EFSANELER // John Lennon: Elvis gibi olmak
Paylaş

Yazar: Bekir Özgür Aybar

John Lennon sadece 40 yıl yaşadı. Ona dair her şey sadece 40 yılda yaşandı ve bitti. The Beatles kültünü, o sıra dışı başarı hattını, solo kariyerini, annesiz ve babasız tek başına büyüme çabasını, Liverpool’dan dünyaya açılışını, iki çocuk babası oluşunu ve tüm aşklarını 40 yıla sığdırmak zorunda kaldı.

(1940 Liverpool Hava Saldırısı Sonrası Şehrin Panoramik Görüntüsü)

İkinci Dünya Savaşı’nın sert atmosferinde, 9 Ekim ’40 tarihinde Liverpool’da dünyaya gözlerini açan Lennon için hayatın başlangıç kısmı hiç kolay olmadı. O savaş atmosferi 1960’lı ve 1970’li yıllarda müzik dünyasına yön veren müzisyenlerin tamamını etkilemişti. Çünkü o müzisyenlerin tamamı ya savaş esnasında çocukluğunu yaşayan isimlerdi ya da savaşın sonrasında yıllarca sürecek o kayıp dönemin çocuklarıydı. Lennon da bu dönemin olumsuz ambiyansını aile tarafından hissedenlerdi. Annesi onu terk etmişti. Babası da ortalarda yoktu. Annesine yıllar sonra kavuştuğunda da onu bir trafik kazasında kaybedecekti. Babasıyla ise hiçbir zaman esaslı bir ilişkisi olamamıştı. Yıllar sonra “Mother” şarkısında söylediği şu sözler küçüklüğündeki hislerinin dışavurumuydu: “Anne, sen bana sahiptin / Ama ben sana sahip değildim / Seni istedim / Ama sen beni istemedin / O yüzden sana söylemeliyim / Hoşçakal. / Baba, beni terk ettin / Ama ben seni hiç terk etmedim. / Sana ihtiyacım vardı / Ama senin bana yoktu / O yüzden sana söylemeliyim / Hoşça kal. / Anne gitme / Baba eve gel.”

Umursamaz ve geleceğe dair plan yapmayan bir gençlik yaşadı Lennon. Derslerini önemsemeyen ergen çoğunluğunda yer alıyordu. Cinsel organını okul kapısında kız arkadaşına göstermekten çekinmeyen, erotizm içerikli dergisiyle müdüre yakalandığında “dergiyi geri alabilir miyim?” diye sorabilen, okuldan uzaklaştırma aldığında eve postalanmış işbu belgeyi bir güzel kül eden sorumsuz çoğunluktan biriydi. Onu kendi yaşıtlarından ayıran başka şeyler de vardı ama. Henüz kendisi de bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Yeteneğinin ne olduğunu ve onu nasıl ortaya çıkaracağını bilmediği dönemde yaşıyordu. Herkese karşı öfkeli, ani duygu değişimleri yaşayan, akıp giden hayatı neresinden tutacağını düşünemediği günlerden geçiyordu.

1950’lerin ikinci yarısı yaşanıyordu. Elvis diye bir çocuk dünyayı kasıp kavurmuştu. Doğu Bloğu dahil radyonun ulaştığı modern dünyanın her köşesinde gençler Elvis gibi giyiniyor, saçlarını Elvis gibi şekillendiriyor ve şarkı söylerken Elvis’i taklit ediyorlardı. İkinci Dünya Savaşı geride kalmıştı ancak geri dönüp bakıldığında hala o yıkım görülebiliyordu. Savaş jenerasyonu henüz 30’lu yaşlarında seyrediyordu. Haliyle Lennon’a eniştesi tarafından hediye edilen mızıkanın Almanya menşeli olduğu fark edilince yüzler hala kısa süreliğine asılıyordu. Bu mızıka Lennon’ın hayatına önemli etki yapacaktı. Kısa süre içinde gitara geçiş yapacak olan genç Lennon evde ısrarlı çalışmaları sonucu gitarla ilerleyişini sürdürecekti.

Çok yakında açığa çıkacak ve tüm dünyayı etkisi altına alacak The Beatles adlı büyük enerjinin zemin katındaydı. Lennon gitar öğreniyor, Elvis gibi olmak istiyor, lisenin tuvaletinde gizli saklı içilen sigaranın dumanı altında ilk grubu The Quarrymen’in temellerini atıyordu. İlk konser sonrasında Paul ile tanıtı. Ardından George geldi. Ekipten birisinin askerlik durumu vardı. Birisi trajik bir şekilde vefat edecekti. Birkaç değişiklikten sonra davulun başına kimin geçeceğini hepimiz biliyorduk: Ringo Starr.

