Müziğin Simyacısı: Mark Eliyahu
Paylaş

Kafkas dağlarından Judea Çölü’nün kalbine uzanan bir yolculuk. Ruhunun sesini yollarda bulan göçebe bir sanatçının dinleyeni farklı diyarlara götüren ezgileri. Müziğin simyacısı Mark Eliyahu 150 yıllık kamançasıyla İstanbullu dinleyiciyi büyülemeye geliyor.

Dağlar ülkesi anlamına gelen Dağıstan, Kafkasya bölgesinde bulunan Rusya’ya bağlı özerk bir cumhuriyet. Yıllarca özgürlük savaşı verilmiş bu topraklarda bir çok dil konuşulmuş, birçok ezgi dile gelmiş. Dağıstan nüfusunun çok uluslu yapısı bu bölgenin müziğini de beslemiş. Karadeniz ve Hazar Denizi arası geçit vermez Kafkas Sıradağları’nda dünden bugüne en çok kamança sesi duyulmuş. Dört telli bu enstrüman kimilerine göre ilk yaylı saz rebab veya kopuz kadar eski sayılıyor. Kemençe gibi diz üstüne oturtularak çalınan bu perdesiz yaylı çalgının günümüzdeki en iyi icracılarından biriyse Mark Eliyahu.  O, Batı Asya ve Orta Doğu’nun tınılarını kamança ile sahnelere taşıyan bir virtüöz. Müziğe oldukça hakim bir ailede hayata gözlerini açan Mark Eliyahu, 4 yaşında keman çalmaya başlayıp tar ustası ve müzikolojist babası Piris Eliyahu’nun teşvikiyle Batı Klasik Müziği eğitimi aldı. Yahudi ve Türk müziği makamlarına yakın olan kendi öz kültürünü de ihmal etmeyen Eliyahu, 16 yaşına geldiğinde Yunanistan’a gidip müzik üstadı Ross Daly’den dersler almaya başladı. Burada ilk kez duyup büyüsüne kapıldığı kamançayı, ustasından öğrenmek ve İran-Azeri makamları eğitimi almak için Azerbaycan’a Adalet Vezirov’un yanına doğru yola çıktı. Eliyahu kamançayı ilk duyduğu anı; “Çalgının tınısının içimde yankılandığını duydum. Sanki ruhumun sesi gibiydi ve çalmam gereken enstrümanın bu olduğunu anladım” diye anlatıyor. Mark Eliyahu bugün dünya müziği adı verilen, farklı kültürlerin müziğini içeren türün uluslararası alanda en üst seviyedeki isimlerinden biri. Eliyahu’nun kamança üzerindeki hakimiyeti inanılmaz. Sahnede eşi benzeri olmayan tınılar üretiyor dinleyene uzak diyarlardan ezgiler sunuyor.

Onu göçebe bir müzisyen olarak tanımlamak mümkün. Eliyahu, 1989 yılında Babası Piris Eliyahu ve diğer aile üyeleriyle birlikte Dağıstan’daki Kafkas Dağları’ndan İsrail’e göçüp, beraberlerinde Dağ Yahudilerinin kadim kültürel ve müziksel köklerini de taşıdı. Bu yolculuk yıllar sonra babasıyla birlikte bestelediği "The Spirit of the East" (Doğu’nun Ruhu) albümünü besledi. Eliyahu aynı zamanda bir besteci ve aranjmancı. Rita, Idan Raichel, Ishtar ve Sevda gibi sanatçıların bazı çalışmalarını besteledi ve ek olarak filmlere, danslara, tiyatrolara besteler yaptı. 2002 yıllında Türkiye, Fas ve Orta Doğu’dan müzisyenleri bir araya getiren bir proje için şarkı hazırlayan Eliyahu, hazırlamış olduğu bu parçayı aynı yıl Nobel Ödül Töreni’nde filarmoni orkestrası eşliğinde çaldı. Krakow Yahudi Festivali'nden İtalya'daki prestijli Fabrica Festivali'ne dünya festivallerinde hayranlıkla izlendi. 2011 yılında ‘Balada La’Aviv Habouhe’ filmi için bestelediği parçalarla İsrail’in Oscar’ı olarak kabul edilen İsrail Akademisi Müzik Ödülü ‘Ophir’i kazandı. Daha sonra 2012 Kudüs Film Festivali’nde de ödül aldı. Eliyahu, Avrupa Birliği tarafından İsrail’i birçok uluslararası projede temsil etmesi için seçildi, müzik topluluğu ve babasıyla birlikte dünyanın birçok prestijli sahnesinde yer buldu.  2013 yılında İsrail Yayıncılar Derneği tarafından en iyi besteci seçilmesinin hemen ardından ikinci solo albümü ‘Sands’i yayınladı. Eliyahu’nun kamançasından duyduğumuz melodilerin en büyük özelliği, bugün bestelenen müzikle yüzyıllar önceki işler arasında kavrayış köprüleri kurma potansiyeli taşıyor olması.

O, çıktığı dünya turnesinde ödüllere kavuşmasının ardından, bir kez daha vatanına döndü ve ailesinin müziğe ve yaratıcılığa odaklanmak için İsrail’in göbeğindeki Ari’el’den, Judea Çölü’ndeki Arad şehrine taşındığını öğrendi. Verdiği röportajlarda çölü çok sevdiğini söyleyen Mark Eliyahu, kendini bu bölgede tecrit etti ve kamançasını çalarak doğayla konuşmaya başladı. Çöldeki Luzit mağaralarında birkaç diğer müzisyenle birlikte müzik toplantılarına katıldı. Ardından ‘Vocies of  Judea’ (Judea’nın sesleri) adında manevi dünyanın kapılarını aralayan bir albüm yayınladı. Doğu ve batıyı 150 yıllık kamançasının tellerinde buluşturan sanatçı, bugün dünyanın en seçkin sahnelerinde ayakta alkışlanıyor. 2016 yılından itibaren her konseri ‘sold out’ olup Türkiye’de kalabalık bir dinleyici kitlesine sahip olan Mark Eliyahu, 24 Ocak Cuma günü Zorlu PSM’de İstanbulluları yeniden büyülemeye hazırlanıyor.

Yazı: Uygar Taylan