Nils Frahm ile Satır Arası
Paylaş

Asırlık bir enstrümanın arkasındaki sıra dışı sihirbaz, Alman besteci ve multi-enstrümantalist Nils Frahm, müzik üretiminin köklerine iniyor. Frahm ile 19 Eylül’deki canlı performansı öncesinde melodiler, ilham perileri, insanın karanlık yüzü ve hayaletler üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Gerçek ilham yalnızca sound.”

Müzik arayışınız ilk günden beri hiç bitmedi – ne Funkhaus Berlin’deki stüdyonuzda kayıt yaparken ne de Mallorca Adası’ndaki küçücük bir kuyuda tınıları kaydetmeye çalışırken. Sizin için iyi müziğin, iyi besteciliğin ve melodinin en basit tanımı nedir?

Tam olarak bu aslında! İyi bestelenmiş kaliteli melodiler.  Bu benim için iyi müziğin en basit tanımı olabilir. İyi müzik zor bir soru aslında ama sanırım beni rahatsız etmeyen müzik olarak cevap verebilirim. İyi müzik beni dinlediğim parça ile dengede tutmalı. Kendi ruhumla ve benliğimle dengede tutmalı. Bu her zaman benim için geçerli sanırım.

Enstrümanların fiziksel ruhları olduğuna inanmaktasınız. Devrim niteliğinde synthesizerlara sahip olmanıza rağmen hala Danimarka’dan satın aldığınız küçük piyanonuzda şarkılarınızı kaydediyorsunuz. Bugün yaşadığımız uçsuz bucaksız dijital evren içinde analog bir dünyada yaşamayı tercih ediyorsunuz. Tüm bu kararlar bir müzisyen olarak kimliğinizi nasıl oluşturuyor? Müziğinizi enstrümanlarda mı buluyorsunuz?

Kesinlikle! Müziği her zaman enstrümanlarımda ararım. Ben bir şarkıcı değilim bu sebeple müziği kendi içimde bulmam zor. Bunun yerine müziği her türlü nesnel obje içinde bulmayı ve ortaya çıkarmayı deniyorum. Bir objeye ellerinizle dokunduğunuz anda doğal olarak bir ses yansıması elde ediyorsunuz. Bu herhangi bir obje olabilir. Enstrüman olarak adlandırdığımız kompleks objeler de aslında tamamen aynı prensip ile çalışıyorlar. Akord ediyorsunuz ve doğru olanı yapıp sonuca ulaşıyorsunuz! Enstrümanlarla aramdaki ilişki çok güçlü. Ama aynı zamanda müziğin toprağın altında yetiştiğini de düşünenlerden biriyim. Dışarda tek başınıza durduğunuzda duyduğunuz tüm seslerin mükemmel bir harmoni içinde çok iyi bir beste ortaya çıkardığını fark edin ve bu konserin tadını çıkarın. Burada hiç bir enstrüman görmüyorum, sadece anın vaad ettiği melodiyi hissediyorum. Bir enstrüman bir ses yansıması elde edebileceğiniz herhangi bir şey olabilir. Bakış açınızı bu şekilde manipüle ettiğiniz zaman çevrenizdeki müziği duymak harika bir duyguya dönüşüyor. Çoğunlukla gözlerinizle ayırt ettiğiniz dünyayı kulaklarınızla tanımaya başlıyorsunuz.

Geçmişin gücüne inanır mısınız? Bugün alışılmışın dışında bir elektronik müzik temelinde oluşturduğunuz müziğiniz Tchaikovsky gibi kült bestecilerin sofistike besteciliğini anımsatıyor. Besteciliğin, müziğin ve mükemmel melodinin sırlarını nasıl keşfettiniz?

Bir piyanist olarak benden önceki bestecilerin yaptığı işlerden etkilenmeseydim bugün sahip olduğum tüm bu fikirlere sahip olamazdım.  İyi melodinin tüm olanaklarını onlar sayesinde keşfettiğimi düşünüyorum. Üzerinde çalıştıkları – bugün bildiğimiz veya bilmediğimiz her şey benim için muhteşem bir ilhamdı ve ben de bir besteci olarak bu etkiyi yaratmak istediğimi biliyordum. Popüler müziğin hayranı olmadığım için başlangıç noktam her zaman benden önceki müzisyenler oldu.

