Daniel Avery: Technonun Yaratıcı İsmi, Farklı Bir Dokunuşla Yenilik Peşinde
Paylaş

Avery, yeni albümü “Song for Alpha” ile Andrew Weatherall ve Erol Alkan gibi isimler arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.

Daniel Avery, akşamüzeri saat 6 civarında Paris’teki Concrete’te halkın arasına karışacak. Hayır, burada bir yazım hatası yok; Avery’nin Aralık ayındaki hafta sonu performansı, Antiques Roadshow’un yayın saatinin hemen öncesine alındı ve ilk başta bu bizi çok şaşırttı. Ama ne de olsa daha önce hiç Concrete’e gitmemiştik. Gri bir Paris akşamında, kulübün yer aldığı Port De La Rapée yüzer platformuna gidip haddinden fazla nemli olan dış mekanı geçerek içeri doğru ilerlerken kafamızda hâlâ kuşkular vardı. Ta ki ana dans pistine varıp partinin adının neden Samedidimanche (yani Cumartesi ve Pazar) olduğunu anlayana kadar… Concrete kısa süre önce 24 saat açık kalabilmek için ruhsat aldı ve artık Cumartesi gecesi başlayan partiler Pazartesi sabah 2’ye kadar sürüyor. Bu da mekandaki kalabalığın neden yorgun ama enerjik göründüğünü açıklıyor. Herkes 90’lardan kalma bol kıyafetler içinde terlemeye hazır (hatta rastalı genç bir clubber’un üzerindeki Coogi kazağı Biggie görse bayılırdı ama ona uymazdı tabii). Concrete’in havası Berlin’deki Club der Visionaere’e benziyor ve bunun tek sebebi nehrin yanında, daha doğrusu üstünde olmamız değil. Yüzünün tamamı dövmelerle kaplı kapı görevlisine rağmen (makyaj bile olsa Berghain’den Sven’i yener), buranın kapısı herkese açık. Concrete gerçek anlamda bir “bodrum kat, kırmızı ışık ve ne olduğunu anlamadığınız bir his” tarzında bir mekan. “Buraya girdiğim anda kendimi evimde hissediyorum,” diyor Avery. “Gerçekten de saçma sapan şeyler yok burada: sahne arkası yok, VIP yok… Benim için önemli olan bu; hep buydu,” diyerek gülümsüyor.

Avery kabine doğru giderken, kalabalığın üzerindeki etkisi açıkça görülüyor; hayranlarından iki genç yerlere kadar eğilip onu selamlarken, ilk iki şarkıdan sonra ortam kıpır kıpır bedenlerle doluyor. Kabin o kadar sıcak ki Avery siyah tişörtü ve kot pantolonunun üzerine giydiği mavi gömleği çıkarıyor, bir sigara yakıyor ve doğrudan işine dönüyor – günün hangi saatinde olduğumuzu gizleyecek kadar büyük bir heyecan fırtınası yaratırken kendisi de hiç durmadan dans ediyor. Shazam’da bulamayacağınız setini tanımlayabilecek en iyi ifade, tempolu ve insanı kıpır kıpır eden bir techno; yeni albümü “Song for Alpha”dan birkaç şarkı duyuyoruz, sonra kendisine ait “Sensation” şarkısı, Anthony Rother’ın nöronlarımızı yakan elektrosu “Omnitronic” ve JF Burma’nın daha sert bir robot funk olan “Taiga” parçası. En sonunda ise, on yıldan uzun süre önce Camden’daki Lock Tavern’da yeteneklerini kanıtladıkları günlerden beri arkadaşı olan, sonradan BleeD kulüp menajeri olmuş DJ/yapımcı Casper Clark, yani Volte-Face ile yaptığı techno projesindeki ilk parça “Rote 1” ile tam anlamıyla fırtına gibi bir final yapıyor. Clark hafta içinde bize şunu söylemişti: “İnsanlar muhtemelen Dan’in ne kadar müthiş bir iş ahlakının olduğunu bilmezler. Dört albüme yetecek kadar malzeme üretti ve sonra Erol’la birlikte [Erol Alkan, Avery’nin en yakın müzik sırdaşı ve Phantasy’deki patronu] yeni albüm için bunların bir kısmını elediler. Açık söyleyeyim, keşke stüdyoda Dan’in yarısı kadar motive olsam; üstelik onun yarısı kadar bile konser vermiyorum!”

