Prodüksiyon Sanatı: Maya Jane Coles
Paylaş

Kırık DAW’larla çalışarak 20 yaşına gelmeden önce kendi kendini eğiten Coles, jenerasyonundaki en üretken ve yaratıcı prodüktörlerden biri. Hikayesini, Elissa Stolman’a anlatıyor.

Real Tone Records, 2010 yılında What They Say albümünü yayınladığından bu yana Maya Jane Coles sahne ışıklarının altında. O zaman sadece 22 yaşındaydı ve zaten yıllardır müzik yapıyordu. Aradan geçen 10 yılda, kendi adı altında ve Nocturnal Sunshine olarak ürettiği orijinal çalışmaları içeren şaşırtıcı miktarda çalışmayı bir araya getirdi ve bunların çoğunu kendi I/AM/ME etiketiyle yayınladı. Maya Jane Coles ilk kaydını yayınladığı 2008 yılından beri 4 solo albüme, 30’un üzerinde single ve EP’ye, aralarında Little Dragon ve The Orb’un da yer aldığı sanatçılar için yaptığı 100’den fazla remikse imza attı. Ayrıca bağımsız sanatçılar için prodüktörlük çalışması, She Is Danger ikilisindeki dönemi ve bu sonbahar yayınladığı Nocturnal Sunshine LP’si var. Ve tüm bunları, çok kısa süreli bir müzik veya ses mühendisliği eğitimiyle yaptı.

Birçok azimli prodüktör gibi onun da her şeyi; belli seslerin nasıl üretildiğini, aranjmanların basit ama ilginç hale nasıl getirildiğini, bir parçanın nasıl yapıldığını, gamlar ve anahtarlar gibi müzikal konseptlerin nasıl uygulandığını ve bunların hepsinin profesyonel bir ses vermesinin nasıl sağlandığını kendi kendine çözmesi gerekti. Erişilebilir yöntemler ve gereçler kullanarak etkileyici bir katalog oluşturmayı başardı. Ev stüdyosu pahalı donanımlarla dolu değil. Çoğunlukla bir bilgisayarla çalışıyor.

Coles’un başarısı, yeraltı dans müziğinde hâkim olan mantıkla çelişen ve zor yoldan öğrenilen bir dersi kanıtlıyor: mükemmel müzik yapmak için akıllıca prodüksiyon yöntemlerine, müzik teorisi bilgisine ya da güzel bir donanıma ihtiyacınız yok. Aslında, YouTube’da yayınlanan eğitim videolarını izlemek ve vintage donanımlar toplamak için çok fazla zaman harcayan biriyseniz, kırık bir DAW ve eski bir sampler’a sahip 22 yaşındaki gayretli bir genç sizi bir anda geride bırakabilir.

Prodüksiyon yapmaya ne zaman başladın ve bunu yapmak istemene ne sebep oldu?

Çocukluğumda bazı enstrümanlar; çello, gitar, davul, org, bas gitar ve saksafon çalıyordum bu yüzden biraz müzikal temelim vardı. Ama prodüksiyona hip-hop ile başladım. 14-15 yaşlarındayken gitarları kaydederdim, babamın eski kayıtlarından da snare ve hi-hats seslerini kırpar, onları kasete veya mini-disk oynatıcıya kaydederdim. Babam, grafik tasarımcısı olduğu için Adobe After Effects’li bir Mac bilgisayarımız vardı. O yazılımla ses dosyaları da düzenlenebiliyordu, ben de evdeki bilgisayarla oynarken sesleri ve loop’ları kesebileceğimi keşfettim.

Sonra, video düzenleme yazılımının ses özelliklerini kullanmak zorunda olmadığımı, bunun için özel bir ses yazılımı olduğunu fark ettim. Cubase’in bozuk bir versiyonunu edinmeyi başardım, 1-2 yıl sonra da Logic’in çok daha iyi olduğunu keşfettim ve ona geçtim.