 

All Melody ile kariyerinizde müziğinizi devrimci bir niteliğe dönüştüren yeni bir sayfa açtınız. All Melody albümünde bir koro, yaylı sazlar ve birçok başka enstrüman size eşik ediyor ama canlı performansınız solo. All Melody’i sahneye nasıl uyarladınız? Canlı performans deneyimini nasıl tasvir edersiniz?

Aslında yalnızca şarkıları değiştiriyorum ve bazı şarkıları çalmıyorum çünkü bana eşlik eden bir orkestra olmadığında çalışmadıklarını düşünüyorum. Ama aynı zamanda elimde çok fazla materyal var ve bu yüzden çok fazla seçeneğim ve de seçme şansım var. Özellikle solo çaldığınız zaman zincirlerinizden tamamen kopabiliyorsunuz – etrafınızdaki kimseyi o anda yapmaya karar vereceğiniz bir sonraki adımınıza dair bilgilendirmenize gerek yok. O an içinde karar veriyorsunuz. Enerjisini seviyorum – solo performans kesinlikle çok zor bir iş ama aynı zamanda sahne üzerinde yapabileceğiniz en ödüllendirici şey. Bu yüzden solo performansın enerjisini tutmaya karar verdim. Odağı dağıtmayı sevmiyorum sanırım, her şeyi kendi başıma çalmayı ve deneyimlemeyi seviyorum. Bu beni de daha fazla çalışmaya itiyor, sahnede bana eşlik eden bir ekibimin olması elbette benim için daha kolay. Ama bu performansın yoğunluğunu değiştiriyor. Bu yüzden insanları ve enstrümanları solo performansın tükenmeyen enerjisini korumak için feda etmem gerekiyor. Bir enstrümanı, bir melodiyi veya herhangi bir elementi kaybetmeyi şarkıları tekrar yazarak müziğin aslını kaybetmeye her zaman tercih ederim. Müzik olabildiği en çıplak şekliyle çalışmalı – herhangi bir ekstraya veya dekorasyona ihtiyacı yok.

All Melody tamamlandığında bu süreç içinde aklınızda şekillenen diğer tüm alternatifleri yok ederek başlı başına bir müzikal karakter olarak ortaya çıktı. Aklınızda başka neler vardı? All Melody hiç yayınlanmamış olsaydı bugün Nils Frahm ne yapıyor olurdu?

Hiç yayınlanmamış olsaydı? (Gülüyor) Sanırım çok benzer bir işin peşinde olurdu! Muhtemelen farklı şarkılar yer alırdı albümde ama tamamen tesadüfi olarak işlerin farklı gelişmesinden kaynaklanırdı bu farklılık. Yarın stüdyoya girip kayda tekrar başlasam aynı şeyi kesinlikle kaydedemem. Her üretim biraz da şans işi. Stüdyoya girip yeni bir parça yazmaya veya var olanı tamamlamaya çalışırken o gün o anda yaşadığınız ve sizi etkileyen şeylerin gidişatı nasıl değiştirdiğine inanamazsınız. Bazen işlerin beklediğinizden bu denli farklı sonuçlar doğurması beni çok şaşırtabiliyor. Başlangıçtaki düşüncenizden daha da doğru şeyler ortaya çıkıyor. Bu gibi anlarda birinin bana yardım ettiğini inanıyorum! Bazı günler ise duvara bakıyorsunuz, duvara bakıyorsunuz ve duvara bakıyorsunuz. Ama benim için her zaman bir sonraki adım çok heyecan verici. Ve gelecek her zaman merak uyandırıcı…

Önceki röportajlarınızdan birinde sahnede korkuyu “hiper-gerçek” bir duyguya dönüştürdüğünüzden bahsediyorsunuz. Bugün başarılı bir müzisyen olarak sahne performanslarınızda bu korku halen var mı?

Elbette! Benim için işlerin çok “rahat” olmaması için o korkunun her zaman orada olduğundan emin oluyorum. Kendimi anın içinde hissetmek için limitlerimi zorluyorum. Bu yüzden kafam her zaman çok dolu ve karışık. Performans esnasında kendi farkındalığımı arttırmak için sürekli bir sonraki hamlemde yanlış gidebilecek her şeyi hesaplamaya çalışıyorum. Canlı performansımın çok büyük bir kısmı bu korku aslında çünkü kimse tüm bu gösterinin %100 çalışacağından emin değil. Benimle beraber herkes – tüm ekibim – her bir performansa çok saygı gösteriyoruz. Çünkü kimse hiç bir şeyden emin değil!

