Hedonutopia: İyi Çalmak Konusunda Takıntılıyız!
Paylaş

Jakuzi ve Hedonutopia, 25 Ocak Cumartesi akşamı %100 Studio’da Lokalize serisi kapsamında birlikte konser verecekler. Gece öncesi Hedonutopia ile konuştuk...

Hedonutopia, gitarda ve vokalde Fırat Külçek, synth ve sample’larda Kerem Feyzi’den oluşan iki kişilik bir grup. Son albümleri “Arzu Ütopyası” Kasım ayında yayımlandı. İkiliyle Kadıköy, Yeldeğirmeni’ndeki evlerinde konuştuk…

Nasıl tanıştınız?

Kerem: Fırat’la ben Balıkesir’de üniversiteden arkadaşız. Ben Biyoloji okuyordum, o Müzik bölümündeydi. Müzik bölümünden çıkmıyordum, bana uyuz oluyorlardı bu yüzden. Kız arkadaşım da orada okuyordu. Baktım benim gibi müzik aşığı bir insan Fırat, öyle tanışmış olduk.

Fırat: Bölümün en güzel kızlarından biriyle birlikteydi, kim bu adam diye sorduk, Dağcılık bölümü başkanıymış, Biyoloji bölümündeymiş dediler. Geçiyor piyanonun başına, bölümdeki insanlardan daha iyi çalıyor. Sonra evine gittim bu gıcık olduğum adamın, orada anladım çok güzel, değişik bir adam olduğunu.

Grubun kuruluşu nasıl oldu?

Kerem: Fırat’la 2003 yılında tanıştık, sonra başka gruplarda çaldık. Grubu 2008 yılında İzmir’de kurduk. Çalışmalar için bazen Fırat İstanbul’a geldi, bazen ben İzmir’e gittim. İlk başta dört kişiydik, sonra iki kişi görsel kısmına geçmek istedi, müzik tarafı zor olduğu için. İki görselci, iki müzisyen şeklinde ilerledik bir süre.

Fırat: Dört kişi başlayıp sonradan iki kişiye dönen bu projemizde ben güvenemeyeceğimiz birileriyle çalışmak istemedim. Uzun vadeli plan yapamayacağım biriyle çalışamam. Ömürlük bir şey tasarlamak istiyorum. Bu fikir de Kerem’in varlığıyla gelişti zaten. Biz ikimiz öyleyiz çünkü. Haftada 2-3 gün buluşur, sürekli çalardık. Dört saat, altı saat. Aynı şarkıyı on birinci kez çalarken ayrı bir kafa geliyor. Çalıp söyleme zorluklarını daha ileri seviyeye taşıyorsun filan.

Müzik tarzınızı nasıl oluşturdunuz?

Kerem: İçimizdeki sesleri dışarı çıkartmaya çalıştık aslında. Şu tarz bir şey yapalım diye yola çıkmadık.

Beraber yaşadığınız bu ev aynı zamanda stüdyo mu?

Kerem: Evet. Kulaklıklı sistemimiz var, gece 3’te bile çalışabiliyoruz. Amfi kullanmıyoruz evde de sahnede de. Her şey ses kartına giriyor, oradan da miksere. Biz de kulaklıktan duyuyoruz. Konserlerde ses masasına giden iki kablo kullanıyoruz o kadar.

Fırat: Ses teknisyenleri seviyor o sebeple bizi:) Bu sistemi bir ses mühendisi olan Cansın Dugan eşliğinde kurduk. Amacımız  sahnede iki kişi müzik yapmak isteyenlere örnek olabilmek biraz da. Müzik grubu neden kuramıyorsun, çünkü dört kişi bir araya gelemiyor. Bir süre sonra biri mutlaka ben yokum diyor.

İlk albüm anlaşmasını nasıl yaptınız?

