Lin Pesto: "Ben Hiçkimseyim"
Paylaş

 Röportaj: Çağlan Tekil

Lin Pesto ile Ankara’da bir kafede buluştum. Daha önce aynı kafede ortak bir tanıdığımız sayesinde yüz yüze görüşmüştük. O sıralar albümü yoktu, bu denli tanınmamıştı. O günden bugüne Tamar Records etiketiyle “Son” isimli ilk albümü yayımlandı, spotify dinlenmesi, youtube izlenmesi arttı…

Lin Pesto kırılgan biri. Kendine korunaklı bir duvar örmüş. Gizemli olmak için değil, o korunaklı duvar içinde rahat hissettiği için kimliğini gizliyor. Kendi açısından haklı. Sizin açınızdan ise bu bir kayıp. Çünkü onu tanımak insana iyi geliyor. Konuşma tonu, anlatma biçimi ve kişiliği çok etkileyici. Karşınızda kendine güvensiz biri gibi otururken, müzikten, ürettiklerinden bahsetmeye başladığında açılıyor, anlatırken gözleri parlıyor ve sizi kendi dünyasına kabul ediyor.

30 Ekim Çarşamba akşamı Zorlu PSM Studio’da ilk konserini verecek. Umalım ki konserde takacağı maske onu özgürleştirsin ve yüz yüze sohbette gördüğüm o etkileyici kadına sahnedeyken siz de tanık olun…

Röportaja solmuş bir Nirvana tişörtü ve onun üstünde de hafif bir montla geldi Lin Pesto. Saçları hafif ıslak… Tanınmamanın verdiği rahatlık var üzerinde. Birer çay söyledik ve başladık röportaja…

Müziğini paylaşma fikri nasıl ortaya çıktı?

2017 yazında kendimi baya kötü hissediyordum, hiçbir şey yapmıyor, bütün gün evde televizyon izliyordum. Madem müzik, kayıt işlerini seviyorum, onlarla uğraşayım bari diye düşündüm. Logic’i açtım.  Beste yapmak istemedim nedense. O zamanlar ikinci el bir klavyem vardı, şimdi çalışmıyor. (gülüyoruz) Onu bilgisayara bağladım, seslere baktım. Bahar Candan’ın ‘Dondurma Gibisin’ şarkısını daha önce gitarla yapmıştım, direkt telefonla kayıttı, bilezik çıngırtısı vardı kayıtta:) Çok yakın bir arkadaşım var, şarkıyı ona yollayacakken, “Dur buna bir video yapayım da öyle dinle” dedim. Ona nasıl yollayabilirim diye düşünürken youtube’a yüklemeye karar verdim oradan izlesin diye. O zaman kanalın adına karar vermiştim galiba. Ondan sonra ‘Ceza Mı?’ diye bir şarkısı vardı Ebru Gündeş’in. Tanrıyla aranda geçen bir konuşma gibi bir şey. Bunu biraz böyle kilise müziği şeklinde yapayım, organla çalayım diye düşünürken öyle öyle başladık. Arkadaşım bana şarkı önerilerinde bulundu. “Şöyle yaparsan güzel olur” gibi şeyler söyledi.  Ben de zamanla yarıştım, kendime hep süre koydum, bugün akşam üstü 5’te bitecek ve yüklenecek bu parça gibi. Öyle öyle günü dolduruyordum.  

İlk besten hangisi ve ne zaman yaptın?

“Bir Düşün”. 2017’nin sonunda yaptım, 2018’e girmeden paylaştım.

 

O soundu nasıl oluşturdun?

Benim önceden bir bestem vardı. Baya temiz kaydedilmiş şekilde gitar çalmıştım. Orayı kestim ve sample olarak kullanmaya karar verdim. Sonra biraz daha 60’lar sound olsun, onların karakteristik özelliklerini ekleyeyim şarkıya diye piyano ve davul ekledim.  O küçük melodiyi buldum.

İlk başta bu işin bu noktalara geleceğini düşünmüş müydün?

