Godot’yu “şimdiki zamanda” Beklerken: ŞAHİKA TEKAND
Paylaş

Türkiye tiyatrosunun en değerli isimlerinden, oyun yazarı, oyuncu ve yönetmen Şahika Tekand ile Kasım ayında Zorlu PSM’de izleyeceğimiz Godot’yu Beklerken’i sahneleme deneyimi üzerine sohbet ettik.

Samuel Beckett’ın avangart oyunu Godot’yu Beklerken, sizin yönetiminizde Studio Oyuncuları tarafından Zorlu PSM sahnesinde sergileniyor olacak. Oyun bugüne kadar Türkiye sahnelerinde pek çok farklı tiyatro grupları tarafından oynandı. Siz sahneleme, dekor, ışık, oyunculuk gibi açılardan bu oyuna nasıl yaklaştınız?

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett'ın sadece Türkiye'de değil dünyada da herhalde en çok sahnelenen oyunudur. Benim yıllarca bu oyuna mesafeli olmamın nedenlerinden biri de buydu zaten. Ancak geçen yaz, İstanbul Tiyatro Festivali açılışı için sahneleyeceğim oyun üzerinde çalışırken aniden bu oyunla aramdaki mesafenin getirdiği yazar-yönetmen mücadelesinin benim için yaratacağı sanatsal imkânlar heyecan verici bir çekicilik kazandı ve Godot'yu daha fazla bekletmemeye karar verdim. Bu oyun her ne kadar Beckett'ın sonraki oyunlarından daha az yalın olsa da, ben yine de bütün sahnelemelerimde olduğu gibi,  yalınlığı ve çizgiselliği kendime bir mücadele alanı yaratacak şekilde merkeze aldım ve oyunun hem düşünsel hem de sahnelemeye ait bütün ilkelerinin seyirci tarafından okunabilir ve yargılanabilir olmasını sağladım. Bu da sahnede olup bitenin dürüstçe ve gerçekten “şimdiki zamanda” olup bittiği ve seyircinin bunu hem büyük bir açıklıkla ve aynı zamanda da eğlenerek karşıladığı bir oyun ortaya çıkardı.

Godot’yu Beklerken uluslararası sahnede sayısız sahneleme ve uyarlamaya sahip bir eser. Sizin özellikle beğendiğiniz bir performans var mıdır?

Ben asla öyle sahnelemeyecek bir yönetmen olsam da her zaman Beckett'ın kendi rejisinin gösterişsiz fakat en samimi sahneleme olduğunu düşünürüm.

 “Beckett metinleri, benim kişisel olarak onları çok sevmemin dışında yöntemimiz açısından da bize çok imkân sunuyor. Ayrıca bugünün insanına çok şey söyleyen ve söylemeye devam edecek olan, tıpkı antik tragedyalar gibi zamanın ötesinde ve her çağın insanına ulaşabilecek metinler...”

Sizin geliştirdiğiniz ve yönettiğiniz oyunlarda uyguladığınız “performatif sahneleme ve oyunculuk” yöntemini biraz anlatabilir misiniz? Beckett’ın bu tekrarlı ve tempolu metninde sizin yönteminiz için ne gibi olasılıklar mevcuttu?

Ben bu yöntemi sanat ve tiyatro algısının kökten değişikliğe uğradığı çağımızda, sadece geleneksel sahneleme ve oyunculuk yöntemlerine değil, aynı zamanda günümüzün genel geçer sanat algısı içinde canlı performansın getirildiği noktaya da muhalefet ettiğim; seyircinin sadece kolay tüketilebilir, ilkesiz, salt eğlenceye indirgenmiş sanatsız bir sahneye mahkûm edilmesini kabul etmediğim için geliştirdim. Bu hem çağın dilini konuşan hem de genel geçere teslim olmayan bir yöntem. Yüksek sanatın adeta öcü gibi ele alındığı günümüzde sahnede yüksek sanatsal değeri olan sahnelemelerin de büyük kalabalıklarca izlenebileceğini, bunun sahnenin eğlence unsurunu eksiltmeyeceğini düşünüyordum. Studio Oyuncuları ile yaptığım bütün oyunlarda bunun doğru olduğunu hem Türkiye’de hem de dünyada tecrübe etme şansı elde ettik ve düşündüğümüzün doğru olduğunu gördük.
Bildiğiniz gibi Beckett’ın bu oyunu aslında pek de tempolu değildir. Ama içindeki tekrarların yarattığı ritmi önemseyerek yeniden yaptığım sahneleme düzeni, dilin müziğini hareketin müziği hâline getirmek, sessizlik ve hareketsizliklerin bile yoğun bir anlam üretmesini sağlamak açısından gerçekten imkânlı bir metindi.

Kurucusu olduğunuz Studio Oyuncuları’nın Samuel Beckett ile olan yolculuğu grubun ilk yıllarına, 1990’ların başına kadar gidiyor. Beckett ve oyunlarının sizin için nasıl bir yeri var?

Beckett metinleri, benim kişisel olarak onları çok sevmemin dışında yöntemimiz açısından da bize çok imkân sunuyor. Ayrıca bugünün insanına çok şey söyleyen ve söylemeye devam edecek olan, tıpkı antik tragedyalar gibi zamansız ve her çağın insanına ulaşabilecek metinler...

Son dönemde Türkiye tiyatro sahnesinde ilginizi çeken isimler, sizi heyecanlandıran işlerle karşılaşıyor musunuz?

Son dönemde hem sahnelerin ve toplulukların sayısındaki artış, hem de seyircinin her gün biraz daha yükselen ve çeşitlenen ilgisi başlı başına birer heyecan kaynağı. Bütün bu hareketin sanatsal olarak bir noktaya varması, zamanın kendi eleğinden geçerek yaptığı ayıklamayla ortaya çıkacak elbet. Ancak bugün karşımızdaki bu enerji ve hareket başlı başına heyecan verici.

Sizi 2008’de prömiyer yapan kendi oyununuz Karanlık Korkusu’nda izledik. Sahnede olmayı, oynamayı özlediniz mi? Hep oynamak istediğiniz, fırsat olsa hemen isteyeceğiniz bir rol, veya kendiniz için yazmak istediğiniz bir karakter var mı örneğin?

Karanlık Korkusu bu yıl dokuzuncu sezonunda oynanmaya devam ediyor. Sahnelerden oyuncu olarak uzak kaldığım söylenemez ama tabii ki yönetmenlik ve yazarlık bu son yıllarda daha yoğun. Karanlık Korkusu onuncu sezonunu da tamamlayacak gibi görünüyor... Ama önümüzdeki yıl hem yurtiçi hem de yurt dışında sahneleyeceğim bir-iki projenin hemen ardından oyuncu olarak da sahnede olacağım bir başka proje üzerinde çalışıyorum.

Son dönemde üzerinde çalıştığınız bu yeni proje, yazdığınız veya uyarlamak istediğiniz yeni oyunlarla ilgili bizimle paylaşabileceğiniz detaylar var mı?
2016-2017 tiyatro sezonunda yine Beckett'ın, 2012’de Şehir Tiyatrolarında da yönettiğim Oyun adlı oyununu, bu kez başka bir yaklaşımla Studio Oyuncuları Sahnesinde sahneliyoruz. Sanırım en geç Aralık ortasında seyirci ile buluşacak. Ayrıca 2017 sonbaharında yurtdışında sahneleyeceğim bir proje üzerinde çalışmaktayım.

 Röportaj  Yetkin Nural