Kerem: Battle of the Bands’te birinci olduk, ödül Dokuz Sekiz Müzik’ten çıkacak bir single’dı. Biz ise onlara 7 şarkılık bir albüm teslim ettik. Dokuz Sekiz Müzik’in sahibi Ahmet Çelenk “Ben bunu yayınlarım” dedi. Her şeyi kaydetmiştik, hazırdı, sadece yayımlayacak yer arıyorduk denk geldi. Sağ olsunlar bu son albümde tüm masrafları kendileri karşıladı. Şu an “müzisyen olduk” diyoruz artık.

Fırat: Bağımsız bir şirketin buna katkı sağlaması çok değerli. Ahmet Çelenk o türü bilmese de o türün iyisini kötüsünü ayırt edebilen biri.

Şu an sadece müzikten mi hayatınızı kazanıyorsunuz?

Fırat: Evet. 11 yıl Müzik Öğretmenliği yaptım. Başka işlerde çalışalım, sonra kazandığımız paranın yarısını müziğe gömelim diye konuşmuştuk. İlk başlarda uzunca bir süre Peyote’de çaldık. Sonra kendimizi tamamen müziğe adamaya karar verdik. Öğretmenliği bırakalı 5 ay oldu. Kerem uçak yüklüyordu, yanlış yaparsa uçak düşüyordu filan:) Öyle bir işi vardı onun. Önce onu kurtardık, 2 yıl önce. Ben zihinsel engelliler okulunda müzik terapistiydim, devlet memuruydum yani. Artık delirme halindeydim, öğretmen miyim müzisyen adayı mıyım?

Kerem: Hayat bir süre sonra sana soruyor zaten, müzik mi yapacaksın yoksa beyaz yakalı olup sadece hafta sonları müzikle mi uğraşacaksın diye. Bir ayrım noktasına geliyorsun. Kirayı yatırabilelim yeter diye düşünüyoruz. Müzik, tüm gün işte çalışıp akşam eve gelince hadi müzik çalışayım diyebileceğin bir şey değil. Senden hep beklenen bir şeyler var iş hayatında.

Üretkenliğinizi tetikledi mi bu durum?

Fırat: Hem de nasıl. İşten ayrılınca vücut 40 saat uykuya hayır dedi tepki olarak. Uyuyamadım. Sabah 7’de camdan işe giden insanları izlemeye başladım. Uyuyarak yürüyor insanlar. 11 yıl boyunca ben de öyleydim. Müzikle yaşamayı sürdürebilmek herkesin hayal ettiği bir şey.

Sahnede iki kişi müzik yapmanın avantajları ve dezavantajları var mı?

Kerem: Olduğumuz yerde delirmeye çalışıyoruz:) Görselle ve ışıkla destekliyoruz sahnemizi.

Fırat: Gelen yorumlar canlıda albümlerden daha iyi olduğumuzu söylüyor genel olarak. “Ne alakası var albümle?” gibi şeyler duymuyoruz çünkü albümdeki gibi çalıyoruz. Kerem en zor şey ne ise onu yapar her zaman. O şarkının en can alıcı olayı neyse hem onu çalar, hem altına o şarkının zenginliği ne ise onu veririz. Palmiyeler’in basçısı Tarık ODTÜ konserimiz sonrası kuliste “Bu adam müzisyen değil, profesör. Uzay mekiği mi kullanıyor?” demişti:)

Sahnede doğaçlamaya müsait değildir o zaman müziğiniz?

Kerem: Ritimlere müdahale ettiğim kısımlar var, istediğimiz gibi uzatıp kısaltabiliyoruz, öyle bir alan bıraktık kendimize.

Fırat: Biz iyi çalmak ve söylemek konusunda çok takıntılıyız. İyi çalamazsak ben deliririm sahnede. Aklıma 11 yıllık öğretmenlik hayatım gelir anında, buraya mı döneceğim diye.

“BU BİZİM İÇİN BİRİNCİ DÖNEM.”