 

Stüdyonuz Funkhaus Berlin, uzun yıllar boyu müzik üretiimine ev sahipliği yapmış 1956 tarihli eski GDR radyo yayın binası. Yüzlerce önemli müzisyen ve binlerce anlatılacak hikaye biriktirmiş bir yapı. Mekanların ilhamına inanır mısınız? Funkhaus sizi nasıl etkiliyor?

Kesinlikle etkiliyor. Tanrım, bu neredeyse metafiziksel bir soru! Hayaletlere ve enerjilere elbette inanırım. (Gülüyor) Funkhaus’un her bir odası farklı bir enerjiye sahip. Aurası mükemmel. Benim gibi bir sürü insan da bu duvarların arasında çok ama çok özel bir şeyler olduğunu biliyor ve hissedebiliyor. Bunun ne olduğundan emin değilim – belki bizim hayalgücümüz ve yaratıcılığımız bunu yaratan. Ama bu duvarların arasından kesinlikle yayılan ve sizi etkisi altına alan enerjiler fışkırıyor. Böylesine bir atmosfer kayıt yaparken elbette sizi de tesiri altına alıyor.

Müzik genellikle bir çok yönüyle özgürlük olarak tanımlanıyor. Köklerinden, evden ve geleneklerden özgürlük. Sizin için müzikte özgürlük nedir? Beste yaparken kalbinizden geçen duygu nedir? Hangi melodiler veya tınılar sizi alt üst eder?

Bu güzel bir soru. Sanırım her zaman sound’a dair kompleks bir hissiyat ama aynı zamanda da hayal gücü. Mesela bir melodiyi ilk duyduğunuz zaman size pek bir şey ifade etmeyebiliyor ancak bu melodi bir şarkıyı oluşturduğunda ve bu şarkı size küçük bir çocuk tarafından söylendiğinde sizi ağlatabiliyor. Müzik her zaman bağlam için de var olur – hiç bir zaman bağlam dışı ve bağımsız değildir. Melodi müziğe bir enstrüman iyi bir tempoda ve doğru çalındığında hizmet eden önemli bir elementtir. Size mutluluğu veya hüznü hissettiren şey tınıdır. Günün sonunda müziği müzik yapan şeyin hayal gücümüz olduğuna inanıyorum. Sonsuz yaratıcılıktaki zihinlerimiz müziği bize anlamlı kılan yegane şeydir. Ben hala müzikte bu özgürlüğü arayan patikadaki biri olduğuma inanıyorum. Stüdyo duvarları arasında istediğim her şeyi yapmakta, istediğim her duyguyu veya düşünceyi dilediğim gibi ifade etme şansına sahibim. Fiziksel olarak her şeyi yapabilirim ama bu fikir bana ulaşamıyor sanırım. Hiç bir zaman tamamen özgür olduğumu hissetmiyorum. Herhangi bir yük taşımıyorum veya gereklilik duymuyorum ama özgür hissedebilmek başka bir duygu bence.

Benim asıl hedefim her zaman kendimi iyileştirebilecek bir şeyler bulmak. Herkesin içinde “karanlık taraf” olarak adlandırabileceğim ikinci bir yüz var ve herkes karanlık tarafıyla farklı biçimlerde iletişim kuruyor. Uzun süredir bu müzik sayesinde kuruyorum. İçinizde yetişen tüm enerjilerle iletişim kurabilir müzik.  Müzik arkadaştır – sizi yalnızlığınızdan kurtarır. En derinlerinizde yüzleşmekten korktuğunuz o karanlığa karşı sizi geride tutan şeydir. Müzikten hayatım boyunca almaya değer bulduğum şey işte bu. Müzik, kendinizle diyalogunuzda sahip olabileceğiniz en iyi arkadaştır.

Late Night Tales için derlediğiniz koleksiyonda Nina Simone için herhangi bir janra bağlı kalmadan yalnızca Nina Simone müziği icra ettiğini ifade ediyorsunuz. Peki siz, bir “Nils Frahm müziğine” inanıyor musunuz? Nils Frahm müziğini üç kelimeyle ifade edebilir misiniz?

(Gülüyor) Genellikle sakin diyebilirim. Çok dinamik ve gerçekliğin bu kadar çılgın, vahşi ve tahmin edilemez oluşuna saygı duyuyor. Umuyorum ki müziğim farklı renklere, ruh hallerine ve fikirlere alan sağlayabiliyordur. Bu dünyayla paylaşabilmek için gelecekte umarım daha fazla müziğim olur.

 

Röportaj: Nazlı İlke Kaya

İllüstrasyon: Aslı Yazan