Hayır tabii ki. Olayın bu noktaya gelmesi mantıksız geliyor bazen. Bu projeden ne istiyorum onu da bilmiyorum. Bu benim hayata tutunmamla, kendimi eğlendirmekle ilgili bir şey. Müzik yapayım, seslerle oynayayım, şarkı söyleyeyim istiyordum. O bir anda başka bir şeye dönüştü. İnsanlar paylaşmaya başladı.

Bu ilgi senin sanatsal özgürlüğünü kısıtlayan bir durum mu?

Özgürlüğümü kısıtlamıyor ama insanların beklentisi bende anksiyete artışına sebep oluyor. Mesela kendi yaptığım besteleri ben dinliyordum, aileme, arkadaşlarıma dinletiyordum sadece. Kendim için yaptığım için de bir kaygım yoktu ama şimdi insanlar beğenecek mi, dinleyecekler mi, sevecekler mi diye düşünüyorum. İnsanı rahatsız ediyor bu durum.

Cem Yılmaz twitter’da hangi şarkını paylamıştı?

Sibel Can cover’ı “Padişah”.

Daha sonra temasınız oldu mu, çünkü “Seninle projelere varım” gibi bir şey yazmıştı?

İletişime geçemedim, sonuçta çok büyük bir isim. Yazamadım yani.

Konsere davet edecek misin?

Tabii ki. Gelirse çok güzel olur. Ama ister mi bilmiyorum.

Twitter’da yorumlara yazdığın cevaplara bakıyorum, çok açıksın, samimisin. Belki de bu yüzden neredeyse hiç kötü yoruma rastlamadım hakkında.

Dün youtube yorumlarına bakıyordum, “Olsun İstemezdim”in altına “Bok gibi olmuş” yazmış biri:) (gülüyoruz) Tamam anladım, dinledin, beğenmedin, sevmedin ama bunu böyle dile getirme. Mesela “Emeğine sağlık ama ben beğenmedim” yorumları var. Ya tabii ki beğenmeyebilirsin. “Bir Düşün”ü ilk paylaştığımda “Sen beste yapma” yazdı biri. Hala “cover yap sadece” diyenler var.

Bunlar seni ne ölçüde etkiliyor?

Üzülüyorum. Kafaya takacak derecede.

Yoruma kapatsan videolarını?

Yok. Çok güzel şeyler yazanlar da var. Onlar beni mutlu ediyor. Ben de olabildiğince cevap yazmaya çalışıyorum. Güzel yorum yazdıkları zaman benim de günüm güzel geçiyor. Bir kişi bile dinlese, sevse bu benim için yeterli.

Çok riskli bir alanda başladın çünkü hiç yapılmamış bir şeyi yaptın. Hiç tutmayabilirdi…

Evet ama benim zaten tutsun diye kaygım yoktu. Tutmasaydı ya da 5 dinlenmede kalsaydı, ben yine bir şeyler yapmaya devam ederdim. Hala aklıma cover’lar yapmak geliyor ama telif meselesini düşünüp geri çekiliyorum. Eser sahipleri de haklı tabii. O yüzden hep vazgeçiyorum.

Telif konusunda kimlerle problem yaşadın?

Ajda Pekkan’ın “Haykıracak Nefesim” şarkısını cover’lamıştım, söz yazarı Fikret Şenes’in varisleri izin vermedi, şarkıyı sildim. Mustafa Sandal’ın “Araba”sı da silindi. “Dondurma Gibisin” şarkısını biri spotify’a yükledi. Haberim yoktu, eser sahibi bize ulaşınca gördüm. “Ben bu cover’ı çok beğendim, youtube’da yüklü kalabilir” dedi şarkı sahibi.

Kliplerinin görüntülerini nerden buluyorsun?

İnternetten. Video edit konusunda iyi değilim, IMovie’de oynatıp orada kesiyorum. Bazılarını youtube’dan, bazılarını archive.org’dan aldım. Bazılarını google’a yazıp buluyorum. Çok duygusal bir olay aslında. Bu görüntüleri insanlar bir zamanlar çekmişler.