Yaptığınız müziğin gelişmeye açık bir tarafı var mı yoksa tekdüzeleşmesi gibi bir tehlike var mı?

Fırat: Bu bizim için birinci dönem. Bu birinci dönemde biz 7 yılda 7’şer şarkıdan oluşan 7 albüm yayınlayacağız. Bu bizim başka işlerde kaybettiğimiz zamanın acısı.

Neden 7?

Fırat: Bilmiyoruz. Fark ettik ki ilk başta 7 şarkı kaydedebilmişiz. Sonra Kerem araştırdı ki bir albüm yapabilmek için en az 7 şarkı olması lazımmış. 6 şarkıyla bir albüm çıkaramıyormuşsun. Ve en az yarım saat olmalıymış.

Daha az olursa EP mi oluyor?

Fırat: Evet. Biz de EP olayını sevmiyoruz. Bu 7 albümlük bir resim. O resim bitmeden dönüp bakmak istemiyoruz ne yaptığımıza. 7.albüm çıkınca o zaman dönüp bakarız, belki bir yıl ara veririz, belki bir davulcumuz olur, belki orkestrasyon deneriz. Değişik bir sound peşinde koşarız belki. Rüştümüzü ispat edelim önce. Bu alçakgönüllülükten de kurtuluruz belki:) Dinleyicilerimiz en çok bunu diyor:)

Dört albüm yayımladınız bugüne kadar. Bu dört albüm arasında konsept olarak bir bağlantı var mı?

Fırat: Her şeyden önce insani bir bağlantı var.

Kerem: İlk bestelediğimiz şarkı üçüncü albümde mesela. Kendisine orada yer buldu. Şarkı ben hazırım dediğinde koyuyoruz albüme. Daha çok hissiyatlarla gelişiyor olay.

Albüm kapaklarınızın konseptini anlatır mısınız?

Kerem: İlk albüm “Ucune Dizayn”ın kapağını görsellerimizi yapan Mustafa Özkan kendi tasarımıyla oluşturdu. Yani ilk dört kişilik kadromuzun davulcusuydu kendisi. İkinci albümümüz “Yarı Cennet”te bir arkadaşımızın fotoğrafını kullandık. 3.albüm “Yakamoz Sandalı”nın kapağında arka bahçemizde bir kütük vardı yıkılmış, onun üstünde ip kullanarak bir çalışma yaptık. Son albümde de Nazlı Erdemirel’in çektiği bir fotoğrafı kullandık. Üçüncü albümün fotoğraflarını da o çekmişti. Üçüncü albümün içinde çıkan afiş dördüncü albümümüzün kapağıydı aynı zamanda. Öyle şeyler denemeyi seviyoruz…

Söz ve müzik yazımı ikinize mi ait?

Fırat: Sözleri genelde ben yazıyorum. Müziği birlikte yapıyoruz her zaman. Bazen sözüyle müziğiyle beraber gelen şarkılar oluyor. “Bil Ki” öyle bir şarkı mesela. Ama bazen de 7 yıl sonra sözü oturuyor, “Lasido” gibi. Kasmıyoruz, bir şifremiz yok.

Grubu kurduğunuzda beklentileriniz neydi ve şu noktada onların ne kadarını gerçekleştirdiniz?

Fırat: Amacımız kült bir grup olmaktı. Biz çok dinlenelim derdinde değiliz, bir şarkımız “Koca Bir Saçmalık” (Jakuzi) kadar tutsun o bize yeter. Daha fazlasıyla başa çıkamayız. Bir gün spotify’da on bin kişi tarafından dinlensek ne acayip olur derken şu an ayda 70 bin kişi bizi dinliyor. Bize plak şirketimizin ve daha önce başkalarının da söylediği; Türkiye’deki en organik dinleyici yapılarından birine sahip olduğumuz. “Sizi dinlemeye başlayan birisi günün büyük bölümünde sadece sizi dinliyor” dediler. Aptal dinleyicimiz yok bizim ama en olumsuz yorumu yapan delirmiş, sorun o. Yine de iyi biri ama delirmiş. Mesela yanımıza gelip “Ne yaptığınızı siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum ama” deyip bunun üzerine bizi 3 saat muhabbetle esir almış sevenlerimiz var. “Siz ikiniz estetik olarak ne yaptığınızı bilmiyorsunuz, ben farkındayım, gelin size anlatayım” deyip başlıyor anlatmaya.