DAW sistemlerini kullanmayı nasıl öğrendin?

İlk önce kendi kendime öğrenmeye başladım, gerçekten. Hepsi çok sample tabanlı olan hip-hop prodüktörlerinden esinlenmiştim, bu yüzden önce başkalarının çalışmalarından sample’lar alıyordum. Sonunda denemeye ve kendim orijinal bir sample yapmaya karar verdim. Şu an kullandığım yöntemin büyük bir bölümü hook’ları ve melodileri kaydetmeye dayanıyor, sesi yeniden sample’layıp sonra onu işliyorum böylece sample’larını yaptığım diğer şarkılara benziyor ama benim kendi işim oluyor.

Daha önceki şarkılarının içerdiği öğelerden mi sample yapıyorsun yoksa stüdyoda canlı çaldığın enstrümanları mı kaydediyorsun?

Her ikisi de. 16-17 yıldır müzik yapıyorum bu nedenle hiç gün ışığı görmemiş eski kayıtlardan oluşan kütüphanelerim ve arşivlerim var. Bunların çoğu sadece taslaklar ve fikirler. Eğer yeni bir şarkıya başlarken fikir bulmakta zorlanırsam hiç yayınlamadığım bir şarkıda kullandığım bir loop’u (döngü) yakalayabilirim.

İşlerimin çoğunun, oldukça hook tabanlı olduğunu düşünüyorum. Temel bir riff, melodi veya ton devamlılığı var. Hook, bas dizilimi de olabiliyor. Kilit unsur ara sıra davullar olsa da çalışma eğilimim pek bu yönde değil. Bu ayrıca duruma bağlı olarak değişiyor çünkü birçok stil üzerinde çalışıyorum, benim için her şeyin bir araya gelmesi farklı bir şekilde oluyor. Ancak genelde yaptığım ilk şey kompozisyon tarafı. Parçayı bunun etrafında kuruyorum.

Melodiler ve riff’ler basit sesler gibi gelebilir ama arkalarında çok fazla müzik konsepti bulunuyor. Enstrüman çalmayı öğrenirken, aynı zamanda akortlar, ölçekler ve anahtarda kalmak gibi temel müzik teorisi eğitimi de aldın mı?

İlk okulda sanırım 8 yaşındayken, annem beni teori derslerine gönderdi. Derslere katılmayı hiç istemezdim ve pek önem vermezdim ama çok küçük yaşta olduğum için bir şekilde çok şey öğrendim ve öğrendiklerim yerleşti. Bununla ilgili pek bir şey söylemedim ama o zaman öğrendiklerimin akort, ses ve melodi yapılarını anlamamda ve bu şekilde müzik besteleyebilmemde büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum.

Teknik konular benim için çok geri planda kalıyor ya da en azından kalıyordu. DJ dünyasında çoğu prodüktörün mutlaka müzikal bir temel olması gerekmeden, başlangıç olarak teknik taraftan geldiğini gördüm, çünkü konu DJ’lik yapmak olduğunda bu özellikle ihtiyaç duyulan bir şey değil. Bir kompozisyona deneme-yanılmayla ve bilinçli tercihlerle varmak arasında bir fark var. Birçok insan iki loop’un birbirine uymadığını ya da bir melodinin bir bassline üzerine oturmadığını söyleyebilir ancak bunu sağlayacak bir şeyi denemeden yapabileceklerini ya da düşünebileceklerini sanmıyorum. Bu daha çok “Bu işe yaramıyor. Bu olmadı. Peki bu?” gibi ilerleyen bir süreç.  

