Nilipek: “Mükemmelliğin gerginliğini sevmiyorum”
Paylaş

Nilipek’in müziği sakin, rahatlatıcı melodilerle ortaya çıkan, usul usul ve renkli vokallerle süslenen berrak bir denizde olmak gibi hissettiriyor. Bu su gibi müziğin içindeki minik taşlara takılmak, rengarenk balıklarla karşılaşmak, derinlere dalıp nefesinizi tutmak ya da sırt üstü uzanıp gözlerinizi kapatmak ise tamamen size kalmış. Ben bu denizi bir süredir keşfediyorum. Usulca, akıntıya kapılıp yepyeni köşeler keşfediyorum. Nilipek ile sohbet etmek de bu keşfim yeni boyutu oldu. Nilipek ile 23 Haziran’da Zorlu PSM 100% Studio’daki konseri öncesinde sohbet ettik. Biletler Passo'da! 

Röp: Andaç Üzel

Sizi ilk kez canlı izlediğimde yine Zorlu PSM’deydi konseriniz. Touché sahnesinde, enfes derecede samimi ve renkli bir performanstı o. En sevdiğim şey de “anda kalma” hissiyle dolmam olmuştu. Müziğiniz bana hep bunu hissettiriyor. Bir Nilipek şarkısını dinlerken ya da albümü baştan sona dönerken istemsiz bir gözleri kapayıp “Zaman geçsin, ben buradayım” deme isteği… Nasıl ortaya çıktı bu müzik? Neler etkiledi müziğinizin oluşma sürecini? Bu sadece benim hissettiğim bir şey değildir diye düşünüyorum.

İnsanın kendi müziğini anlatması hep çok zor. Sanırım çok anlara, anlık duygulara, kendi kendine konuşmalara dair bir müzik; şarkı yazarlığım da biraz dert tanımlama, biraz dertlerle dalga geçme, biraz da işte kendi kendine konuşma etrafında dönüyor. Bu gündelik hayatta insanın pek vakit bulamadığı bir şey, o yüzden belki sizin adınıza da yapmış oluyorumdur konserlerde.

İnsan ister istemez yaptığı işe bir işlev arıyor, özellikle son bir iki senede bunun üzerine çok düşünüyorum. Sonunda bir sığınak yaratabiliyorsam anın içinde, bu beni çok mutlu ediyor. 

Müzikteki bu sakinlik ve huzur hissiyatı genel olarak hayatınızda da bulunan bir his mi? Organik ve sakin giden çözüm adımları hayatınızın bir parçası mı? Ben çok zor sinirlenen, sinirlense bile bunu belli etmekte müthiş zorlanan biriyim. Müziğinizde de buna yakın bir his yakalıyorum. “Kutlu olsun bu boktan bayramımız” demek ama hiç öfkelenmeden, öfkeyi öne çıkarmadan… 

O şarkı Ceylan Ertem’in yazıp sonrasında bana yakıştırdığı bir şarkı, o da aynı şeyi düşünmüş olsa gerek. Çoğunlukla sakin, kolay öfkelenmeyen bir insanım, ya da öyle sanıyorum, ama biriktirdiklerim çok yanlış yerlerde patlayabiliyor. Bunun olmaması için uğraşıyorum, daha açık olmaya çalışıyorum artık. Daha iyi bir insan olma çabasıyla geçiyor hayatım, ama iyi bir insan olmak her zaman sakinlik ve huzurdan geçmiyormuş, yaşadıkça onu da görmüş oldum.

2015 çıkışlı Sabah’tan bugüne müzikal olarak neleri özellikle korumaya çalıştınız? Hangi bileşenler müziğinizin olmazsa olmazı?

İlla ki trendlere değdiğimiz yerler olmuştur ama çok kapılmamaya, bir şeyi ancak çok seviyorsak, yaparken eğleniyorsak yapmaya çalıştık hep. Genel bir sound bütünlüğü olsa da her şeyi tek bir yere yaslamaktansa şarkının ihtiyacına göre hareket ediyoruz. Müzikal gibi gözükmüyor şimdi söyleyeceğim şey, ama müziğe yansıyor ve en çok korumaya çalıştığım şey de o hep; dahil olan herkesin süreçte rahat ve dahil olmaktan mutlu olmasına çabalıyorum elimden geldiğince. Çünkü gerçekten o enerji müziğe yansıyor. Mükemmelliğin gerginliğini sevmiyorum.

Cover çalışmalarınızı çok beğeniyorum. Dinleyicilerin de ilgilerinden anlaşılıyor ki, sizin coverlarınız bambaşka bir yerde duruyor herkesin gözünde. Coverlanacak eserleri nasıl seçiyorsunuz? Farklı türlerden eserler bunlar ve hepsi de kariyerinize birer yapboz parçası gibi oturuyor. 

Bazen şarkıyı çok sevmemle, bazen de şarkıyı götürebileceğim yeri görmekle ilgili şarkı seçimim. Cover yapmak biraz oyun gibi, biraz muzır bir şey benim için, şarkıyı alıp bambaşka bir şeye dönüştürmekten, kendi şarkım haline getirmekten çok zevk alıyorum.

