Kaan Bıyıkoğlu ile Uluslararası Caz Günü Özel Seçkisi
Paylaş

30 Nisan Uluslararası Caz Günü'nün ilham veren ruhunu yerli sahneden caz müzisyenleriyle beraber kutluyoruz. Piyanist Kaan Bıyıkoğlu'nun Uluslararası Caz Günü şerefine seçtiği 5 favori albümle ve albümle ilgili yorumlarına birlikte göz atalım. 

Ella Fitzgerald, Louis Armstrong – “Ella & Louis” (1956)
Fitzgerald ve Armstrong’un ortaya koydukları lirizm, zarafet ve mizah diğer müzisyenlerin olağanüstü eşliğiyle buluşuyor. Caz lezzetini ve swing ritminin büyüsünü tatmak isteyen herkese ilk önerebileceğim albüm bu. Albümde hiç solosu olmamasına karşın, Oscar Peterson sadece buradaki eşliğiyle bile caz efsanelerinden birisi olmayı hak ediyor. 

Wayne Shorter – “Speak No Evil” (1964)
Muazzam besteler, muhteşem bir kadro… ve belki defalarca kaydedilen bu efsane müzisyenlerin en iyi icraları. Charlie Parker sonrası modern cazı özetleyen, sonra gelen müzisyenlerin dönüp dolaşıp üzerinde çalışmak zorunda hissettikleri ve öte yandan hiçbir döneme ait olamayacak derinlikte ve mükemmellikte bir başyapıt. Bu albümde boşa geçen tek bir saniye, ifadesiyle vücut bulmayan çalınmış tek bir nota yok.

Duke Ellington – “Far East Suite” (1967)
Ellington ve Strayhorn ortaklığının zirvelerinden birisi. “Black and Tan Fantasy”yi 1927’de besteleyen kişinin 40 sene sonra hala güncel ve gençlik enerjisi ile bezenmiş başyapıtlar ortaya koyduğuna ikna olmanız için “Blue Pepper”in ilk 10 saniyesini duymanız yeterli olacaktır. “Ad Lib on Nippon” blues formunun potansiyelinin ve ne kadar sofistike bir şekilde işlenebileceğinin en iyi örneklerinden birisi. Ayrıca albüm boyunca Duke Ellington’un şairane piyanistliğinin zirvelerinden birisini de şahit olabilirsiniz.

Marcus Roberts – “Gershwin for Lovers” (1994)
Stoacı disiplin ve keskinliği engin bir bilgi birikimi ile birleştiren, Wynton Marsalis’in “J-Master” lakabını taktığı Marcus Roberts müzikal vizyonu ve ifade paletinin genişliği ile beni en çok korkutan piyanist olabilir. Albümün mütevazi ismine aldanmayın – Roberts’in kendisine koyduğu hedefler çok yüksek! Buradaki müziği ben Chopin’in yapıtlarına benzetiyorum: yüzeyde herkese seslenebilecek şairane bir yalınlık, yakından bakınca ise inanılmaz sıkı ve detaylı bir örgü ile kurulmuş muazzam yapıtlar. Böyle bir müzik ancak geleneğe bu derece hâkim olmakla mümkün olabilir.

Branford Marsalis – “The Secret Between the Shadow and the Soul” (2019)
Başından sonuna kadar sürükleyici bir anlatımla en üst seviyedeki virtüözlüğü mükemmel bir şekilde birleştiren bu albümde son derece yalın bestelerin yanı sıra oldukça avangart öğelerin de modern caz geleneği ile sunumu yer alıyor. Senelerdir birlikte çalmanın getirdiği neredeyse telepatik uyumun yanı sıra, sürekli kendilerini yenileyen ve zinde tutan bu usta müzisyenlerin birlikte ortaya koydukları icralardaki birliktelik, ifade zenginliği ve derinlik inanılmaz bir seviyede. Son yıllarda duyduğum en güzel müzik.