Lori Şen: “Diana, beni çok şaşırttı!”
Paylaş

ODTÜ’de Fizik lisansını tamamladıktan sonra müzik eğitimi, şimdi de sahnede dev bir Lady Diana müzikali ile sahnede Lori Şen! Bu kadar çok yönlü sanatçılarla tanışmak, her seferinde büyük bir lütufa dönüşüyor. Queen of the People’s Hearts müzikaliyle 13-14 Ağustos'ta 2 gün üst üste Zorlu PSM sahnesinde Lady Diana rolünde izleyeceğimiz Lori Şen’in sıradışı hikayesini ve Lady Diana’yı konuştuk. 

Röportaj: Andaç Üzel


Hayatınızı incelerken çok ilginç bir yol ayrımı ile karşılaştım. Eminim, sizi tanıyanlar bu hikayeyi baştan sona biliyordur. Ancak öğrenmek istediğim bir şey var. Fizik lisansınızdan sonra konservatuara girme kararını nasıl aldınız? Bu karar sonrası hayatınız baştan sona değişmiş olmalı…

Fiziği dört yılda başarıyla bitirdim fakat üniversitedeyken vaktimin büyük kısmını fizikten ziyade müzikle geçirdim diyebilirim. ODTÜ’deki ilk yılımda The Company Musicals öğrenci topluluğuna girdim ve dört yıl boyunca farklı alanlarda eğitim gören fakat müzik yeteneği ve sevdasıyla dolup taşan harika insanlarla beraber müzikal tiyatro temsilleri yaptık. Bu temsilleri amatör ruhla fakat oldukça profesyonel bir tavırla gerceklestirdik. Gece gündüz çalışıyorduk gösterilerimiz için. Company’ye girdigim ilk yıl, toplulugun kurucularından, ODTÜ Fizik mezunu Onur Orkut ile tanıştım. O sıralar yanılmıyorsam İskoçya’da sahne sanatları üzerine eğitim görüyordu ve Ankara’da ailesini ziyaret ettiği bir ara okula gelip Company’yi ziyaret etmişti. Fizik gibi bir branştan müzige atlanabileceğini o gune kadar hiç düşünnmemiştim. Müziği ne kadar sevdiğimin ve bu alanda kariyer yapmak istediğimin farkındaydım ama hem ailemin tıp ve mühendislik alanlarındaki kariyer geçmişi hem de içinde yetiştiğim ortamın da etkisiyle bu bana çok ütopik bir şeymiş gibi geliyordu. “Artık fizik de okuyorum. Bu saatten sonra nasıl olacak ki?” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Fakat Onur Orkut ile tanıştım. Sadece ODTÜ mezunu değil, ODTÜ Fizik mezunuydu ve müzikal tutkusu onu büyük bir kariyer değişikliği yapmaya itmişti. Fizikten sonra yurt dışında sahne sanatları ve performans okuyordu! Tabii ki Onur o günden sonra benim idolüm oldu. Aynı zamanda yine Company’nin kurucu üyelerinden piyanist ve şef Kaan Yüksel ile de tanıştım. ODTÜ Matematik mezunuydu ve o dönemde Hacettepe Üniversitesi’nde Kompozisyon ve Orkestra Şefliği yüksek lisansı yapıyordu. Klasik müzik ve opera ile o zamanlar o kadar aşina değildim. Müzikal ve caz merakım büyüktü ve Onur ile Kaan’dan ilham alarak bu yola baş koymaya karar verdim. O kadar heyecanlıydım ki, Fizik bölümünü yarıda bırakıp müzik okumayı istedim. Tabii ki ailem “Hop! Fizik bitmeden olmaz!” dedi. O zaman onlara kızmıştım ama simdi mutesekkirim.
Fizik eğitimime devam ederken okulun müzik ile ilgili sunduğu tüm olanaklardan faydalanmaya karar verdim. Yıldız Ibrahimova o dönemde ODTÜ’de seçmeli caz vokal, Durul Gence de seçmeli caz tarihi dersleri veriyordu. Bu inanılmaz bir firsattı benim için. Company üyesi olarak müzikaller yaparken bir yandan da bu dersleri aldım ve cazı daha iyi öğrenmeye başladım. ODTÜ’deki arkadaşlarımın aracılığıyla Ankara Caz Festivallerinde gönüllü olarak çalıştım, festivale gelen yabancı müzisyenlerle tanıştım. Yine okuldan arkadaşların aracılığıyla Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından şan dersleri almaya başladım. Bu vesileyle klasik müzik dünyasına adım attım, klasik müzik repertuvarı öğrenmeye başladım. Fizik eğitimimin son senesinde bir bitirme projesi yapmamız gerekiyordu. Fakülteden bir danışman seçerek, onun da onayı ile konunuza kendiniz karar veriyordunuz. Fizik bölümünden çok sevgili hocam Profesör Dr. İbrahim Günal müzik tutkumu çok iyi biliyordu. “Müziğin Fiziği” diye müziğin akustik unsurlarını araştıracağım bir konuyu kendisine önerdiğimde, zevkle bana destek olacağını söyledi. Fizigi bitirme projem de bu vesileyle müzikle ilgili oldu.
Kısacası ODTÜ sayesinde kendimi çok renkli bir müzik ortamında buldum. Fiziğin içinde bile müziği buldum. Bu olanakları biraz kendim yarattim, biraz da tesadüfen önüme geldi. Bütün bu tecrübelerim sayesinde müzik alanında kariyer yapmak istediğimden emin oldum. Müziğe geçiş yaptıktan sonra da bu renkli geçmişim sayesinde geniş bir müzik yelpazesinde çalışmalar yapabilir oldum ve bundan çok keyif alıyorum. Farklı stillere olan merakımın ve bu stillerde söyleyebilir hale gelmemin en büyük tohumları ODTÜ’de atıldı.  

