı zamanda yerli yapımların prömiyerlerine yer vermesi ile bu alanda sadece İstanbul’da değil Türkiye’de de alanındaki tek örnek. Hem İstanbul’da hem de yurt dışında bu alandaki üretimin artması, izleyicilerimizden gelen baskı sonucu bu kararı aldık. İki yılda bir olan festivalde güncel yapımları programa almamız zor oluyordu. Biz topluluklarla anlaşana kadar kimi zaman bir oyunun ya da gösterinin repertuardan kalktığına  tanık olduk. Ayrıca biliyorsunuz ulusal yapımlar festivalde prömiyer yapıyor. İki yılda bir olduğunda araya oldukça uzun bir zaman giriyordu ve ister istemez başvurularda da bir yığılma söz konusuydu. Bu nedenle de programı hazırlarken çok fazla yapıma yer vermek aslında bir makinenin giderek ağırlaşması ve hantallaşması gibiydi. İstanbul, Avrupa’daki ya da dünyanın farklı ülkelerindeki büyük kentler gibi değil. Sezon boyunca tiyatro ve dans alanında yurt dışınan gelen topluluk yok neredeyse. Bütün bunları yeniden düşününce festivali her yıla almanın doğru bir karar olduğuna inandık. Ayrıca yurt dışında festivalin görünürlüğü ve bilinirliği de arttı. Şu anda çok sayıda önemli topluluğu gelecek yıllarda programa almak için sıraya koyduk. İzleyicimiz de çok memnun. 2018 fetivalinde doluluk oranımız %97’ye ulaştı. Bu da bizi çok mutlu ediyor. 

Bu yılın teması #hayatersyüz. Nedir ters yüz olan?

Aslında beki de bugüne kadar olan kanıksanmışlıkları ters yüz ediyoruz. Aslında tiyatronun ortaya çıkışında, seyirciyle kurduğu ilişkisinde zaten var olanı ortaya çıkarmaya çalıştık. Bizim keşfettiğimiz bir sıradışılık değil altını çizmeye çalıştığımız  Tiyatro zaman içinde belli kalıplara hapsolmuş. Biz de aslında bugünün anlatımı ve teknolojisi ile izleyiciyi yeniden düşünmeye, sahne ve izleyici ilişkisini sorgulamaya davet ediyoruz tiyatroseverleri. Sahne neresi? Aslında her yer sahne olabilir… Oyun oynamak, hikaye anlatmak, bunlara seyirci olmak mı yoksa bunların bir parçası ve hatta hikaye kahramanının, oyun karakterinin kendisi mi olmak? Bu sorular yeni değil ama biz de yeniden hatırlatalım ve vurgulayalım istedik

Bu yılın programına dahil ettiğiniz toplulukları ve oyunları neye göre seçtiniz? Sizi en çok heyecanlandıran işler hangileri?

Bu yılın programında çok farklı yapımlar var. Uluslararası yapımları seçerken çok geniş bir yelpazede düşündük. Bir taraftan Yevgeni Onegin gibi izleyiciyi büyüleyecek bir edebiyat uyarlaması var, diğer taraftan Being Fasut- Enter Mephisto gbi seyircinin aslında karakterin kendisine dönüştüğü yine bir başka edebiyat uyarlaması yer alıyor Diğer taraftan sahnede kendi hikayelerini, büyük bir samimiyetle anlatan beş kadını izleyeceğiz.  Ionesco’nun farklı oyunlarını tek bir sahnede izleme fırsatımız olacak. Ulusal yapımlarda ise genellikle gerek metin, gerek sahnedeki anlatım araçlarının bugüne ve bize ait olmasına dikkat ediyoruz. Bu kararı verirken de hem metin hem de sahneye koyma açısından ilgi çekebilecek öneri ve projeler üzerinden ilerliyoruz. Genellikle sanatçı ya da topluluklarla öneri aşamasından sonra toplantılar yapıp projeler üzerine konuşuyoruz. 

Golden Mask ile işbirliğiniz kapsamında 4 oyun PSM’de sahnelenecek. Bu işbirliğini biraz detaylandırabilir misiniz?

Golden Mask Festivali ile tanışmamız ve bu iş birliğine karar vermemiz yaklaşık üç yıl öncesine dayanıyor. Bu tür uzun soluklu çalışmalar zaman alıyor. İlk iş birliğimiz 2018 festivalinde yine Zorlu PSM’de sahnelenen Robert Lepage’ın yönettiği Hamlet/Collage idi. Bu yıl bu iş birliğini daha da geliştirmeyi zaten hedeflemiştik. Hatta geçen yıl festival devam ederken biz bu yıl programda olan oyunlar üzerine konuşmaya başlamıştık. Aslında üç yapım olmasını planlıyorduk. Daha sonra İran Konferansı  da programa girdi. Büyük bir olasılıkla gelecek yıllarda da bu iş birliğimiz devam edecek. 

Paneller, atölyeler ve söyleşilerin de yer aldığı oldukça dolu bir yan etkinlik programı var festivalin. Hangi konu başlıklarına odaklandınız?

Bu yıl Genco Erkal’ın 60. Sanat Yılı, Dostlar Diyatrosu’nun da 50. yılı. Bu nedenle bir sempozyum düzenliyoruz. Yine Çağdaş Türk Tiyatrosu’nun konuşulacağı bir panelimiz olacak. Dans alanında atölye çalışmaları, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği ile üç yıldan bu yana devam eden ve sürdürülebilir bir proje olmasından da çok mutluluk duyduğumuz genç eleştirmenler atölyemiz olacak. Işık ve sahne tasarımı konusunda da yine bir panelimiz olacak. Bu panelde de alanında önemli çalışmalara imza atmış konuklarımız katılıyor konuşmacı olarak. Öğrenme ve Gelişim Programı olarak adlandırdğımız bu programın ücretsiz olması ve bu alanlarla ilgili geniş kapsamlı bir eğitim programına dönüşmesi de son derece önemli festival için.

İstanbul Tiyatro Festivalinin şehrin kültür-sanat hayatına ve Türkiye tiyatrosuna nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Festival uzun yıllardır kendi alanlarında önemli çalışmalar yapan sanatçı ve topluklara programında yer veriyor. Festival izleyicisi dünyaca ünlü yönetmen Robert Wilson,  koreograf Pina Bausch ile bu festivalde tanıştı. Son yıllarda yine festival izleyicisi Milo Rau’yu, Wajdi Mouawad’ı tanıdı. Bu topluluk ve sanatçılarla ilgili çok sayıda yazı yazılıyor, araştırmalar yapılıyor. Sadece işlerini izlemek değil seyircinin aynı zamanda yurt dışındaki sahne üretimlerini de eş zamanlı olarak izlemesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Festival buna da katkı sağlıyor. Bağımsız tiyatroların yapımlarına yer veren yine İstanbul Tiyatro Festivali’dir. İlk zamanlarda Öteki Tiyatro olarak programda yer alıyorlardı. Belli sayıda topluluk vardı. Bugün ise sahnelenen oyun sayıları o kadar arttı ki hepsini izlemeye yetişemiyoruz. Bu da festivalin  sanat üretimine çok değerli bir katkısıdır.

Röportaj: Gözde Tekay