“Mektuplar” enfes bir çalışma. Mükemmel tonlarla yazılmış, çok güzel oturtulmuş, kocaman bir proje. Bu projenin teması nasıl ortaya çıktı?

Of çok teşekkür ederim. Şarkıların çoğu zor bir dönemin sonucu olarak çıktı, hayata, kadın olmaya, birlikteliğe, dostluğa dair çok fazla şeyin alt üst olduğu bir dönemdi benim için. Dinlediğimde bana sarılan albümlerin üzerine çok düşündüm, ben de onlar gibi dinleyene sarılabilmek istedim. Şarkıların bir kısmını Döngü kayıtları esnasında, bazılarını da Bodrum’da inzivaya çekilip yazdım. Ben ilk düzenleme fikirlerini attıktan sonrası ise çok kollektif bir süreç, o dönem ekipte olan herkesin parmağı var. Didişe didişe yaptık albümü, fikirler çok çatıştı, ama çıkan sonucu, kimin nereye dokunduğunu görmeyi çok seviyorum.

Mektuplar demişken, Oscar Anton ile birlikte bize attığınız karta da girmek istiyorum. “Postcard from Istanbul” için nasıl bir araya geldiniz? Oscar Anton’un bu tatlı projesinin bir parçası olmak nasıl hissettiriyor?

Çok mutluyum! Benimle Sony Music Publishing iletişime geçti, Oscar’ın her ülkede müzisyenlerle bir araya geldiğini, Türkiye’de de benimle bir araya gelmek istediğini söylediler. Aslında sanırım Oscar şarkı yapmak konusunda çok emin değildi, ama stüdyoya girer girmez, daha enstrümanlarla oynarken şarkının taslağı ortaya çıkıverdi. Bir hafta sonra tekrar geldi ve vokalleri bizim evde, çalışma odamın en sesi yansıtmayan köşesinde kaydettik:) Sonrası da işte baklavalar, midye dolmalar, kebaplar…

“Mektuplar” projesinden sonra bizi ne bekliyor? Sırada sizden dinleyeceğimiz yeni işler neler olacak? 

Önümüzde Ağustos’ta yayınlanacak bir şarkımız var, Taner Yücel ile işbirliği yaptığımız, hatta konserde ilk defa sahnede çalacağız. Onun dışında çok fazla şarkı birikti ve bir an önce onlara girişmek istiyorum. Albümün teması yavaş yavaş oturuyor kafamda, biraz daha oyuncu bir tavrı var yeni şarkıların. Belki birkaç single olabilir albümden önce, ama stüdyoda olmayı, yeni şarkılar üzerine çalışmayı özledim.

Arada sırada bazı müzisyenlere sorduğum ve cevaplarını her seferinde ilginç bulduğum bir soru var. Size de sormak istiyorum çünkü cevabınızı çok merak ediyorum. Müzik tüketimlerimiz, streaming platformları sayesinde (ya da “yüzünden”, nasıl isterseniz) tekrar şekillendi ve artık albümler yerine single’lar çok daha tercih edilesi bir yol haline geldi. Sizin müziğiniz ise albüm olarak, bütün halinde dinlemeye daha açık hikayelerden oluşuyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Single kültürü, müzikal üretimleri ne yönde etkiliyor?

Bu çok üzerine konuştuğumuz ve bizi etkilememesi için uğraştığımız bir konu. Gerçekten tek çözümüm bu; düşünmemeye çalışmak, çünkü dediğiniz gibi, mantıklı olan single single yayınlamak, ama bu benim anlattığım hikayeyi bölüyor. Mektuplar’da isteyerek böldüm hikayeyi, farklı iki hikaye olduğu için, ama onda bile süreç beni de dinleyiciyi de yordu bence. 

Yani diyeceğim o ki, tamamen sanatçının hikaye anlatma şekli olmalı konu. Tek şarkı da olabilir, ep de, albüm de, orada sorun bence sanatçının, bütün bu medya ortamında,üretimini belli bir şekilde yapmak zorunda hissetmesinden, şimdi bu gidiyor, böyle yapmak lazım demesinden çıkıyor, bu kısıtlayıcı bir şey.

Bir yandan da aslında sadece üretim sürecinden bahsediyorum, yoksa bir işin pazarlanması bambaşka bir konu. Hikaye bütünlüğünü korurken de şu anki tüketim alışkanlıklarına uygun sunum örnekleri de var. Ve şunu da es geçmemek lazım, sonuçta ortaya koyduğumuz şey bir ürün en nihayetinde. Sadece eğer bunu üretimin bir parçası haline getirirsek, bir yerden sonra sürekli aynı, birbirine benzeyen şarkılar olur etrafımızda. Sıkıcı bir his bu. 

Özgürlük sağlayan her yeni teknoloji ya da platformla bir çeşitlilik oluyor, ama sonra o teknolojinin, ya da tekelleşen platformların kuralları, gerektirdikleri müziği fazla etkilemeye başlıyor. Canımı sıkan bu sanırım.