EFSANELER // Kurt Cobain: İstediği tek şey sessizlikteki haykırış
Paylaş

Yazı: Bekir Özgür Aybar

Grunge döneminin altın çocuğu, Nirvana’nın efsanevi lideri Kurt Cobain eğer hayatta olsaydı bugün 53 yaşındayken hayatını sürecekti. Bir başka deyişle ölümünün üzerinden çeyrek asır geçen birisi bugün henüz 53 yaşında olacaktı. Belki haftaya konserine gidecektik. Belki haftaya yeni bir albüm çıkaracaktı. Tüm bunları yapacak kadar genç olacaktı hala. İşte bu kadar erken veda etti hayata Cobain.

İlklerden bahsedilir hayatta hep. İlkleri bilir, ilklere yer açarız zihnimizde. Bu tarihte de böyledir. Fark yaratanlara yer vardır tarih sayfalarında, zaferlere yer vardır. Kitaplar da böyledir: Mağluptan bir sayfa bahsederken, zaferi bir kitap boyutu kadar övebilir. Filmler örneğin. Yenilgi üzerine olan filmleri üçe hatta beşe katlar, zafer dolu, mutluluk dolu filmler.

Müziğin yakın tarihinde de buna benzer örnekler vardır. Tarihe adını derinden yazdıran hiçbir müzisyen tek albümlük ya da geçici başarılara sahip değildir. Hep süreklidir, hep kalıcıdır ürettikleri, her daim dinlenilebilendir, 30 - 40 yıl sonra dahi çalınca tüyleri diken diken edendir. 30 – 40 yıl sonra bile kendini canlı tutabilen şarkıların sonsuzluğundan şüphe edilmez.

İşte Nirvana böyle bir gruptu. Her ne kadar onlar tek bir albüme sıkıştırılmak, hatta neredeyse tek bir şarkıyla değerlendirilmek istense de Nirvana tek bir albümden de tek bir şarkıdan da çok daha fazlasıydı. İşte Kurt Cobain bu sonsuzluk hissindeki şarkıları var edip seslendiren kişiydi.

Cobain, takvimler 1987 yılını gösterirken Krist Novoselic ile birlikte Nirvana'yı kurdu. Kuruluşun iki yıl sonrasında debut albüm Bleach ses verdi. Albümde yırtıcı, isyan eden, agresif bir vokal yönü vardı Cobain’in. Bu bir hayat tavrıydı onun için. Sadece kafasına tüfeği dayadığı andaki isyanından bahsetmiyorum. Henüz 6 yaşında doğduğu topraklardan koparılmış, henüz 8 yaşındayken anne -babasının ayrılığına şahit olmuş, ergenliğinde her şeyi kusmaya çalışan ama esas fırtınayı içerisinde kopartan biriydi o. “Aptalca ama gerekli” olarak nitelendirdiği geçici işlerde çalışırken, duvarlara kendince komik yazıları yazarken, evden ayrılıp sokaklarda uyurken ve Beatles dinleyip büyülenirken hep aynı kişiydi: Sessizlikte haykırış arayan o kişi.

Ergenliğinde ‘70’lerin görece sert rock gruplarıyla tanıştı. Led Zeppelin dünyasına daldı. Okulda başarısızdı. Dağınıktı. Toparlamaya çalıştı. Zeki biriydi. Bunu da burs kazanarak kanıtladı. Ama dağınık yaşamı seviyordu. Burs kazanmak zeki insanların başarabileceği bir şeydir. Kazandığın bursu elinin tersiyle itmek ise cesaret ister. Cesurdu Cobain. Aile baskısına, “okula yüklen” çağrılarına kulak asmadı. Başka planları vardı. 

1989 yılındaki Bleach çıkışı Nirvana’nın dar bir kümede ün kazanmasını sağlamıştı. İkinci albümleri Nevermind 1991 senesinde yayımlandı ve deyim yerindeyse kıyameti kopardı. Dave Grohl da ekipteydi artık. Cobain / Novoselic / Grohl üçlüsü bir aradaydı. İçerikten çıkan öncü single Smells Like Teen Spirit salt ismiyle, yükselen nakaratıyla ve video klibiyle ortalığın tozunu kaldırmayı başardı. Nevermind başarısının ardından Nirvana, 1960’ların ikinci yarısında ve 1970’lerin ilk yarısında dünyaya gelen gençlerin sembolü olmuştu. Nirvana, sadece Birleşik Devletler sınırları içinde birkaç yıl içinde 25 milyon albüm sattı. Dünya çapında ise bu rakam 50 milyonun üzerindeydi.