İşin bir de çok yönlülük kısmı var. Pek çok müzisyen ve sanatçının aslında güzel sanatlar bölümleri ya da konservatuar dışında farklı bir uzmanlığı da oluyor. Sizin fizik ve pozitif bilimlere olan ilginiz, müzikal kariyerinizi nasıl etkiledi? 

Fizik okumak bana kesinlikle farklı bir bakış açısı kazandırdı ve beklenmedik tesadüfler olduğunda avantaj kazandırdı. Aldığım çeşitli eğitimlerin ve deneyimlerimin hepsinin daha donanımlı bir müzisyen ve eğitimci olmama yardımcı olduğunu dusunuyorum. Fizik eğitimim sayesinde Westminster Choir College’da yaptığım vokal pedagoji ve ses bilimi çalışmalarımda başaro elde ettim, araştımalarımı burada çeşitli konferanslarda sundum. Fizik öğretmenliği tecrübem sayesinde öğrencilerin anlamakta zorlandığı konseptleri farklı anlatım şekilleriyle anlaşılır hale getirmeyi öğrendim. Bu kazandığım becerinin müzik alanında verdiğim derslerde ve yaptığım sunumlarda çok faydasını gördüm. Mesela “lecture recital” olarak adlandırılan yarım saatlik bir sunum ile müzik performansının birleştirildiği sunumlu dinletiler, Amerika’da gittikçe yayginlaşmaya başlayan bir performans modeli. Bu şekilde yaptığım dinletiler çok ilgi gördü ve birçok yerden bu dinletileri tekrarlamak üzere davetler aliyorum.
Kısacası, her aldığım eğitimin açtığı farklı kapılar ve kazandırdığı tecrübeler, aynı zamanda da karşıma getirdiği insanlar sayesinde bugün sahip olduğum bilgi ve becerileri ve bakış açısını kazandım. Bu tecrübelerin karşıma getirdiği herkes --arkadaşlarım, öğretmenlerim, öğrencilerim, iş arkadaşlarım ve beraber çalıştığım müzisyenler—beni zenginleştirdi, kendimi daha iyi tanımama ve potansiyelimi keşfetmeme yardımcı oldu. Bu anlamda kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum.


Kariyerinizde çok farklı ve dikkat çekici projeler yer alıyor. Sizce dönüm noktası olarak gördüğünüz, hayatınızı değiştirdiğini hissettirdiğiniz projeniz hangisi? 

