Sanata Adanmış Bir Hayat: Erol Evgin
Paylaş

Çok büyük bir hayranınız olarak, öncelikle şunu belirtmem lazım ki: sizin gibi bir figüre sahip olduğumuz için ülkece çok şanslıyız. Müzik hayatınızda 50 muhteşem yılı arkanızda bıraktınız ve bu sürenin çok uzun bir kısmında da Türkiye’nin en sevilen, saygı duyulan sanatçılarından biri olmayı başardınız. Tüm kariyerinizi özetlemeniz bir röportaj sorusuna sığmaz; ama sizin için mihenk taşı olan olaylar nelerdir?


1969 yılında bir 45 devirli plakla başladı benim müzik serüvenim. Daha önceki yıllarda da amatör orkestralarla şarkı söylüyordum; ama 69'da “Sen” ve “Eski Günler” adlı iki şarkıyı Ezgi Plak’tan “single” olarak çıkardım. Bunu bir başlangıç noktası olarak kabul ediyorum. Ondan sonra 9 adet single yani 18 şarkıyla uzun bir arayış dönemim oldu. 1976 yılında Çiğdem Talu ve Melih Kibar’la birlikte “İşte Öyle Bir Şey” ve “Sevdan Olmasa” şarkılarını yaptık. 8 yıl birlikte çalıştık. “Söyle Canım” ve “İşte Öyle Bir Şey” şarkılarıyla Altın Plaklar aldık. 

80 yılında Şan Tiyatrosu’nda müzikaller oynamaya başladım. “Hisseli Harikalar Kumpanyası” ve “Şen Sazın Bülbülleri” ile 1 milyon izleyiciye ulaştık. Bu bir rekordu sahnelerde.. Bir müzikal olarak belki de hala kırılmamış bir rekordur.

Sinema filmleri yaptım. Anadolu’ya turnelerle gidemediğimiz yıllarda, “Meryem ve Oğulları”, “Renkli Dünya”, “Bir İlkbahar Sabahı” isimli 3 sinema filmi çektim. Müzikal filmlerdi bunlar. Böylece şarkılarımı Anadolu'daki müzikseverlerle buluşturmuş oldum.

TRT'de Cumartesi akşamları “Bizden Size” isimli programı 2 yıl boyunca sundum ve şarkılar söyledim. Özel televizyonların gündeme gelmesiyle “Süper Aile” adlı programı 500 bölüm sundum. Daha sonra televizyonlarda, hepsi ayrı ayrı 1, 2 yıl süren, “Erol Evgin Show”, “Bir Şarkısın Sen”, “Benzemez Kimse Sana” isimli programları yaptım. Bunlar hep kariyerimin kilometre taşları oldu. Arabesk müziğin egemen olduğu 80’li yılların ortasında kariyerimi korumak amacıyla sahnelerden uzaklaştım. O da bir kilometre taşıdır benim hayatımda. Bu dönemde Mimarlık Ofisi açtım. Eşimle birlikte 20 yıl Mimarlık yaptık. Bir yandan albümler ve TV showları sürüyordu.

2005 yılında Melih Kibar aramızdan ayrılınca altın şarkılarımızı orijinal kayıtlarıyla 2 CD koleksiyon albümler olarak çıkardım. O da bir dönüm noktasıdır. 2005 yılında sahne programlarına yeniden başladım. Küçük bir lokalde haftada 1 gece 11 yıl şarkı söyleyerek, insanlara sesimle dokundum. Tabii o arada yeniden konserler vermeye başlamıştım. 2005 yılından itibaren; yani 14 yıldır çok yoğun bir şekilde, yaklaşık yılda 50 konser vererek, müzik kariyerimi 50. yılına taşıdım. Burada iyi bir sese, doğru bir fiziğe sahip olmanın yanı sıra; zeka, çalışkanlık, insan ilişkileri gibi birçok faktör benim işimi 50 yıl sürdürmemi; eğitim, kültür, disiplin gibi faktörler kariyerimi bu günlere taşımamı sağladı. Zirveye çıkmak tabii ki çok zor; ama orada kalmak ve sürdürebilmek çok daha zor.