Peki doğru analiz etmiş mi müziğinizi?

Fırat: Hayır, delirmiş:) Belki onun da kafasından bu tarz bir müzik yapmak geçmiştir, en yakın dostu “öyle müzik mi olur?” demiştir belki. Benim en yakın dostum bana öyle demedi işte. “Ben garip garip takılmak istiyorum” deyince takılsana abi deyip o da synth’e geçti. İki garip bir araya gelip garip akımını kopyalamaya çalışmadan garip müzikler yapıyoruz:)

“KONSERE ÖZEL JAKUZİ İLE BİR SÜRPRİZİMİZ VAR!”

Yakın gelecek planlarınız neler?

Kerem: Mart ayında SXSW festivalinde çalacağız. Davet ettiler sağ olsunlar. Biz de sponsor bulduk ve gidiyoruz. Daha önce The Away Days gitmişti.

Fırat: Orası için farklı bir setlist hazırlıyoruz. Bu arada festivale katılma şansını yakalamamız menajerimiz Seray Saltık sayesinde. Davetiye aldık tamam ama onu yollayan insanı sürekli bunu bir dinle şeklinde darlayarak adama dinletmesi ve sonucunda adamın beğenip bizi davet etmesi şeklinde gelişti olay.

Seray’la nasıl tanıştınız, yollar nasıl birleşti?

Fırat: Seray bizim ilk fanımız. Peyote’de bomboş mekana çaldığımız zamanlardan. Seray İngiltere’ye gittiğinde arkadaşı ona telefondan bizim bütün konseri dinletmiş, o kadar seviyor. Bizi ilk fark eden insan diyebiliriz. Üçümüz birlikte yaşamaya başladık, en iyi İngilizcesi olan o, en iyi telefon kullanan o, mailleri de o atıyor, öyle olunca kendiliğinden o menajer oldu. Sadece menajer de değil, aynı zamanda roadie, bas gitar da öğreniyor. O bizim jokerimiz. Birkaç gruptan menajerlik teklifi almış, hepsini reddetmiş. “İki gruba birden menajerlik nasıl oluyor ki?” diye bize soruyor:)

Daha önce Jakuzi ile beraber çaldınız mı?

Fırat: İlk Bursa Nilüfer Festivali’nde çalmıştık. Kutay bizim çok sevdiğimiz bir arkadaşımız, Peyote günlerinden tanışığız. Bu ülkede güzel söz yazan en iyi insanlardan biridir Kutay. Jakuzi ve Taner Yücel’in hayranıyım.

Kerem: Geceye özel bir sürpriz düşünüyor Kutay, bakalım yapacağız onu birlikte. Hatta iki küçük sürpriz olacak, teknik kısmı çözebilirsek.

Başka kimleri dinliyor ve seviyorsunuz?

Fırat: Palmiyeler’in hastasıyım. Beyaz Hayvanlar da çok iyi. Ama aktif değiller. Kalt ekibinden Hasan İnceler’in projesi. Brek var, Yerçekimi de çok iyi.

2019’da neler dinlediniz?

Fırat: Aslında biraz geriden geliyoruz, daha eski şeyleri dinliyoruz. Mac DeMarco dinliyorum, konserden sonra gaza geldim. Tame Impala’nın yeni şarkısını repeat’e aldık mesela dün geceden. Sürekli o çalıyor...

Röportaj: Çağlan Tekil