Melodiler bana sadece geliyor. Bu sürecin en kolay kısmı. Müzik benim için çok duygu odaklı ve bu yüzden genellikle yapmaya çalıştığım ilk şey duygu tarafından vuracak ve bir şey hissettirecek bir öğe yaratmak. Bazen oturuyorum ve üç notalık bir melodi veya herhangi bir şey bulana kadar gitar veya bas çalıyorum sonra onu Kontakt ya da Battery’de yeniden sample’lıyorum. Kullandığım başlıca araç EXS24 Logic’teki dahili sampler. Yıllar boyunca kaydettiğim veya programladığım ve aktardığım seslerden yüzlerce kütüphane ve preset’ler yarattım. Yumuşak bir synth kullansam bile sesi dışa aktarıp sonra tekrar işliyorum, çünkü en iyi sesle çalışıyorum.

Kaydettiğin kütüphaneler ve preset’lerden bahseder misin?

Kütüphanelerin büyük bir bölümünde ev yapımı perküsyon sesleri veya el çırpma ve mırıldanma sample’ları, vokal stab’ları ve kitleri var. Düzenlemek yıllar sürdü. Önceden daha çok müzik yapmaya odaklanırdım ve hiçbir şeyi etiketlemez veya sesleri sınıflandırmaz ya da kütüphanelerimi organize etmezdim. Son birkaç yıldır tarihlerine göre sınıflandırmaya başladım ve bu çok iyi bir şey çünkü farklı dönemlerde ne kadar üretken olduğumu tam olarak görüyorum. Bu inanılmaz bir fark yaratıyor. Üzerinde daha önce çalıştığım sesleri bulmak için saatler harcardım.

Sesleri farklı kitlerde nasıl sınıflandırıyorsun? Enstrüman türüne veya uygun olabilecek müzik tarzına göre sınıflandırılmış kitlerin var mı?

Hangi türde olursa olsun müziği oluşturmak için aynı formülleri çok fazla kullanma eğilimim var. Temel seslerim çok benzerlik taşıyor. Yaptığım her şeyde çok benzer türde kick davullar, filtreler, kompresörler ve efektler kullanıyorum. Temel sesler aynı ama onları farklı tarzlar için farklı şekillerde efektliyorum. Karakterimin yaptığım her şeye yansımasının kilit unsurlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum. Yaptığım müzik ister hip-hop ister daha akustik, folka yakın ya da biraz house veya tekno olsun, ortak bir dizi duyuluyor çünkü yaklaşımım gerçekten çok benzer. EXS24'te yaptığım bir sub’ı, aslında bambaşka bir sound’u olan parçaların tamamında kullanabilirim.

Davullar için, yaptığım müziğin türünden bağımsız olarak oldukça belirli bir ses tercih ediyorum. Çoğu zaman bu çok filtrelenmiş ve düşük frekansların yoğun olduğu bir ses oluyor. Müzik yapmaya ilk başladığım zaman, mix down’lar veya benzer konular hakkında hiçbir fikrim yoktu bu yüzden bir ses üzerinde duymak istediğim hale gelene kadar çalışıyordum. Her şeyi “yanlış” yapıyordum. Ama bu umurumda değildi çünkü ses istediğim gibi oluyordu.

Yayınlamaya karar verdiğin kayıtların için de durum böyle mi?

Evet. İlk kayıtlarımı dinlemekten nefret ediyorum çünkü mix down’larımın sesi şu an bana darmadağın geliyor. İlk kaydımı galiba 12 yıl önce yayınladım, sanırım 19 yaşındaydım. O yaştayken şöyle bir düşünce yapım yoktu: “Yayınlamak için mükemmel olana kadar bekleyeceğim.” Daha çok şöyle düşünürdüm: “Bir şey yayınlamak için fırsatım var. Boş ver, yayınlıyorum.” Gençken, bir şey yayınlandıysa daima orada kalacağı gerçeği hakkında düşünmüyorsunuz. Yine de şimdi onu asla değiştirmezdim.  