Avery’nin iş ahlakı ve Alkan’ın etkisi, Avery’nin kişiliğinin, DJ kabinindeki telaşın dışında kalan diğer yanını doğruluyor. Hem ağır techno’nun hem de daha düşünceli anların kesintisiz bir şekilde ses ustalığına dönüştürüldüğü yeni albümü “Song For Alpha”, Avery’nin gerçek bir “otör” (auteur – 1950 ve 60’lardaki Fransız Yeni Dalga sinemasına dayanan, film yönetmenleri ve daha sonra da müzisyenlerin kendi yaratıcı üretimlerinin “yazarları” olduğunu anlatan terim) olduğuna hiç kuşku bırakmıyor. İşte bu yüzden bir yandan hareketli techno prime-time setleriyle kulüp ve festivallerde ismini ilk sıraya yazdırırken, diğer yandan da techno balonunun galaksilerce ötesine geçen etkileri yansıttığı müzikler üretebiliyor – Kevin Shields’ın “shoegazing” (1980’lerin sonunda İngiltere’de ortaya çıkan bir rock türü) tarzında, başka bir dünyadan gelmiş şarkısı “My Bloody Valentine”dan Spaceman 3’ün psychedelic kıvrımlarına, vahşi endüstriyel Factory Floor’a ve Nine Inch Nails’te yetişmiş Alessandro Cortini’nin ortam synth’lerine duyduğu hayranlığa kadar… Avery de tıpkı Erol ve Andrew Weatherall (Avery’nin omzundaki diğer yaratıcı melek, drug-chug’ın milli marşına dönüşen ve albüme adını veren “Drone Logic”i ithaf ettiği A Love From Outer Space kulübünün sahibi) gibi İngiltere’nin “indie techno” ekolünün bir parçası; dans müziği yapan alternatif rock hayranları. Hepsi de hafta boyunca stüdyoya kapanmayı, her hafta sonu da uluslararası konserler vermeyi kapsayan bir rutini paylaşıyorlar.

32 yaşında olan ama kalabalığın içinde en fazla 20’lerinde görünen, uzun boylu, bir ergen kadar ince yapılı, uzun bacaklı Avery 14 yıldır DJ’lik yapıyor. 18 yaşındayken Gang Of Four, Talking Heads, ESG ve New Order gibi sevilen post-punk’ların yanı sıra Peaches ve Miss Kittin gibi ilk electroclash temsilcilerinin çalındığı alternatif indie gecelerinde, ana performanstan önce kabine girip ortamı ısıttığı Bournemouth’taki Project Mayhem’den bu yana çok yol kat etti. Genç Avery, filmlere takıntılı bir ergen olarak (özellikle de Lynch, Kubrick ve Hitchcock), kafasını kitaplara gömmediği zamanlarda (Murakami, Copeland, Woolf) ucuz elektronik baterilerle odasında müzik yapıyor ya da konser izlemek için Londra’ya gidiyordu. İlk konseri, henüz 11 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği The Progidy idi. Yerel konserler de oluyordu ama DJ’lik gibi bir hevesinin olmadığını zanneden bir indie çocuğun, herkesin ortasında plakları takıp çıkarmayı sevdiğini fark edebileceği asıl yer, trenle iki saat mesafedeki Londra’ydı. Bu sevgi öyle bir boyutta ki Avery son zamanlarda, tıpkı NTS’teki gösterisi gibi, tüm gece süren kulüp setleri yapıyor, çünkü “atmosferi ve sound’u sıfırdan oluşturabiliyorum. En uzun setimi bir Pazar günü öğleden sonra 2’den gece yarısına kadar [Brixton’daki] Phonox’ta yaptım. Ambient ve drone müziği, ayrıca elektronik club ve electronica’yı keşfetmeyi, ama aynı zamanda da bunların arasına bir çizgi çekmeyi ve hepsinin aynı yerden geldiğini göstermeyi seviyorum. Bence en iyi kulüplerde aynı zamanda bir dinginlik de var; ses anlamında değil ama kendinizi bırakabilmenizi sağlayan bir ortam anlamında. Böyle yerlerde, asıl performanstan önce kabine giren bir DJ olarak çalıştığım günlere dönüyorum – sabırlı olmalısınız; kitle ve DJ birbirine güvenmeli. Müzikte sabır bence en az dinginlik kadar önemli. Güvenmelisiniz, dikkatinizi vermelisiniz… Kocaman dünyada bu güven ve sabır artık pek bulunmuyor.”