 

En çok izlenen videon hangisi?

“Araba”ydı ama kaldırıldı. Şimdi “Mazallah”. 1 milyonun üstünde. Ben o şarkıyı çok seviyorum, başına bir şey gelsin istemiyorum. O yüzden hemen gidip haklarını aldık. “Haykıracak Nefesim” kaldırılınca çok üzüldüm mesela. Çok içime sinmişti o cover.

İlk konserin için heyecanlı mısın?

Çok heyecanlıyım. Deliriyorum. Konser belli olduğu gün bir şey koptu bende. Ama maske bana özgürlük sağladı, kendime güvenim geldi. Grup elemanlarına da “Takar mısınız?” dedim, kimse itiraz etmedi. Çok rahat maskeler. Mayo kumaşından, ıslansa bile hemen kurur:) Ağız kısmı açık, bir de tepesinde delik var, oradan da saçlarım çıkıyor:)

Konser için maske hangi noktada takılacak, hangi noktada çıkacak? :)

Otelden çıkarken takılacak ve otele dönüldüğünde çıkacak. Öyle olması gerekiyor. İlgi çekmek istemiyorum. “Gizemli şarkıcı İstanbul’a geliyor” yazmışlar:) Bana çok garip geliyor. Bazen düşünüyorum, acaba insanlar şarkıları dinlemeyip kimin söylediğini merak ettikleri için mi işin içine giriyorlar? İşte o noktada biraz rahatsız oluyorum. Belki de bana garip geliyor sadece bilmiyorum. Bunu başkası yapmış olsaydı ben asla sorgulamazdım kim diye. Ben bir hiç kimseyim.

Başlığı verdin:) (gülüyoruz)

Hiçbir özelliği olmayan bir insanım, merak etmelerine gerek yok. Evimde arkadaşımla oturup kaydediyoruz, o kadar.

İnsanlar belki de bu gizemin arkasında dramatik bir hikaye bekliyor… Bergen gibi yüzüne kezzap atılmış bir kadın mesela. Ama aslında sen herkesin kendi hikayesini yazmasına izin veriyorsun. Erkek bile sanıldın:)

Erkek sanılmam bana çok garip geliyor. Hakan’la (Tamar) baya güldük olaya. Erkek sesini kadın sesine çevirecek bir ses teknolojisi henüz yok.

Belki de her şeyin arkasında bir erkek var ve isimsiz bir kadın şarkıcı bulup şarkıları ona söyletti gibi bir şey düşünmüş olabilirler.

Ben ondan da rahatsızım. Sanki bir kadın bunu yapamazmış gibi. Bunu kadınlar da yapabilir.

İlk albümünün adının “Son” olmasının sebebi nedir? Bir tezat mı?

Birinci nedeni o. Bir de bu projenin bir ömrü var. Kendime güvenemediğim için bu muhtemelen son olur diye de düşündüm. İçinde 6 şarkı olduğu için insanlara göre bu bir albüm mü bilmiyorum ama benim için öyle. Taner’le (Yücel) beraber şarkılara baya zaman harcadık. O olmasaydı bu albüm olmazdı. Hep onunla çalışmak istiyordum. 2016’dan beri takip ettiğim bir isim.

Taner albümü sahiplendi mi yoksa iş olarak mı baktı?

Ben kendini projeye kattığını düşünüyorum. Albümün kendi kaydettiğim demolarını dinlediğimde o kadar boş geliyor ki. Taner o kadar çok şey kattı ki şarkılara. Ben, demoları beraber yaptığımız arkadaşım Mei Wu ve Taner’le üçümüzün albümü bu albüm. Taner biriyle konuşurken duydum, “Bu şarkıların hepsi çocuğum gibi.” dedi. O beni baya mutlu etmişti. Bu projede Taner olduğu için mutluyum.

Çok provokatif bir albüm kapağıyla çıktın. Kendini asarak intihar eden bir Barbie bebek. Çok parlak renklerle bezeli bir kapak ama içinde büyük bir dram var. Nasıl aklına geldi?

