Keşfedilmemiş Topraklar: Víkingur Ólafsson
Paylaş

İzlandalı piyanist Víkingur Ólafsson’un nev-i şahsına münhasırlığı ve çarpıcı yeteneği sanatçıyı kısa bir sürede dünyanın en çok aranılan isimlerinden biri haline getirdi.  Piyano eğitmeni annesinin de etkisiyle konuşmaya başlamadan, piyanonun başına oturan Ólafsson, prestijli Juilliard School’da lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra Philip Glass ve Bach’ın eserlerini yeniden yorumladığı albümleri Philip Glass Piano Works ve Johann Sebastian Bach ile hem müzik çevrelerinin hem de eleştirmenlerin favorisi haline geldi. Müzikal yolculuğu boyunca Ólafsson’a basın mensupları tarafından en sık sorulan sorulardan biri ise fazlasıyla ikonik bu iki ismin eserlerine nasıl bu kadar taze bir bakış getirdiği…

Philip Glass’ın müzik tarihinin akışını değiştirdiğine ve yeni bir dil icat ettiğine inanan Ólafsson, sanatçının çoğunlukla yanlış anlaşıldığını düşündüğünü farklı röportajlarda dile getiriyor ve tam da bu sebeplerden efsanevi ismin eserlerine kendi dokunuşunu katmak gibi zorlu bir yükün altına giriyor. Ünlü Alman plak şirketi Deutsche Grammophon’dan yayınladığı Philip Glass Piano Worksile Glass’ın minimalist eserlerine dramatik ve atmosferik bir yorum katan yetenekli piyanist, 20 Glass eserini alışılmadık ama etkileyici bir sıra ile dinleyenlerin beğenisine sundu. Ólafsson’un bu seçimleri, üstlendiği iddialı görevin hakkını verdi ve piyanist, Glass tarafından ortak bir performans için davet edildi. Bundan daha iyi iltifat düşünülebilir mi? 

İlk albümü ile elde ettiği başarıyı 2018 yılında çıkardığı ikinci albümü “Johann Sebastian Bach” ile yeni seviyelere taşıyan piyanistin Bach ile olan ilişkisi ve bu albümün ortaya çıkışı çok daha eskilere ve çok daha kişisel noktalara uzanıyor. Juilliard’da geçirdiği 6 yılın ardından eşiyle birlikte Oxford’a taşınan Ólafsson buradaki üç yılını şöyle özetliyor: “Gloucester Green'de çirkin bir binada yaşıyorduk – tam otobüs durağının orada, bu süre kendi sesimi bulmaya ve kendi öğretmenim olmaya ayırdığım bir zamandı. O zaman gerçekten çalmaya, dinlemeye ve Bach hakkında düşünmeye başladım. Bach benim hocam oldu.” Böyle bir tutkunun ürünü olan albüm Ólafsson’un takipçilerini hayalkırıklığına uğratmıyor ve BBC Music Magazine Awards 2019’da da “Yılın Albümü” seçiliyor.

Ödüllü albümün dikkat çeken özelliklerinden biri de Bach’ın eserlerini çok daha erişilebilir bir formda sunması. Kendi müzik dinleme pratikleri üzerinden, albümün mimarisini kurgulayan Ólafsson hiçbir parçayı 5 dakikadan uzun tutmamaya özen gösteriyor ve bu seçimini şöyle açıklıyor: “Bir konser salonunda müzik dinlemek ile evde yemek yaparken ya da işe giderken kulaklığınızdan ve hoparlörlerden müzik dinlemek çok farklı. Albümü yekpare dinlenmesi gereken bir eser gibi kurgulamadım ama böyle dinlemek isterseniz de birbirini tamamlayan motifleri fark edebilirsiniz.” Diyor ve ekliyor: “Bach’ın müziği saf bir yapı. Renklerle doldurmalı ve oranların doğru olduğundan emin olmalısın.”

2018 ve 2019 yıllarında Ryuichi Sakamoto, Ben Frost, Hans-Joachim Roedelius ve Hildur Guðnadóttir’in de katkılarıyla yayınladığı Reworks Pt.1 ve Reworks Pt.2 EPleri Bach eserlerini elektronik müzik ile birleştirerek, besteciyi daha da güncel bir noktaya taşıyor ve klasik müziğe ortodoks bir bakış açısıyla yaklaşanlara Bach’ın da oldukça deneysel bir sanatçı olduğunu hatırlatıyor. Herhangi bir yerde ve zamanda, çalınan tüm notaların yeni bir yorum olduğuna inanan Olaffson, “otantiklik” tartışmasını gereksiz bulduğunu ve Bach’ın bu eserleri nasıl çaldığını bilmemizin ya da hayal etmemizin imkansız olduğun altını çiziyor.

27 Eylül’de Turkcell Platinum Sahnesi’nde Neue! Step kapsamında performans sergileyecek olan Víkingur Ólafsson bu özel gecede, hem klasik müzik severleri hem de yeni ufukları tanımak isteyen tüm dinleyicileri kolay kolay denk gelemeyecekleri bir deneyim ile buluşturacak. Şimdiden yerinizi alın!

Yazı: Gözde Tekay