“Bugünün karmaşık siyasi ikliminde kendimizi çok bağıran, sanki üstümüze üstümüze gelen bir dünyada buluveriyoruz ve kulüplerin görevi de bize sığınak olmak. Kulüplerin alenen politik olması gerekmiyor; bence onlar, dünyanın karanlığına karşı sığınabileceğimiz yerler. Karanlığın içinde ışık saçıyorlar. Dolayısıyla DJ setleri de tam anlamıyla özgür bir fikir alışverişi. Uluslararası bir topluluk var burada… Şu anda yapılan ticaret anlaşmaları ya da ekonomik durum umurumda bile değil, ama gezip fikir alışverişi yapma hakkımızdan vazgeçmememiz gerektiğini hissediyorum – aksi takdirde dünya ilerleyemez,” diyor Avery, kararlılıkla güçlenen, çoğu zaman sakin sesiyle.

Sohbet boyunca Avery söylediklerine ve söyleyiş şekline çok dikkat ediyor, hatta o kadar hafif konuşuyor ki kayıt cihazımızın onun düşüncelerini kaydedebildiğinden emin olamıyoruz. Tercih ettiği Fransız marka kıyafetlerinden (sade, temiz, estetik) duygularını yansıtmayan yüzüne kadar her şey, Avery’nin hiçbir işi yarım yamalak yapmak istemeyen, ciddi bir adam olduğunu gösteriyor. Sorularımızı uzun uzun düşünmesi, hep doğru şeyi söylemeye çabalaması da aynı şeyi anlatıyor. Büyük ihtimalle pokerde çok başarılı olurdu, ama aynı zamanda da DJ kabininde, karmaşık sarı buklelerinin ardına saklanıp dans eden enerjik adamla pek de bağdaştıramadığımız bir utangaçlığı var.

“Hafta içinde düzenli olarak stüdyoda olmak, DJ’likten kaynaklanan hafifi anksiyeteyle savaşmama yardımcı oluyor, çünkü neticede özümde utangaç, sessiz bir insanım,” diye açıklıyor Avery. “Gürültülü bir iş yapan sessiz bir insanım – Kulağa tuhaf geldiğini biliyorum ama bu ikiliğe ihtiyacım var. Kulüplerde hayatım ne kadar gürültülüyse, stüdyoda da o kadar sessizliğe ihtiyacım var; bu yüzden de şehrin kalabalık bölgesinde değil, Isle of Dogs’da konteynerden dönüştürdüğüm bir yerde çalışıyorum... Stüdyoda bu sessizliği elde edebiliyorum ve sanırım yeni albümde de bu görülüyor. ‘Drone Logic’te [Avery’nin ilk albümü] huzursuz bir telaş vardı. Albümü çok seviyorum ama orada daha genç halimi görüyorum. Onda da dingin anlar vardı ama şimdi anlıyorum ki tam olarak farkında değildim. Yeni çalışmam aydınlık ve karanlığın aşırı uçlarıyla çok daha fazla ilgileniyor.”

Avery, Erol Alkan ile bir kulüpte tanıştı; Erol’un indie rocker’lara Soulwax ve LCD Soundsystem gibi elektronik müzikten daha fazla etkilenmiş parçaları sevdirmeye yönelik Trash at the End indie-electro Pazartesi gecesi gösterilerinin son birkaç yılıydı. Erol, 2006’da Avery ile sahne arkasında nasıl tanıştığını hatırlıyor: “Daha ilk anda belliydi: ‘Evet, bu adam gerçek’ dedim,” diyor. “Dan çok iyi bir gözlemcidir ve kendini çok iyi ifade eder, hep böyleydi. Bence DJ’liğine ve müziklerine de bu yansıyor. Daima onun bir amacı olduğunu, sakin sakin otururken bile bir telaşı olduğunu hissetmişimdir. Çok odaklıdır. Onunla birlikte DJ’lik yaparken ve sonra da plak şirketime transfer ederken bunu gördüm.”