Yeni nesilleri önce “Altın Düetler” albümü ile buluşturdunuz. Albümün gördüğü büyük ilginin ardından da, birkaç ay önce, “Altın Düetler 2” albümünüzü yayınladınız. Nasıl gelişti bu süreç?

2016’ da; dört neslin birlikte söylediği, anılarımıza fon müziği olmuş, müziğimizin altın şarkılarına bir “Kadın Dokunuşu” olsun istedim. Uzun süren çalışmaların ardından müzikseverlerle buluşturduğumuz “Altın Düetler” albümümde; Hande Yener’le “Sevdan Olmasa”, Sıla’yla “Ateşle Oynama”, Emel Sayın’la “İşte Öyle Bir Şey”, Sezen Aksu’yla “Ben İmkansız Aşklar İçin Yaratılmışım”, Candan Erçetin’le “Aldım Başımı Gidiyorum”, Aşkın Nur Yengi’yle “Söyle Canım”, Nükhet Duru’yla “Bir de Bana Sor”, Zuhal Olcay’la “Hep Böyle Kal”, Şevval Sam’la “Neydi O Yıllar”, Göksel’le “Rüya” isimli şarkılarda düetler yaptık.  Albüm çok sevildi. Sıla ile okuduğumuz “Ateşle Oynama”  bir Sezen Aksu bestesidir, çok büyük sükse yaptı. Şarkı yurt dışına da taşındı. Son yıllarda ülkemize Araplar çok geliyor. Karşılaştığım Araplar beni görünce “Ateşle Oynama, Ateşle Oynama” diye şarkıyı söylemeye başlıyorlar.

2019 yılında da “Altın Düetler 2” yi çıkardım. Bu albümde de 12 kadın sanatçıyla altın şarkılarımıza kadın dokunuşuna devam ettik. Ajda Pekkan’la “İçimdeki Fırtına”, Atiye’yle “Tüm Bir Yaşam”, Ceylan Ertem’le “Sitem”, Demet Sağıroğlu’yla “Yeter”, Deniz Seki’yle “Bir İlkbahar Sabahı”, Farah Zeynep Abdullah’la “Sen Unutulacak Kadın mısın?”, Funda Arar’la “Deli Divane”, Kalben’le “Bizim Tango”, Nil Karaibrahimgil’le “Canım Benim”, Şebnem Keskin’le “İbadetim”, Zara’yla “Bir Bakışın Yetti”, Ziynet Sali’yle “Etme Eyleme” isimli şarkılarda düetler yaptık. Albümün ilk video klibini, geçtiğimiz günlerde Serdar Erener’in yönetmenliğinde, Nil Karaibrahimgil ile Canım Benim” isimli şarkıya çektik.

İlk plağınızı 22 yaşında çıkardınız. Günümüze kadar da sayısız esere ve iş birliğine imza attınız. Sizin için bu kabarık listeden ayrılan bir eseri ve hikayesini rica edebilir miyiz?

Tabii “İşte Öyle Bir Şey” ve “Sevdan Olmasa” benim müzikal kariyerimin dönüm noktasıdır. Kariyerimde beni zirveye taşıyan şarkılardır onlar. Ankara’ da çalışıyordum. Telefonla görüşüyorduk, “İşte Öyle Bir Şey”i Melih piyanoda çalıp, Çiğdem  telefonda seslendirdi. Öyle heyecanlandım ki, “Ben geliyorum” dedim, hemen uçağa atladım İstanbul’a döndüm. Çiğdem Talu, Melih Kibar ve ben şarkıyı birlikte akşama kadar çalıp, söyledik. Akşam tekrar Ankara’ya dönüp, gazino programıma yetişmiştim. O şarkı çok büyük sükse yaptı. O yıllarda Suadiye'de bir çıkmaz sokakta oturuyorduk. “Sevdan Olmasa” nın prova baskıları gelmiş, defalarca dinliyorum. Ben dinlerken, yandaki komşunun camı açıkmış; “Bu şarkı çalar çalmaz papağanım şarkıya eşlik edip, oynamaya başlıyor. Çok tutacak” demişti, öyle de oldu çok sevilmişti şarkı. Konserlerimi hep “Sevdan Olmasa” yla bitiririm.