Doğrusu, parçası olduğum her proje beni değiştiriyor, aydınlatıyor ve şekillendiriyor. Hayatımı ciddi anlamda değiştirdigini hissettiğim iki proje oldu sanırım. Birincisi Sefarad müzikleri projem. Doktora tezim, Klasik Bati Müziginde bestelenmiş veya aranje edilmiş Sefarad şarkıları hakkındaydı. Bu repertuvarı hem Amerika’da hem de İspanya’da sergileme fırsatım oldu. Sefarad şarkıları üzerine yaptığım sunumlu dinletilerimde Türk kültürü ve müziğinin bu repertuvara etkilerinden bahsettim. Müziğin bir vatanı ve kültürü tanıtmakta ne kadar kuvvetli bir araç olabileceğini gördüm ve bu benim için çok anlamlı olmaya başladı. Benim için anlamlı olan hikayeleri anlatmak bana çok ayrı bir mutluluk verdi ve bu farkındalık ister istemez sanatımı etkiledi. Müzik ile hem benim için hem de insanlar için anlamlı oabilecek hikayeler anlatmaya daha çok önem vermeye başladım.
İkinci proje de tartışmasız Queen of the People’s Hearts (Kalplerin Kraliçesi). Küçükklükten beri müzikallere hayrandım zaten. Şu ana kadarki müzik yolculuğumun beni Lady Diana’yı canlandırdığım bir müzikale getirmesi benim için inanılmaz bir mutluluk. Hele ki bu müzikali Turkiye’de sahneye koyabilmek müthiş bir şey. Bu müzikal ile birlikte edindiğim ve edinmeye devam ettiğim tecrübeler kesinlikle hayatımı değiştiriyor.


Lady Diana rolü size nasıl geldi? Başlangıçta neler hissettiniz? 

Müzikalin yaraticilari Angela Knight ve Randal Dewey adlı iki Amerikali müzisyen. Senaryo, müzik ve sözler onlara ait. Angela Knight, yaklaşık 22-23 yıldır Washington National Opera’nın temsillerinde yer alan, uluslararası kariyeri olan bir soprano. Besteci Randal Dewey ile uzun süredir arkadaşlar ve yıllar içerisinde beraber çalıştıkları birçok müzik projesi olmuş. Angela’nın anlattığına göre, birkaç yıl önce meşhur Hamilton müzikalini izlerken aklından çeşitli kişiler ve karakterler üzerine yazılmış müzikaller geçiyor ve bir anda “neden bugüne kadar Prenses Diana ile ilgili bir müzikal yazılmamış ki?” diye bir fikir beliriyor. Söyledigine göre Angela, Hamilton performanıindan evine dönerken yolda Queen of the People’s Hearts’ın ilk 1-2 şarkısı aklında oluşmuştu bile. Lady Diana üzerine bir müzikal yazma fikri onu öyle heyecanlandırıyor ki, besteci dostu Randal Dewey’e bundan bahsediyor. Böylelikle, ikisi beraber bu projeye atılma kararı alıyorlar. 2019 yılının başlarında müzikali tamamlıyorlar ve sahneye koymaya karar veriyorlar. Yanılmıyorsam müzikalin baş karakterlerini seslendirecek müzisyenleri bulmak üzere ilk seçmeleri 2019 Ağustos’ta yapmışlar. Ben Angela Knight ile bundan 1-2 ay sonra tanıştım.
Bu role seçilmem oldukça enteresan ve beklenmedik şekilde gerçekleşti. Başarılı müzisyenler ile sohbetlerimde hep bana "Doğru zamanda doğru yerde olmak, fakat o an geldiğinde de önüne gelen şansı değerlendirebilecek şekilde kendini yetiştirmiş olmak ve donanımlı olmak çok önemli." derlerdi. Maryland Lyric Opera'nın 2019’daki Cavalleria Rusticana temsilinin provalarında Angela Knight ile tanıştım. İkimiz de bu operanın korosunda söylüyorduk. Ortak tanıdığımız bir müzisyenden benim caz ve müzikal de söylediğimi duymuş. Randal Dewey ile beraber Prenses Diana ile ilgili yeni bir müzikal yazdıklarını ve Nisan 2020’de müzikalin prömiyerinin gerçekleşeceğini söyledi. "Bütün rolleri verdik, fakat hala Lady Diana'yı arıyoruz. Seni bir dinlemek istiyorum." dedi. Birkaç gün sonra bu vesile ile görüştük ve beni dinledi. Daha sonra rolü bana verdiklerini belirttiler ve kontratı imzaladık. Maalesef Covid nedeniyle Nisan 2020’de olacak prömiyer ve performanslar ertelendi. Neyse ki 25 Eylül 2021’de müzikalin dünya prömiyerini Amerika’da gerçekleştirebildik.