Avery, Trash’ten sonra tabii ki Erol’un da dahil olduğu Bugged Out!’a geçti ve sonunda, henüz sadece 21 yaşındayken Fabric’te ilk çıkışını yaptı. O sırada Pure Groove Records’da çalışıyordu (Ghost Culture ve Kelly Lee Owens ile burada tanıştı), ama burası 2011’de kapanınca sanatçı olmaya karar verdi. “Gözü kara bir adımdı ama kafamdaki sound’ların bazılarını nihayet hayata geçirebileceğimden emindim. Bulabildiğim her yerden ekipman ödünç alarak, haftanın her günü, Londra’nın farklı yerlerindeki stüdyolarda saatlerimi geçirdim. Her stüdyo seansı bir deney, bilinmeyene bir yolculuk gibiydi; ama keşif telaşı ve heyecanı tam anlamıyla bağımlılık yaptı. Eski arkadaşlarımdan bazılarıyla yeniden bir araya geldim ve Weatherall’un Bunker adlı stüdyosunda işe girdim. Birkaç haftada bir çalışmalarımın CD’lerini kendisine bizzat veriyordum.” İşte her şey o zaman başladı: Weatherall, Time Out’un “DJ Stars of 2012” özel çalışmasında, “stüdyoda çalışan hoş bir genç adamı” “gerçek bir üst düzey machine funk üreticisi” olarak göklere çıkardı ve adı sanı bilinmeyen Dan’e “Fabriclive 66” derlemesinin miksajını yapması teklif edildi. “En başından beri risk alarak beni desteklediler. Bu yüzden buraya dönmek beni hep mutlu eder,” diyor Avery. Hemen arkasından 2014’te prestijli Radio 1 Essential Mix geldi.

İlk dönemdeki özgün çalışmalarına sahne olmanın yanı sıra 2014’te Divided Love etkinlikleri için tamamını da kapatmaya başladığı Fabric, Avery’nin meslek yaşamında çok önemli bir yere sahip. Alternatif techno dünyasının (Japonya bölümünün) bir başka üyesi olan DJ Nobu da Ekim 2016’da konuk sanatçı listesindeydi ama etkinlik öncesinde kulübün ruhsatı iptal edildi. Son dakikada performans bir Pazar günü Phonox’ta yapıldı ve ikili yeni müzik ortaklıklarını güçlendirirken, psychedelic techno’nun da dış dünyalarını keşfettiler. Avery, öncelikle ve özellikle DJ olarak ünlenen ve sayıları giderek artan dans müziği sanatçılarından Nobu, Dr Rubinstein of Berlin/Tel Aviv, Courtesy of Denmark (yakın zamanda birlikte Doğu Asya turnesine çıktılar), Inga Mauer, HAAi ve Japonya’dan Powder gibi sanatçılara daima vakit ayırıyor. “DJ olmak için artık albümünüzün olması gerektiğini düşünmüyorum,” diyor. “Hepimizin birbirimizle bağlantı içinde olmamızın en güzel yanı, iyi bir sanatçının ününün yayılması. Bundan on yıl önce çok sayıda insan sadece albüm yaptıkları için DJ’lik yapıyordu ve bunu çok net anlayabiliyordunuz. Çünkü küçümseyen, tutku duymayan bir havaları vardı. Oysa bahsettiğim DJ’ler müzikle yaşıyor, müzikle nefes alıyorlar. Onların ortaya çıkması büyük bir kazanç.”

Yine de Avery’nin otör kalbinin bu aralar stüdyoda olduğu çok net. Tam da bu yüzden, katıksız dans heyecanını yansıtan parçaların da bulunduğu “Song for Alpha” için uzun uzun çalıştı. Albümdeki şarkılardan “Sensation” tam da ismine uygun olarak monoton basları ve sert davullarıyla dikkat çekerken, ironik ismiyle “Diminuendo”da (İtalyanca “yok olan gürültü”) keskin trampetler susunca sinirleri dağlayan bir basın girmesi Avery’nin hâlâ machine-funk becerisini koruduğunu gösteriyor. Ama herkes için uygun “Citizen // Nowhere” de var; “aslında 'Song For Alpha'nın en son tamamladığım şarkısı bu. Sadece bir pad ve bol bol şakacı beyaz parazitten ibaret. Kaydın ortalarındayken böyle bir şeye ihtiyaç olduğunu biliyordum, yapbozun kalan son parçası gibiydi.” Bu şarkı biraz arızalı, şaşırtıcı bir hip hop gibi; Four Tet ya da Aphex Twin’i andırıyor. Avery de aynı fikirde: “Albüme ‘Aphex, Eno and Eccies’ adını vermeyi gerçekten de düşündüm.” Bir saniye sonra gülümsüyor ve ardından bir anlığına gardını düşürüp kahkahalar atarken alametifarikası olan sarı bukleleri sallanıyor.

Yazı: MANU EKANAYAKE

Yazının orijinali linkten okuyabilirsiniz: https://mixmag.net/feature/techno-auteur-daniel-avery