Türkiye’nin en çok izlenen müzikali Hisseli Harikalar Kumpanyası’ndan biraz bahsedebilir miyiz? Bu kadar büyülü bir işin parçası olmak nasıldı?  Erol Evgin, Çiğdem Talu, Melih Kibar, Haldun Dormen, Nevra Serezli, Ayşen Gruda ve Adile Naşit gibi bir “rüya” kadro nasıl bir araya geldi?

Yapımcımız Egemen Bostancı'yı da unutmamak lazım, o da çok değerli bir yapımcıydı. Haldun Dormen’ in yazıp, yönettiği “Hisseli Harikalar Kumpanyası” müzikalinde Türk tiyatrosunun çok büyük isimleriyle; başta Adile Abla, Nevra Serezli, Turgut Boralı, Ayşen GrudaAsuman Arsan, Belkıs Dilligil,  İlyas Salman, Mehmet Ali Erbil (Mehmet Ali’ nin İstanbul’daki ilk işiydi) olmak üzere birçok sanatçıyla birlikte çalıştık. 2 ay prova yaptık. Çok dostça bir ilişki kurdum tiyatro sanatçılarıyla. “Ben bu işi bilmiyorum bana yardım eder misiniz?” diye onlara yaklaşınca, çok yardım ettiler bana. Tiyatrocuların zor yanları vardır; yani star da olsa sahnede şarkı söyleyen bir adamın gelip, başrolde olmasını başka türlü kabul etmeyebilirlerdi. Ben de onlara şarkılarda yardım ettim. Müthiş bir oyun oldu. Müzikler ve şarkılar çok güzeldi, oyun muhteşemdi ve iki yıl oynadık. Hakikaten o rekor hala kırılamadı.


Sizi canlı olarak ilk izlediğimde, şarkılarınıza eşlik eden mizah anlayışınızdan, hikayelerinizden de çok etkilenmiştim. Performanslarınıza nasıl hazırlanıyorsunuz?

“Aileler Yarışıyor” isimli yarışma programını yaparken Amerikalı yönetmenlerle çalıştık. Başta bir saniyenin hesabını soruyorlardı, televizyon şovunda bir saniye vakit kaybetmemek çok önemliydi onlar için, seyirciyi peşinden sürüklemek anlamına geliyordu bu.. Bundan çok etkilendim. Benim şovlarımda da saniyeler çok önemlidir. Boşlukların olmamasına çok dikkat ederim, hep seyircinin bir saniye önünden gitmeyi planlarım. Tabii Haldun Dormen’ in müzikallerinde oynamanın da sahne performansıma çok şey kattığını düşünüyorum. Aslında kendi kendime yaptığım bir reji gibi benim sahnem. Şakalarıyla, seyirci ile paylaşımlarıyla, dramatik unsurlarıyla, komedi unsurlarıyla 2 - 2,5 saatlik bir bütün. Bir oyun gibi, bir müzikal gibi düşünüyorum, böylece bir bütünlük oluşuyor.

Peki bu sıralar Türkiye müzik sahnesinden kimleri takip ediyorsunuz?

Sohbet sırasında yılda 50 konser verdiğimden bahsetmiştim. Bu konserlerin çoğu İstanbul dışında oluyor. Bu nedenle bir gün önce gidiyordum, bir gün sonra dönüyorum; yani bir konser için 3 günümü verdiğimi düşünürseniz, 150 gün salonlarda ve yolda geçiyor. Böyle olunca maalesef çok fazla konser takip edemiyorum. En son “Sertab’ın Müzikali” ni ve Şevval Sam’ın oynadığı “Müzeyyen” müzikalini izledim. Her ikisini de çok başarılı buldum.

Röportaj: Gözde Tekay