Erdal Beşikçioğlu ile Tiyatro Üzerine
Paylaş

Tatbikat Sahnesi’nin kurucusu, oyuncu ve yönetmen Erdal Beşikçioğlu sezon boyunca farklı projeleri ile Zorlu PSM’de olacak.  Kendisiyle Türkiye’de tiyatronun güncel durumu ve geleceğine dair kısa bir sohbet gerçekleştirdik.

Tiyatro sektörünün mevcut durumunu nasıl yorumluyorsunuz? 

Son yıllarda gençlerin risk alabildiklerini ve özgüvenlerinin gittikçe geliştiklerini gördükçe heyecanlanıyorum. Bir yandan da sanatın tıpkı hayat gibi değişim gösteren yanının unutulup, var olan sistemlerin devam etmesinden sıkıntı duyuyorum. Ne kadar çok okur, görür ve vizyon sahibi olursak, tiyatro sanatının o kadar çok gelişeceğine inanıyorum. Yalnızca oyunculuk değil, reji, ışık, dekor, kostüm, tüm kreatif unsurların ülkemizdeki yetersiz eğitimden ve tiyatro sanatının çok amaçlı sahnelere sığdırılması düşüncesi yüzünden tiyatro sanatının yaratabileceği engin dünyaların devamlı yarım yapılması çok üzücü.

Kendi imkanları ile ayakta duran ve pek çok oyuncuya ek imkan sağlayan bir tiyatronuz var, bu durumun gerekliliklerinden ve zorluklarından biraz bahseder misiniz?

Bir company olabilmek için ekip çalışmalarının ve ‘ensemble’ bilincinin önemi çok büyüktür. Türkiye’de leb demeden leblebiyi anlamak deyimi, işte bu company’ler için geçerlidir. Bir company’de çalışılacak eserin ne yöne gideceği, nasıl bir biçim ve üslupla gelişeceği zaten kapsamlı olarak o ekibi oluşturan her bir üyenin kafasında oluşur ve anlaşmak, yaratmak için bir araya gelmiş kişiler için bu süreç çok daha keyifli ve rahat olur. Fakat Türkiye’de görünür olabilme fikri ve benlik bilinci gereğinden fazla yüksek olduğundan, oyuncuların bir company içinde var olabilmelerini ve birlik olgusu içinde ortak bir amaca mutlak itaatle hizmet etmelerini sağlamak çok zor. Ama gerekli mi? Evet. Her şeye rağmen, gençlere el vermek, yol göstermek, birlikte üretmek, paylaşmak ve deneyimlemek kesinlikle gerekli.

Oldukça iddialı oyunlar sahneliyorsunuz. Bu konuda hem oyuncular, hem de izleyicilerden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Bunu cevaplamak bizim için çok zor. Çünkü bir sanatçı hiçbir zaman tamam oldu diyemez, derse çürür, çünkü yapacak bir şeyi kalmamıştır. Oyunlarımızın ne derece devam edeceğini bir bakıma seyirciler karar verir. Biz kendi vizyonumuz, üslubumuz ve görüş açımız çerçevesinde anlatmak istediğimiz hikayeleri ele alır, gerekirse bozar, yeniden yapılandırır ve seyircilerimizle buluştururuz. 

Tiyatro oyuncusu olmak için çalışan yeni jenerasyona hangi önerilerde bulunursunuz? Sizce onları nasıl bir yolculuk bekliyor?

Tiyatroyu hayattan ayırmak mümkün olmadığı için, elbette ki zor bir yolculuk diyebilirim. Bunun mutlak bir önerisi olamaz çünkü kişi, hissettikleri ve seçimleriyle vardır. Önemli olan bu yolda kendini en yakın hissettiğin, kendince doğru seçimleri yapabilmendir. Bu ülkede oyuncu olacaksa, çok okuması, dinlemesi, seyretmesi, gözlemlemesi gerekir. Evvela sorgulayan bir birey olarak ayaklarının üstünde durabilmeyi öğrenmelidir. Gerisi kolay.

Türkiye dizi tarihinin en sevilen dizilerinden biri, Behzat Ç yeniden devam ediyor. Bu projenin devam etme süreci nasıl gelişti? Şu an için ufukta yeni bir proje var mı?

Behzat, Emrah’ın romanı ve Ercan’ın senaryolarıyla özgür özgün bir iş olduğu ve gündemi takip ettiği ve de yalansız olduğu için böyle bir ilgi odağı oldu, evet. Bu proje zaten kafamızda hep devam ediyordu, sadece uygun yer ve zaman sorunu vardı. Her iş her zaman ve her yerde yapılamaz maalesef, aklınıza estiği gibi getirip koyamazsınız. Doğru zamanda hep beraber hem fikir olununca, yeniden çalışılmaya başlandı. Şu an tek yeni proje olarak; tiyatromuzda yönettiğim, aynı zamanda Elvin Beşikçioğlu ve Ünsal Coşar ile aynı sahneyi paylaştığım Matéi Visniec’in  yazdığı “Nina / İçi Doldurulmuş Martıların Hassasiyeti” adlı oyun var.  Türkiye prömiyerini yapacağımız yeni oyunumuz için çok heyecanlıyız. 

Tatbikat Sahnesi olarak, yeni sezonda sahnelenecek başka yeni oyunlarımız için de hazırlık içindeyiz. 

Röportaj: Ceren Dülgar