İnsanlar bana sıklıkla “Birçok kişi parçalarında mix down yapmıyor. Eğer bundan hoşlanmıyorsan bir mühendise yaptırabilirsin” diyor. Ben de “Peki, o zaman ben nasıl öğreneceğim?” diyorum. Şu anda çok daha iyi mix down yapabilmemin sebebi 10-15 yıl öncekileri dinleyip neyi farklı yapabilirdim diye düşünmemden kaynaklanıyor. Aslında o zamanlar parçalarımın mükemmel olmasını çok da umursamamış olmak biraz hoşuma gidiyor.

Bir şey yapmanın “doğru” ve “yanlış” yollarını öğrenmek ve aşırı öğrenmek arasında denge kurmakta zorlanıyorum. Bazen bir parçayı bir arkadaşıma veriyorum ve “Neden bu mix down’da bas sesini artıramıyorum?” diyorum ve onlar da benim uymaya çalıştığım bütün kuralları yıkarak sesin çok daha iyi olmasını sağlıyorlar. Ben orada gergin bir şekilde oturarak “Bir dakika dur, sanırım redlining yapıyorsun” diyorum, onlar da “Ne olmuş yani?” diyerek  benim istediğim hale gelene kadar yaptıkları şeyi yapmaya devam ediyorlar.

Anlıyorum tabii. Ben kendi kendime öğrendim ve evdeki bilgisayarım internete telefonla bağlanıyordu. Şimdi olduğu gibi öyle hemen online olup yüzlerce veya binlerce eğitim videosuna ulaşmak gibi bir şey yoktu. Ama Londra’da büyüdüm ve etrafımda birçok imkân vardı. Çocukluğum Camden Council’de geçti ve orada çocukların yaz tatillerinde veya haftada bir gün, okuldan sonra gidebileceği hayır kurumu gibi stüdyolar vardı. Yeni başlayanlara Ableton ve Logic temellerini öğretmek için ücretsiz dersler veriliyordu. Yeni bir proje nasıl oluşturulur, bir kanal kayda nasıl bağlanır, bazı temel ekolayzır prensipleri gibi… Bu dersleri aldım ve geri kalanı da kendi kendime öğrendim.

Yine de kurallara uygun mix down’lar hakkında hiçbir şey öğrenmedim. Sonunda kulaklarım daha önce duyamadığım sesleri duymaya başladı. Yaptığım eski bir parçayı dinlerken "İnanamıyorum, bu snare kulağa çok sert geliyor. Bunu nasıl duymadım?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Başkaları için prodüktörlük, diğer sanatçılar için vokal kayıtları yapana kadar bir şeyleri daha geleneksel bir şekilde öğrenmeyi denemedim. Artık sadece kendi çalışmalarımdan sorumlu değildim bu yüzden kurallara daha fazla uymam gerektiğini düşündüm. Kendi parçamın sesini istediğim hale getirmek için her şeyi yapabilirim. Ama başka biri için ürettiğimde şarkılarını mahvetmemeliyim diye düşündüm. Daha “profesyonel” olmam gerektiğini hissettim.

Şöyle düşünmeye başladım “Tamam, burada mecbur olmadığım ama izleyebileceğim bir dizi kural var. Ama bu kurallara uymak prodüksiyonlarımın teknik açıdan daha iyi olmasını sağlar.” Sonra kurallar hakkında ve uyumsuzluk olmaması için neden belli frekansları kullanmamam gerektiği hakkında ve sonra da buna dayanarak “bu öğeyi çıkarmalıyım” gibi yaratıcı bir karar vermek hakkında çok fazla düşünmeye başladım.

