Portekizlilerin hayal kırıklıklarına ses veren müzikal gelenek: Fado
Paylaş

19 Aralık Pazar akşamı Zorlu PSM’de gerçekleşecek Mariza performansına kadar, fado kültürüne dair bilmeniz gerekenleri derledik.

Nedir?

19. yüzyıldan günümüze kadar uzanan Portekiz geleneksel müziği fado, denizcilik yapan sevdiklerinin yolunu gözleyen Portekizli kadınların özleminin ya da geri dönmeyen sevgililerinin ardından yaktıkları ağıtların şekillendirdiği bir tür. Tam bir Türkçe karşılığı olmamakla beraber, kökeni Latince’de “kader” anlamına gelen “fatum” sözcüğüne dayanıyor.

Salazar rejimi altında uzun yıllar diktatörlükle yönetilen Portekizlilerin halk şarkıları, şaşırtıcı olmayacak biçimde melankoli, yalnızlık, nostalji, hayal kırıklıkları ve kadercilik gibi temalardan besleniyor.

Fado müziği adını Portekiz kentlerinden alan iki kola ayrılıyor: umutlu Coimbra ve teslimiyetçi Lizbon. Geleneğini nesiller boyu aktarıp güncelleyen müzisyenler sayesinde fado, bugün hâlâ popülerliğini koruyan bir janr.

Amália Rodrigues, Alfredo Marceneiro, Mariza Reis Nunes (sahne ismiyle Mariza) ve Ana Moura, fado geleneğine en çok iz bırakmış müzisyenler arasında.

Kültürü nasıl etkiledi?

Klasik fado, 12 telli Portekiz gitarı ve akustik gitara eşlik eden tek kişilik vokal performansıyla inşa edilirken, türün modern versiyonunda kullanılan enstrümanlar ve düzenlemeler çeşitleniyor. Fado icracıları, fadista olarak adlandırılıyor. Fadistaların mikrofon kullanmayanları makbul.

1830’larda fadonun popülerleşmesini sağlayan ilk fadista Maria Severa, türün Lizbon stilini karakterize eden müzisyen aynı zamanda. Severa’nın sahnede kullandığı koyu renk şalı, sonraki nesillerdeki kadın fadistalar için klasikleşmiş bir aksesuara dönüştü.

İspanya’nın flamenkosu, Arjantin’in tangosu gibi Portekiz’in fadosu da şiir diliyle zenginleşti. Luis Vas de Camoes, Fernando Pessoa gibi Portekiz’in önemli ozanlarının, türün anlatısal gücüne verdiği katkı büyük. 

Şairlere göre fado, kayıpları anlatıyor. Kaybedilen bir imparatorluğu, kaybedilen bir kültürü, bazen de yenilmiş bir erkeği. Portekiz’in yaralı tarihinin sonik karşılığı olarak tanımlamak da mümkün.

Fernando Pessoa, bu müzikten şöyle bahsediyor: “Şiir ve şarkı, ruhta olmayanı yansıtır. Bu nedenle halkların hüzünlü şarkıları neşe yüklüdür; neşeli şarkıları ise hüzün. Fado, güçlü bir ruhun bitkin düşmüş hâlidir.”

Fado’nun divası olarak kabul edilen Amália Rodrigues ise, “Fado gizemli bir şeydir, onu duyumsamak için insanların ıstırapla doğması, arzuları, tutkuları olmayan, sanki hiç var olmamış biri gibi hissetmesi gerekir.” diyor.

Halk şarkılarının performe edildiği özel mekânlar olan fado evlerinde şarap eşliğinde yenilen akşam yemeklerinin ardından, loş bir ışık ve sessizlik sağlanıyor ve müzik başlıyor. Yalnızca geceleri hizmet veren bu yerlerde performans esnasında yemek yenilmesi ya da içeriye yeni bir ziyaretçi alınması kesinlikle yasak. Ayrıca fado evleri, özellikle Lizbon için oldukça önemli bir yere sahip. Kentin Alfama Bölgesi’nde, fado kültürüne dair bilgi akışı sağlayan ve etkinlikler düzenleyen bir de müze bulunuyor.

Tarihten birkaç not

Portekizliler için güçlü toplumsal değerler barındıran fado, Salazar diktatörlüğünde tehdit olarak görülüp önce sansüre uğratıldı, sonra da duygusal içeriğinden arındırıldı ve diktayla uyumlu bir forma sokularak rejimin amblemi hâline getirildi. Karanfil Devrimi’nin ardından, fado müziği üzerinde uygulanan tüm kısıtlamalar kaldırıldı.

Fado, Kasım 2011’de UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne katılımının ardından turistlerin ilgisini çekmeye başlayarak kendine icra edilecek daha fazla yer bulmaya başladı ve deyim yerindeyse yeniden doğdu.

Yazı: İlayda Güler (Bant Mag.)