Karton Şehir'in Yönetmeni Gaye Çankaya İle Kısa Bir Sohbet
Paylaş

Zorlu Holding tarafından çocukların hayal gücünü harekete geçirmek amacıyla düzenlenen ‘Bir Hayal Bir Oyun Yarışması’nda birinci olan Gökhan Kızıklı’nın kaleme aldığı “Karton Şehir adlı hikâye, tiyatro oyunu olarak ilk kez 26 Mart’ta Zorlu PSM’de izleyicisiyle buluşacak. Oyun öncesinde yönetmen Gaye Çankaya'ya merak ettiklerimizi sorduk. 

“Bir Hayal Bir Oyun” projesinin önemi nedir?

Bence, birkaç tane önemi var. Birincisi bilindiği gibi “Bir Hayal Bir Oyun” bir öykü yarışması projesi olarak başlıyor. Türkiye’nin her yerinden ilkokul seviyesinde, okuyan öğrencilerin katılabildiği bir öykü yarışması. Birinci önemi bu aslında çünkü çocuklara yazmayı sevdiriyor. İçinde bir yeteneği varsa kendine hedef koyma şansı oluyor ve daha fazla yazmaya teşvik ediyor. Türkiye’de baktığımız zaman- benim bildiğim kadarıyla- ilkokul seviyesindeki çocukların katılabildiği bu anlamda bir yarışma yok. Böylece ciddi bir boşluk dolduruyor. Biz, bu öykü alıyoruz ve profesyonel bir oyun yazarı tarafından benim yönetmenliğimde oyunlaştırıyor ve PSM gibi Türkiye’nin en iyi sahnelerinden birinde sahneleniyoruz. Bu sene şöyle güzel bir de değişiklik yaptık ve öğrencilerle çalışıyoruz. Şöyle ki; oyuncuları Bilgi Üniversitesi’nin performans bölümünden seçmeler sonucunda aldık.  Dekor ve kostüm tasarımını Mimar Sinan Üniversitesi tasarım öğrencileri yapıyor. Böylece, profesyonel hayata geçmek isteyen öğrencilere de bir zemin hazırlanmış oluyor ki öğrenciyken bu kadar profesyonel bir işin içinde yer almak gibi bir şansları oluyor. Bilgi Üniversitesi öğrencileri böylece seyirciyle karşı karşıya gelecek, kostüm tasarımı öğrencileri sadece masa başında çizerek değil, tasarladıkları dekorları ve kostümlerin sahnede hayat bulduğunu görecek. Bir de ilk 10’a giren öyküler için yaratıcı yazarlık atölyesi veriliyor. Öyküleri ilk 10’un içinde yer alan öğrenciler sömestr tatilinde bu kurslarla geçirip yazarlığa teşvik ediliyor.

Hayal gücünü geniş tutmayı telkin eden sanatsal faaliyetler daha iyi bir gelecek kurmamızı sağlayabilir mi?

Kesinlikle sağlar. Ahmet Nazif Zorlu’nun bir konuşması sırasında ben oldukça etkileyen bir söz söylemişti; “Hayal kurun, hayal kurduğunuz zaman bir şeyler olur. Hayalci olmayın ama hayal kurun, hayal kurmaya devam edin”. Ahmet Bey’in bu sözüne çok katılıyorum. Hiç hayali olmayan bir kişinin yapacağı şeyler de sınırlı olacaktır. Mesela seyahat etmeyi hayal ederseniz, gidesiniz. Belki en büyük hayaliniz Kuzey Kutbu’na gitmektir ama siz, ilk etap da Avrupa’da bir ülkeye gidersiniz. Fakat hayat etmezseniz o seyahate de asla çıkmazsınız, sadece kendi sınırlarınız içinde yaşarsınız. Bence, geleceği kurmaya teşvik eder hayal kurmak, önemlidir.

Karton şehir bu anlamda bir ilke işaret ediyor. Sizce bu metin neden değerli?

Burada özgün bir hayal gücü var. Ciddi ve kalabalık bir jürinin oylarıyla seçildi. Ben projenin genel sanat yönetmeni olarak jüride yokum. Fakat hepimizin ortak kanısı, ortada enteresan bir hayal gücü ve fantezi dünyası olmasıydı bu da bize de oradan devam etme imkânı sundu. Farklıydı, özgündü. Öyküyü oyunlaştırdığımız için, tiyatro sahnesine taşınabilecek bir fantezi gücünün olması lazım. Minicik bir sayfalık öyküyü alıp büyütüyoruz, zenginleştiriyoruz. Öykünün buna fırsat vermesi gerekiyor, o yüzden de bu öykü değerliydi. Geniş dünyası olan bir öykü bu; annesiyle evde sıkılan bir çocuk bir karton şehir yaratıyor ve benim şehrim olsun diyor. Bu şehirde olabilecek birçok şey var.

Öykünün yazarı minik bir arkadaşımız. Diğer taraftan da herkesin bildiği, dinleyerek büyüdüğü masallar var. Bu ikisini yan yana koyduğumuzda fark eden şey nedir?

Şöyle bir fark var; biz büyükler, çocuk oyunu sahnelediğimizde, bir çocuğun dünyasına inmeye çalışıyoruz. Yani bizim geçtiğimiz bir yol bu ama o yoldan geçeli çok olmuş. Tekrar o renkli, sınırları, kalıpları oluşmamış fantezi dünyasına inmek için gayret sarf ediyoruz. Burada ters bir durum var. Gerçekten bir çocuğun saf dünyası var, bu da işimizi çok kolaylaştırıyor. Artık onun dünyasına inmek için gayret sarf etmiyoruz. O bize dünyasını sunuyor, biz de o dünyayı kucaklayıp büyütme şansına sahip oluyoruz. Gelen bazı öyküler o kadar zengin bir dünyaya sahipti ki jüri aralarında seçmekte çok zorlandı. Şuan okuduğumuz klasikler, Andersen, La Fontaine Küçük Prens, Şeker Portakalı gibi dünyaca çapında romanlar, öyküler, masallar yazabilecek yetenekte çocuklarımız varmış, bunu da bu sayede görmüş olduk.

Dünya Tiyatrolar Günü öncesinde Türkiye’de ve dünyadaki mevcut tiyatro sahnesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çevremizdeki kişilerle konuştuğumuzda herkes tiyatrodan mutsuz ve çok umutsuz. Ben ama hiç umutsuz değilim. Zor dönemler yaşamamıza rağmen, sıkıntı dönemlerden geçiyor olmamıza rağmen farklı ölçeklerde çok fazla tiyatro var Türkiye’de. Geçmiş dönemde izleyici soğumuştu katılım azalmıştı ama artık tiyatro izleyicisi yeniden oluşmaya başladı. Bir yığın alternatif tiyatro var, 50-100 kişilik salonlardan tutun daha büyük seyirci kapasitesi olan tiyatrolara kadar. Zorlu PSM gibi imkanları dünya standartlarında olan bir yerimiz var. Bence bunlar çok güzel gelişmeler. Dünyada zaten birçok ülkede tiyatro çok ön planda, gerçekten de hak ettiği yerde. Bizde ise Türkiye’de, hak ettiği yerde mi tartışılır ancak ben karamsar bir tablo görmüyorum. Sadece biraz daha desteklense, devletin, özel teşebbüslerin desteği olsa iyice devleşecek gibi geliyor bana. Son 10 yıldır da yükselen bir ivmesi olduğunu düşünüyorum tiyatronun.