Barbie bebekler mükemmeli temsil ediyor. Aynı zamanda tartışmalı bir oyuncak. Hiçbir şekilde o beden ölçüleri doğru değil, saçlar o kadar güzel değil, beynimiz yıkanmış hep. Ben de çok oynardım çocukken, biraz da çocukluğumu temsil ediyor o Barbie. Barbie’lerin nasıl cyborg olduklarıyla ilgili bir makale okumuştum. Hem insan hem cyborg olan bir şeyi, aslında bir düşünce biçimini asmak gibi düşünmüştüm ben. “Son” ismi biraz oraya da gönderme.

Kaç kişiyle çıkacaksın sahneye?

5 kişi olacağız sahnede. Davul, bas gitar ve iki synth. Hepsi Ankaralı müzisyenler. Altyapıdan çalıyor desinler istemiyorum. Bir de davul ve basla canlı müzik çok güçlü geliyor. Cover’lar çok tekdüze gidiyor mesela farkındayım. Genelde ben tekdüze, tekrar eden melodileri sevdiğim için öyle olmaları hoşuma gidiyor. Dinlerken seni bir döngüye sokuyor. Böyle şarkılar bana daha çok keyif veriyor.

Konserlere gidiyor musun?

O kadar az konsere gittim ki hayatımda. Kalabalık beni geriyor. 2013’te Lady Gaga konserine gitmiştim İstanbul’da. En önden izlemiştim ama hiçbir şey duyamamıştım:)

Kimleri dinliyorsun?

Mac DeMarco’yu çok seviyorum. O da kendi yazıyor, kaydediyor. Albümü yayınlanır, arkadaşlarla toplanıp dinlenir. 2016’dan beri Mitski’yi çok seviyorum. Baya zor dönemler geçirdiğimde onun şarkılarını dinliyordum. Hala da dinliyorum. Yolculuklarda ne zaman onu dinlesem hep yağmur yağıyor, çok enteresan. Daha çok kendi kayıt yapan insanları takip etmek hoşuma gidiyor. Unknown Mortal Orchestra diye bir grup var. Ruban Nielson kendi evinin bodrumunda yapmış mesela kayıtları. Tame Impala’dan Kevin Parker da evde kayıt yaptığını açıklayınca “Demek ki yapılabiliyormuş böyle şeyler” diye düşünmüştüm başlarken.

Kendi soundunu oluştururken birilerinden etkilendin mi?

İnsanlar hep aynı ismi söylüyor; Beach House. Hayır. Dinledim, severim de ama etkilenme durumu olmadı. Bu Logic’ten kaynaklanıyor bence. Oradaki sesleri kullanmamdan dolayı olabilir. Bir de açıkçası ben nota bilmiyorum. Gitar çalıyorum ama power chord:) Nirvana’dan dolayı. Bir akor basıyorum ama adını bilmiyorum. Biraz onları öğrenmeye vakit harcamak istiyorum.

 

Şarkı yazarken nasıl bir rutinin var, önce söz mü yoksa müzik mi?

Önce melodiler çıkıyor. Sözü yazmadan önce vokal melodisini düşünüyorum. En çok zaman harcadığım o. İnsanlar “Senin vokallerinin melodisi mi var ki hep aynı söylüyorsun” diyebilirler ama melodileri var:) Sonra da en son sözleri yazıyorum.

Ortada Tamar Records olmasaydı, büyük plak şirketlerinden gelen teklifleri kabul eder miydin?

Hayır. Teklifler geldi hatta. Sundukları şeyler benim olmasını istediğim şeyler değil. 10 milyon dinlenme vadediyorlar, dinlense ne olacak ki? İşin bütün sihrini kaçırıyorlar. Ezhel’e acayip saygı duyuyorum. Her müzisyen için ilham kaynağı bence. Hala kendi şarkılarını kendi yayınlıyor. Günün birinde büyük şirketlerin birinden şarkı çıkarırsam direkt yüzüme tükürün. (gülüyoruz.) “Ulan neydin ne oldun” derler:) Başta hiç konser vermeyi düşünmüyordum mesela. Hakan (Tamar) bu konuda hiç zorlamadı beni. “Ama dinleyiciyle bir buluşman lazım” dedi. Ben de düşündüm, beni seven dinleyen insanlar var, onlarla aynı ortamda bulunmak istedim. Mantıklı geldi bana da.