Hem popüler kültürün hem de yakın tarihin önemli kadın karakterlerinden biri Lady Diana. Nasıl bir şey onu canlandırmak? 

Lady Diana herkesin tanıdığı, hala da sevgi ve saygı ile andığı bir kişi. Dolayısıyla bu rolü canlandırmak hem oldukça heyecan verici hem de biraz stresli bir şey. Onun gibi bir özel karakteri en iyi şekilde canlandırmak ve ifade etmek istiyor insan ister istemez. Bu benim için büyük bir onur tabii ki.

Türkiye’de de döneminde ilginç bir şekilde popüler bir figür Diana. Oldukça sevildiğini, takip edildiğini biliyorum. Diana’nın sizi en çok etkileyen yönü neydi?

Müzikalde kuvvetli, yüzleşmekten çekinmeyen, fakat zaman zaman çocuksu bir Diana göreceğiz. Hem Charles, hem Camilla, hem de kraliçe ile yüzlestiği çok etkileyici sahneler var. Diana’nın Camilla ile yüzleşme sahnesi benim favorim! Bu sahneyi senaryoda ilk okuduğumda şaşırmıştım, çünkü Diana’nın böyle bir şeye teşebbüs edeceğini düşünmemiştim. Meğer böyle bir yüzleşme gerçekten olmuş. Diana’yı araştırdıkça ve onu daha iyi tanıdıkça neden müzikal yapımcılarının kuvvetli ve metanetli bir Diana çizdiklerini çok iyi anladım. Bu da beni çok etkiledi. Müzikalde Diana’nin gerçek kişiliği ve iç dünyası ile tanışacağız.


Proje hakkında biraz konuşalım istiyorum. Queen of the People's Hearts ne kadar zamandır ve nerelerde sahneleniyor? Bu eserde Diana’nın hayatından nelere tanık oluyoruz?

25 Eylül 2022’de Kuzey Virginia’daki Hylton Performing Arts Center’ın büyük tiyatro salonunda iki temsilimiz oldu. Böylece müzikalin prömiyerini gerçekleştirmiş olduk. Çok duygulanan, gözyaşlarına boğulan seyircilerimiz oldu. İlk temsillerden sonra aldığımız geribildirim oldukça olumluydu. Sonrasında görüştüğüm birkaç seyirci ‘Bizi gerçekten o günlere geri götürdünüz. Müzikler de harikaydı. Bu müzikali herkes görmeli.’ dedi. Biz de çok mutlu olduk tabii ki. Daha sonra Middleburg, Virginia’da müzikali sergiledik. En son da geçtiğimiz Nisan’da yine Washingtion D.C. yakınındaki meşhur Capital One Hall’da temsilimiz oldu.
Eser Diana ve Charles’ın tanışması ile başlıyor, sonra nişan ve düğünlerini görüyoruz. Charles ile meşhur Beyaz Saray ziyaretlerinden sonra evliliklerinin sarsılmasına tanık oluyoruz ve Charles ile Camilla’nın ilişkisini öğreniyoruz. Diana’nın hem Camilla ile hem de Kraliçre Elizabeth ile bu koinuda yüzlestiği sahneler var. Daha sonra Diana’nın Kraliyet Ailesi’nden ayrılması ve Dodi ile ilişkisi var. Zaten Paris’te geçirdikleri kaza ile de muzikal son buluyor. Bir mesaj vermekten ziyade müzikal, Diana’nın hayatını ve iç dünyasını farklı bir bakış açısı ile ele alarak onu anıyor diyebiliriz.

Queen of the People's Hearts ile Zorlu PSM’de Türk izleyicilerle buluşacaksınız. Bu, izleyiciler için oldukça heyecan verici. Eminim sizin için de öyledir. Neler düşünüyorsunuz? Bizi neler bekliyor? 

Tabii ki de çok heyecanliyim. Kalplerin Kraliçesi, seyirciyi hem güldürüp hem ağlatacak, hem de eski günlere götürecek. Müzikler de tam 21. yüzyil muzikalleri gibi birkaç muzik stilini birleştiriyor. Opera var, müzikal var, caz var, pop var, rap var… Bence herkes için çok keyifli bir müzikal olacak.