EFSANELER // Patti Smith: Gerçek Bir Efsane
Paylaş

Yazı: Hande Yıldırım

Bir insanın hayatı başlı başına bir sanat eseri olabilir mi? Dinlediğiniz şarkılarında, okuduğunuz kitaplarında tüm kuvvetiyle içerisindeki gücü açığa çıkaran bir sanatçı Patti Smith. Hayatından parçaları serpiştirdiği eserleri ile her daim tanıdık bir yüz… Nesiller sonra bile bunun değişmeyeceğini bilmek ise Patti Smith’i gerçek bir efsane hâline getiriyor.

1946 yılında Chicago’da doğan Patti Smith, henüz daha çocukken “içerisindeki gizli gücün” farkındaydı. O dönemlerde kendini gördüğü her şey başarılı olamayacağına işaret etse de içerisindeki umudu yaşatan mutlu bir yapıya sahipti. En sonunda ise beklenen oldu. Genç yaşta tanıştığı sanat, zincirlerini kırarak Smith’in ruhunu özgür bıraktı. Bu dönemde Modigliani gibi sanatçılar ile kendi perspektifini şekillendirmenin yanı sıra John Coltrane, Little Richard ve Rolling Stones gibi isimlerden esinlenerek performans gösterilerinde yer almaya başladı.

 

Patti Smith’in dönüm noktası ise 1967 yılında Robert Mapplehorpe ile tanışması oldu. Önceleri romantik bir ilişki olarak başlayan bu ortaklık seneler boyunca sürecek bir yol arkadaşlığına dönüştü. Vietnam Savaşı’nın gölgesindeki bu politik ortamda New York Chelsea Hotel’de birlikte yaşıyorlar ve günlerini yan yana sanatlarını icra ederek geçiriyorlardı. Smith’in “hayatının en büyük sanatçısı” Mapplethorpe, 70’lerde özgüvenle sanatını ortaya koyarken Smith için ise oluşturduğu her bir eser şüphe kaynağıydı. Mapplethorpe’un cesaretlendirmeleri ise 1971 yılında meyvesini verdi. Patti Smith’in yıldızı bir kilisede Lenny Kaye ile ortaya koyduğu performans sonrasında aniden parladı. Bir elektrik gitar eşliğinde şairane bir performans ortaya koyan Smith’in ağzından çıkan ilk cümle ise 2020 yılında bile ikonik bir öneme sahiptir: “İsa birilerinin günahları için öldü / Ama benim değil”

İlk albüm Horses ile Patti Smith punk sahnesinin dikkat çeken isimlerinden biri hâline gelmişti bile. Mapplethorpe imzalı albüm kapağında Smith, en özgüvenli hâli ile dinleyicisine bakarken bir zamanlar kendisini gördüğü her bir Patti Smith zaman tünelinde kayboluyor. Easter albümünün başarısı ile Springsteen iş birlikli Because the Night ikonik şarkılar arasında yerini alıyor. Ancak kahramanımızı o sırada yeni bir macera bekliyordur. 1979 yılında Smith, New York’taki hayatını bir kenara bırakarak Detroit’da MC5 gitaristi Fred “Sonic Smith” ile yepyeni bir hayata başlar. Aile hayatını yaşadığı bu dönemlerde uzunca bir süre Smith’ten haber alamayız. 1988’de Dream of Life ile dönüşü ise bizi People Have the Power ile tanıştırır. Smith, hayata karşı umut dolu bakışı ile herkesi kendi içlerindeki güç ile barışık hâle getirir. Herkes ile tanıştırdığı bu gücü ise hemen ardından eşinin ve erkek kardeşinin ölümü sonrasında kendi içinde bulur. Müziğe geri dönme ve hiç olmadığı kadar sıkı sıkıya tutunma zamanıdır. Yakın arkadaşları R.E.M.’den Michael Stipe ve Allen Ginsberg’ün ısrarları ile Bob Dylan’ın yanında sahneye geri döner. Ardından gelen albümler Smith’in hayatındaki en kırılgan parçaları alarak müziğinde yeniden şekillenir. 2012 yılına kadar çıkardığı 5 albüm ile bir sanatçının aradan ne kadar zaman geçerse geçsin her dönemde kendini yaratarak yaşayan bir efsane hâline gelebileceğini ortaya koyar.