Bunun kesinlikle müzik yapma yaklaşımımı biraz değiştirdiğini gördüm. Benim için yaratıcılığın ve eğlencenin çoğunu ortadan kaldırıyordu. Bu yüzden bunu yapmayı bıraktım ve artık üzerinde çok daha az düşünüyorum. Bununla birlikte bilginin olması inanılmaz bir fark yaratıyor elbette. Kurallara uyuyorum ve kulağa gerçekten hoş gelmediğini fark ediyorum, çünkü yapmamam gerektiğini düşündüğüm bir şey yapmışım. Öyleyse eski haline geri getiriyorum ya da hakkında düşünmeyi bırakıyorum. Bu durum, süreçten dinlemeyi kaldırabiliyor ve onun yerine kulağının sana rehberlik etmesine izin vermekten ziyade kendini frekans spektrumuna bakarak mikslerken veya kurallara uyarken buluyorsun. Bana göre mix down öğrenmek, belirli konseptleri uygulamayı ya da belli araçları kullanmayı öğrenmekten çok dinlemeyi öğrenmek gibi. Sen ne düşünüyorsun?

Bu yüzden bir seferde tek bir parça üzerinde çalışmanın pratikte imkânsız olduğunu düşünüyorum, özellikle de mix down yaparken. Kulakların seslere alışıyor. Aynı anda on şeyle çalışmayı seviyorum böylece aralarında gidip gelebiliyorum. Bir şeye ince ayar yapıyorum sonra 30 dakikalığına başka bir şey yapıyorum ve sonra da bir diğerine 30 dakika ayırıyorum. Bir parçadan 30 dakika uzak kalmak ve başka bir şeye odaklanmak, sonra geri dönüp hemen değiştirmek istediğim şeyleri yakalayabilmem için kulaklarıma yeterli bir mola sağlıyor. Diğer türlü etrafında saatlerce dönüp durabilirim veya çok fazla dinlediğim için daha kötü bir hale getirebilirim.

Mix down, süreç içinde ilerleyerek yaptığın bir şey mi yoksa önce fikri ortaya çıkarmaya çalışıyor sonra gözden mi geçiriyorsun? Bu süreç ekolayzırı ayarlamaktan ne kadar farklı?

İlerleyerek denemeyi ve mix down yapmayı tercih ediyorum. Bu, final mix down sürecini çok daha kolaylaştırıyor. Senaryoya da bağlı; açıkçası hareket halindeyken çalışıyorsam bu en önemsiz önceliğim oluyor çünkü monitörlerim veya sessizlik yok ve belli frekanslar kulaklıklarla duyulamıyor. Bu yüzden seyahat ediyorsam daha çok fikirler; sesler üretmek, sesleri kesmek, kütüphaneler oluşturmak üzerinde çalışıyorum. Bu, parçalarım için cephane oluşturmak gibi bir şey, böylece stüdyoya geri döndüğümde kullanabileceğim malzemelerim oluyor. Bir otel odasında ya da bir uçuşta mevcut fikirlerimle uğraşırken saatler geçiriyorum, sonra stüdyoya getiriyorum ve “Eyvah! Hepsini mahvettim” diyorum.

Mix down’ların konusunda karşılaştığın bazı genel zorluklar neler? Genel bir hedefin var mı?

Öncelikli odağım bir parçadaki hiçbir sesin rahatsız edici olmadığından emin olmak ve sonra her şeyin mümkün olduğunca dolu ve zengin olmasını sağlamak. Parçada derinlik olmak zorunda.

Kafamda hayal ettiğim şekilde duyulmasını, redlining olmadan bir mastering mühendisine göndermeye uygun olmasını istiyorum. Low’larda aşırıya kaçma eğilimim var özellikle de club müziği veya bas etrafında dönen bir şey yaparken. Her şeyi dengelemeye çalışıyorum. Dans müziği olmayan bir şey yaptığımda bile, içimdeki clubber her şeyi bas ve davullarla şekillendirmek istiyor. Pop müziği düşük frekanslı seslerin ağırlıkta olduğu club kökenli bir formülle yapıyorum. Bu yüzden hangi tarz üzerinde çalıştığım fark etmez, mix down’lara çok benzer bir yaklaşımım var.

Röportaj: Elissa Stolman

Kaynak: Resident Advisor