Artık Nirvana’nın sonraları kültleşecek olan, yeni grupların esinlenerek çalacağı, yeni bir alt kategorinin dünya çapında sahneye çıkmasına, meşhur olmasına büyük katkı sağladığı bir gerçekti. Grunge kimilerine göre -hatta Kurt’e göre- çoktan ölmüştü ama '90'lar ortasına kadar bu akımı en meşhur akım haline getiren de bizzat kendisiydi. Birleşik Devletler'in Washington eyaletinde özellikle de Seattle merkezinde ortaya çıkan bu alt. rock akımının anlamı dağınıklığa vurgu yapıyordu. Nirvana'yı bu tanıma uyduran en belirgin durum ise hem sesiyle hem de giyim tarzıyla Kurt Cobain'di.

Seattle’dan yükselen bir müzik grubu değillerdi sadece. Belki de kendilerine çok ama çok ağır gelecek bir yüktü ama Nirvana o sıralar birçok insan için gençlik bayrağını taşıyan sembolün ta kendisiydi. Cobain de bir neslin sözcüsü olarak nitelendirildi. Peki Cobain bunu istiyor muydu? Hayır. Elbette ünlü olmak başlarda hoşuna gitmişti. Para kazanmak, iyi bir evde oturmak, ailesi için koca bir soru işareti olmamak, istediği gibi yaşayabilmek, “aptalca ama gerekli” işlerde çalışmamak hoşuna gitmişti. Ama çok sattırdığı için gazete ve dergilerin manşetinde yaşamının parça parça incelenişi, her hareketinin sorgulanmaya başlanması onu bıktırmıştı. Birilerinin ya da koca bir neslin sembolü olmak istemiyordu.

Sinir krizleri geçirdi. Yok olmayı denedi. Uyuşturucu hayatının bir parçası oldu. Bu siyah kaplı defterde yazanlar. Beyaz kaplı defterde ise baba oluşu, sevdiği kadınla evlenmesi, devamlı üretmesi yazılı. Fakat bu iki defter aynı anda gri bir ortalama yapmadı maalesef. Bir taraf ağır bastı. Kurt Cobain için karanlık geçerli renk oldu.

Nirvana toplam üç stüdyo albüm yayımladı. İkisinden yukarıda bahsettim. Üçüncü albüm In Utero ise 1993 yılında ses verdi. Elbette istenen, beklenen pozitif etki yakalanamadı. Çünkü Nirvana ne yaparsa yapsın Nevermind’ın üzerine çıkamayacak ve ürettikleri albüm Nevermind ile kıyaslanıp mağlup ilan edilecekti. Öyle de oldu. In Utero kesinlikle vasat bir albüm değildi. Ama Nevermind’a kaybetti.

Sevdiğiniz ve yakından takip ettiğiniz müzisyen ya da grupları spesifik bir anla, bir albüm ya da bir şarkıyla aklınıza kazırsınız. Evet, onlara dair hemen her detayı bilirsiniz, ancak bir an, bir albüm ya da bir şarkı daha fazla öne çıkar ve sizin için o müzisyen ya da grubun sembolü olur. Benim için Nirvana’nın MTV Unplugged performansı işte böyle bir karşılığa denk düşer. Vefatından aylar önce gerçekleşen MTV Unplugged performansı Kurt Cobain’in inceliğini, müzisyenliğini, yetenekli ve “cool” sahne duruşunu bana en net şekilde yansıtır. Benim için Kurt Cobain o üzerinde sigara yanığı olan hırkalı gençtir.

İşte tam da bu nedenle burada onun siyah kaplı defterinde yazanlara odaklanmayacağım. Kendini eve kapatışını, aile içi kavgalarını, çaresiz hissedişini, uyuşturucu madde batağına saplanmasını, sessiz yardım çığlıklarını, her şeyi geride bırakıp hayatını sonlandırmayı tercih edişini detaylandırmayacağım. Çünkü zaman geçtikçe, dünya döndükçe ve bir ceset toprak altında çürüyüp doğaya karıştıkça geriye kalan anılar daima mutluluğu göstersin istiyorum. Kurt Cobain 20 Şubat 1967 tarihinde doğdu ve 5 Nisan 1994 tarihinde öldü. Aradaki kısacık 27 yıla 227 yıl sonra bile hatırlanacak sesler, şarkılar, hikayeler, müzikler sığdırmayı başardı.

Come As You Are’ı dinleyin. Defalarca dinleyin. Kurt Cobain’i selamlayın ve sadece bu şarkı için ona teşekkür edin. Kim bilir belki bin yıllardır anlatılanlar doğrudur ve ölüler bizi duyabiliyordur. Eğer öyleyse Cobain tüm bunları görüyor ve her neredeyse mutluluk içerisinde kendi manevi mirasının tadını çıkarıyordur. Eminim.