Çoğu hayranı onu şair ve müzisyen olarak tanımlasa da Patti Smith’in görsel sanatlardaki gücü de yadsınamaz. Smith, 60’ların sonunda şiir ile hayal gücünü buluşturur. Frida Kahlo’dan esinlenerek kendi portrelerini çizer. Müzik ile büyük çıkışını yapmadan önce kendini gördüğü her bir noktadan kağıda perspektifini yansıtır. 1978 yılında Mapplethorpe ortaklığında gerçekleşen ilk sergisinin ardından Smith’in bu dönem ortaya koyduğu eserler MoMA ve Andy Warhol Müzesi gibi birçok bilinir galerilerde ve müzelerde yer alır. Fotoğraf ise Robert Mapplethorpe’un belki de Smith’teki en büyük ilhamı. Guardian ile olan bir röportajında Smith şöyle der: “Resimlerim tam da onların gözükmesini istediğim şekilde gözükür. Fotoğraflar ile dünyayı değiştirmeye çalışmıyorum; sadece belirli bir güzelliğe sahip olan fotoğraflar çekiyorum.” Smith’in hayatını oluşturan şairane her bir detay, herhangi bir yorum olmadan makinesinde kendine yer bulur. Patti Smith’in çektiği fotoğraflarda değişik perspektif oyunları ya da açılar yakalayamazsınız. Zaman donar ve Smith’in bulunduğu noktadan dünya nasıl görünüyorsa ona somut bir şekilde tanıklık edersiniz. Şahit olduklarınız ise Smith’in hayatındaki özel anları simgeleyen objelerdir kimi zaman. Instagram’da kendisini takip edenler bilir. Sanatçı, kimi zaman kendisine eşlik eden bir fincan kahvenin fotoğrafını da takipçileri ile paylaşabilir. O sabah içilen bir fincan kahve de Smith’in hayatında özel bir yere sahiptir. Smith’in dünyasında nefes alıp birbirimizi sevebildiğimiz her an tanıklık edilmeyi hak eder.

Patti Smith’in fotoğraflarının kendilerine yer bulduğu bir diğer yer de kitaplarıdır. Patti Smith, 2010 yılında ilk kitabı Çoluk Çocuk’u yayımlar. Bu kitap ile okuyucularını kariyerinin ilk yıllarında Robert Mapplethorpe ile geçirdiği özgür yıllara götürür. Kitap ile büyük bir başarı elde eder ve ABD’de Ulusal Kitap Ödülünü kazanır. Çoluk Çocuk, Smith’i “katılmadığı ancak her daim saygı duyduğu” ana akımın bir parçası hâline getirir. 2015 yılında gelen M Treni’nde ise hikayenin bir sonraki bölümüne tanıklık ederiz. Horses’ın yayımlanmasının ardından gelen dönem, sevdiklerini kaybedişi ve Detroit’da yaşadığı aile hayatı ile hikayenin eksik parçaları tamamlanır. Ardından gelen Adanmışlık ise Patti Smith’in hayatından parçalar ile yazdığı kısa hikayeleri buluşturur. Ticari açıdan diğerleri kadar başarılı olamasa da Smith’in sanatına tanıklık etmiş ve anlamlandırmış herkese bir öncekilerden farklı bir yolculuk sunar. 2019 yılında gelen son kitabı Year of the Monkey ise Patti Smith’in hayatı için bir kitabın son bölümü gibidir. Smith’in günümüzde yaşadıklarına ve hissettiklerine yol arkadaşı oluruz. Patti’nin hikayesi hiçbir zaman sonuca ulaşmaz. Başa dönüp Çoluk Çocuk’u tekrardan elinize almak ve bildikleriniz ile Smith’in hayatına bir daha eşlik etmek istersiniz. Sanatçının yazarlıktaki başarısı da buradan gelir.

Patti Smith… Müzisyen, ressam, fotoğrafçı, performans sanatçısı, aktris, yazar ve şair. Bu kadar çok şapka ile karşımıza çıkarak bunca zaman sonra bile bizi heyecanlandırması Patti Smith’i efsane hâline getiren yegane noktalardan biri. Smith’in sanatı her defasında dünyaya bir çocuğun meraklı bakışı ile bakmasından ileri geliyor.

Bugün 74 yaşında olan sanatçı hâla sosyal medyada takipçilerine doğum günü mesajları yolluyor, Instagram açıklamalarını düz metin yerine şiir şeklinde yazıyor ve ona ilham veren kişilerin fotoğraflarını paylaşarak takdirini sunuyor. Günlük hayatında başına gelen çok küçük olayları bile büyük bir nimetle selamlıyor. Yolun ilk başında her zaman içerisinde özel bir güç olduğunu düşünen küçük kız çocuğu, o pırıltıyı seneler sonra bile dışarı yansıtabiliyor. Smith’in yansıttığı bu parıltı ise hayatına tanıklık etmemizi sağlıyor. Mapplethorpe hikayelerine yer verdiği Çoluk Çocuk’un başarısı, resimlerini görmek için müzelere akın eden sanatseverler ve Zorlu PSM’de 2016 yılında People Have the Power sırasında sandalyelerini alaşağı ederek son sesle eşlik eden müzikseverler de bunun en büyük örneği.