(1963.Abbey Road,London)

1960 yılında kurulan The Beatles dünyaya açıldığında takvimler 1963’ü gösteriyordu. John Lennon ve Ringo Starr 23, Paul McCartney 21, George Harrison 20 yaşındaydı. Önce Liverpool’u, ardından tüm Britanya’yı ve nihayetinde o günlerde “okyanus ötesindeki dünya” denilen Birleşik Devletler’i keşfettiler. Beatles, Elvis’in yaptığı gibi sadece menajerini memnun edip kariyerini sürdürmekle yetinmedi. Japonya’ya da gitti Hindistan’a da. Çok para kaldırınca bir süre kendini tekrar etti mi, evet. Lennon “İsa’dan daha popüleriz” sözleri aşırı tepki alınca geri adım atıp özür diledi mi, evet.  Ama zamanı yönlendirmeyi de başardı. Kendi modasını yarattı ve bu modayı başkalarının bitirmesini beklemeden yine kendisi noktaladı. Özellikle Lennon-McCartney üretimi şarkılarla The Beatles o günlerin ruhuna işlemeyi başardı. 1960-1970 arasında ürettikleriyle adını tarihe yazdırdı.

Bu öyle bir 10 yıllık dönemdi ki, Vietnam gibi kanlı bir savaşa sahne oldu. Yine o yıllar toplumların yenilenme ihtiyaçlarına, iki kutuplu politik yapının yeryüzüne ek olarak uzayda bile rekabet etmelerine ve gençlik hareketlerinin öngörülemez yükselişine tanıklık etti. Hızla yaşanan bu gelişmeler her şeyi olduğu gibi Beatles’ı da John Lennon’ı da etkiledi. Liverpoollu dörtlü gerçekleşmekte olanlara dikkat kesilerek kendini yeniledi. Tamam, Woodstock’ta sahne almadılar, ama o jenerasyonun dışında da kalmadılar. Grubun Abbey Road ve Let It Be gibi son yıllarındaki çalışmaları, bir dönem takım elbiselerle basının önüne sürülen temiz yüzlü o gençlerin artık büyüdüğünü göstermekteydi.

Lennon grubun geri kalanından farklı bir yola sapmak istiyordu. Beatles’ın artık miadını doldurduğunu düşünüyordu. “Jilet gibi giyinmiş boktan insanların bana neyi yapıp neyi yapmamam gerektiğini söylemelerinden bıktım” demişti plak şirketi yönetimiyle yapılan bir toplantıda. Aslında bu sadece mazeretiydi. Yoko Ono ile tanışmıştı. Yoko onun için henüz hiç gitmediği bir ülke gibiydi. Beatles’ı bitiren Yoko Ono muydu emin olmak zor, ama Lennon 29 yaşında yeni bir yola girdiğinde ve Imagine’ı yazdığında yanındaki kişi Ono’ydu.

1969 ile 1980 arasında Yoko hep yanındaydı. The Beatles kültünden sıyrılıp kendi başına, daha kafasına göre üreteceği solo kariyerini onunla başlattı. Son nefesini verdiğinde de yanındaki isim Yoko’ydu. God şarkısında şöyle diyordu Lennon: “Elvis’e, Dylan’a, İsa’ya inanmıyorum / Sadece Yoko / Sadece Yoko ve bana inanıyorum.”

“Kendimi bildim bileli asi biriyim. İşçi sınıfına ait bir ailede doğdum. Düzenden nefret etmem ve onunla sürekli savaşmam öğretildi bana. Protest biri olmak benim için tercih değil, bana kalan bir miras.” John Lennon bu sözleri 1960’ların sonundaki bir röportajında dile getiriyordu. Tek başına bu birkaç cümle bile onun tüm hayatının kısa bir özeti gibidir. Daha çocukken anne ve babasından ayrı kalan Lennon. İngiltere’nin yoksul semtinde yalnız başına yaşayan ve gittiği her okuldan kovulan Lennon. Dünyanın en popüler grubunun üyesi olmaktan sıkılıp sonraki yıllarda yazdığı şarkılarla savaş karşıtı gösterilerin öznesi haline gelen Lennon. O günlerdeki Birleşik Devletler başkanı Nixon tarafından açıkça hedef gösterilen Lennon. Henüz 40 yaşında, Nazım’ın da dediği gibi yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götürürcesine kurşunlanarak yaşamdan kopan Lennon. Hangi evresine bakarsanız bakın, onun yaşamında büyük bir mücadele vardır.

"Seni Hala Seviyoruz John"

Lennon'ın Öldürülmesinden Sonra New York'ta Toplanan Kalabalık

“Uğruna öldürecek ya da ölecek hiçbir şey yok” diyor Imagine şarkısında Lennon. “Hayal et tüm insanların tüm dünyayı paylaştığını” diye devam ediyor. Bu sözlere vicdanı olan hiç kimse karşı çıkamazdı, çıkmadı. Imagine barışı savunan milyonların marşı oldu ve bıraktığı iz hiç silinmedi. Evet, belki Lennon tek başına dünyayı daha iyi bir yer yapamadı, ama O bunu gerçekten istedi.

CBS kanalının spikeri John Lennon’ın katledilişini izleyicilerine canlı yayında aktarırken “Şarkı söyleyip gitar çalan bir adamın ölümü Polonya ve Washington’dan gelen haberlerin önüne geçti” demişti. Polonya ve Washington’daki o haberlerin bugün için bir anlamı kaldı mı bilmiyorum, ama Lennon ve onun yaşamından izler, geriye bıraktıkları, bize ulaşanlar hala güncelliğini koruyor.