Mesela sahneye çıktın, kendi besteni söylüyorsun. Sen vokale girecekken tüm salon şarkıyı söylemeye başlıyor. Kesin duygusal anlamda dağılırsın sahnede…

Kesin. Bir de ben çok ağlayan bir insanım. Duygulandığım an sesim titremeye başlar, gözlerim yaşarır. Dideral alacağım sahneye çıkarken. Belki de o sahne heyecanı gerekiyordur, bilemiyorum.

Aldığın en iyi övgü neydi?

En iyisi “Yazlık” videosunda kullandığım görüntülerin sahiplerinin benimle temas kurmasıydı. Bu görüntüleri ben youtube’dan bulmuştum. O görüntüler İzmir’de çekilmiş. “Çok mutlu olduk, çok güzel bir anı oldu bizim için” dediler, çok mutlu oldum ben de. En kötüsü de youtube’a birisi “İnşallah ölürsün. Seni dinleyenler de geri zekalı” yazmıştı. Cevap yazdım, sonra yorumu sildi. Ben böyle yorumlar okuyunca çok üzülüyorum. Bu olaylar beni biraz daha geriye çekiyor açıkçası. Albüm çıktığı zaman kötü yorumlar vardı, “Neden yaptın?”, “Olmamış” gibi. Onlar beni baya kötü etkiliyor. Ama bir pop albümü yapmak istiyordum ve yaptım.

 

Tarzını nasıl yorumluyorsun? Dark pop olabilir mi?

Böyle bir tarz var mı, varsa bu tanım güzel olabilir. Şarkı melodi olarak yükseliyorsa da sözler onu aşağı çekiyor. Dans edemiyorsun, olduğun yerde sallanıp, belki kafa sallıyorsun. O benim ulaşmak istediğim bir şeydi, o sebeple mutluyum.

Düet yapmak istediğin isimler var mı? Mesela Ajda Pekkan’dan bir teklif gelse…

Ajda Pekkan çok güzel olurdu. Çok da isterim. Ajda Pekkan’ı çok seviyorum, kendisinin gerçekten bir süperstar olduğunu düşünüyorum. Şarkılarımı dinlese keşke, dinlese sevmez muhtemelen ama yine de isterdim dinlemesini. Heyecanlanıyorum böyle şeyleri düşünürken ama hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğinin de farkındayım. Hiçbir eser sahibinden dönüş almadım, en azından birinden gelseydi. O isimler çok büyük isimler, tabii ki öyle bir şey beklemiyorum ama olsaydı güzel olurdu.

Cover’lara devam edecek misin?

Hayır, bestelerle devam etmek istiyorum. Beste yapmak daha geliştiriyor insanı diye düşünüyorum. Bir yandan da cover yapmayı seviyorum ama ceza yemekten korkuyorum. Telif davası açsalar verecek param da yok. Üzerinde çok uğraşıp koyduktan 2 hafta sonra kaldırılmasını da istemiyorum.

Kendini gizleme olayını kariyerinin sonuna kadar sürdürecek misin? Maske takan herkes bir noktada kimliğini açıkladı.

Lin Pesto daha ne kadar devam eder bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, hayatımın sonuna kadar devam etmeyecek. Sonuçta her güzel şey gibi bir gün bitecek. Çünkü bitmesi lazım. Bitmezse bana geri dönüşü anksiyete olarak oluyor. Çok zor bir durum. Ben bunu bir tavır olarak yapmıyorum, gizemli olayım diye kaygım yok. Çünkü çok kötü bir dönemde yaşıyoruz. Fotoğrafların, kimliğin, her şeyin internette. Oraya çıkacak kötü bir yorum beni üzecek, biliyorum. “Bu muydu?” diyecekler. Yaşamak istemiyorum bunu.