bir ustanın izinde: JEROME ROBBINS
Paylaş

2017 Mart ayında Zorlu PSM sahnesinde izleyeceğimiz, 20. yüzyılın en önemli ve ünlü müzikallerinden olan West Side Story’nin arkasındaki deha Jerome Robbins’in 60 yıllık bereketli kariyerine göz atıyoruz.

Amerika sinema, tiyatro ve dans sahnesinin en önemli isimlerinden biri olan Jerome Robbins, 1918 New York doğumlu. Yirmili yaşlarında hem bale hem de Broadway şovları ekseninde dans kariyerine atılan Robbins, otuzlarına girmeden de ilk koreografi işlerini üretmeye başlamış. Dansçı, balet, yönetmen ve tiyatro yapımcısı olarak üretim gösteren, çıkardığı iş ve performanslarla başta beş Tony ve iki Oscar olmak üzere sayısız ödül kazanan Robbins’in 1930’lardan 1990’lara uzanan kariyerine dans, bale, müzikal ve beyazperde eksenlerinden bakıyoruz.

Dans ve Bale
Finansal sebeplerle yarıda bırakılan bir kimya eğitiminin hemen ardından lisede başladığı dansa tam zamanlı olarak geri dönen Robbins, 1930’lu yıllarda zamanını bale, modern dans, İspanyol dansları, Asya dansları ve dans kompozisyonu eğitimi alarak geçirdi. 1937’de Camp Tamiment isimli bir tatil beldesinde sahne almaya başlayan ve buradaki eğlence programı için ufak rutinler üreten Robbins, bir diğer yandan da Broadway’de koro dansçısı olarak ilk performanslarını göstermeye başlamıştı.

“Bana hakkında dans edecek bir şey verin ve onun dansını edeyim.” - Jerome Robbins

Broadway’de gösterdiği performanslarla Amerikan balesinin babası olarak bilinen George Balanchine’nin dikkatini çeken ve 1940’da o zamanlar Ballet Theatre olarak bilinen Amerikan Ballet Theatre’de kadroya giren Robbins kısa sürede baş solocu seviyesine yükselerek Antony Todor’un Romeo ve Juliet’i, Michael Fokin’in Bluebeard’ı gibi balelerdeki rolleriyle yıldızını iyice parlattı.

1944 sezonunda Ballet Theatre için Fancy Free isimli bir bale koreografisi hazırlayan Robbins, bu balenin müzikleri için o dönem henüz çok tanınmayan ve daha sonra West Side Story de dahil olmak üzere pek çok projede beraber çalışacağı klasik müzik dehası Leonard Bernstein ile ilk işbirliğine de imza atmış oldu. Fancy Free prömiyerini yaptığı 22 Nisan 1944 akşamı izleyicilerden inanılmaz bir beğeni toplayarak bale kadrosunun alkışlarla 22 defa perde önüne çağrılmasına sebep verdi.

“Dans, sanatların totem direğinde aşağılarda kalıyor çünkü bittiğinde elinizde kalan bir resim, sizinle kalacak bir kitap, bakabileceğiniz bir skor yok. “ - Jerome Robbins

1940’lar bale dünyasının etkisinde kaldığı folk hikâyelerini ve bu hikâyelerin karakterlerinin teatral yönlerini takdir etse de, kendi farklı arayışlarını daha serbestçe deneyebildiği Broadway şovları ile bağlarını hiç koparmayan Robbins, 1944 yılında On the Town isimli Broadway müzikalinin koreografisini üstlendi.

1940’ların sonunda Ballet Theatre’dan ayrılarak George Balanchine ve Lincoln Kirstein’in yeni kurduğu New York City Ballet’de sanat direktörü olarak göreve başlayan Robbins, 1950’lerin ilk yarısında da aktif olarak devam ettirdiği dans ve bale kariyerini 1960’lara doğru yavaş yavaş terk ederek yönetmen, şov doktoru, koreograf ve yapımcı olarak sahne arkasına odaklandı.

Koreografi ve sahne arkası

1944’de Fancy Free balesi ve On the Town müzikaliyle sahne sanatlarının geleceğini etkileyecek bir kariyerin başlangıcını işaretleyen Robbins, farklı disiplinlerin tekniklerini birleştirerek yarattığı kendine has tarzıyla hem bale hem de sahne şovlarının temel dokularında iddialı bir değişimin de öncülüğünü yapmış oldu. 

“Ben her formun içinde biçim olarak ona ait olan şeyleri ters çeviriyorum. Konu ve pantomimler bir ihtiyaç olabilir, ancak bale onlarsız da olur.” - Jerome Robbins

Aralarında Fancy Free, Interplay (1945), The Guests (1949), Age of Anxiety (1950) ve The Guests (1951) gibi hem New York Balesi’nin hem de dünyanın dört bir yanından bale kumpanyalarının repertuvarında bulunan altmışın üzerinde bale eserine imza atan Robbins, özellikle balenin klasik tekniğini modern hikâyelerle birleştiren eserleriyle takdir topladı. 1950’lerin sonunda Ballets: USA adı altında kendi şirketini kuran Robbins, 1961’de bu grubu dağıtarak araya giren çeşitli projeler sonrasında 1969’da New York City Ballet’ye geri döndü.

Kariyerinin Broadway ayağında da en az bale kadar üretken olan ve Amerikan müzikallerinin stilize müzik ve dans antolojilerinden, konu, karakter ve mesaj içeren şovlara evrildiği bir dönemin yıldız isimlerinden biri hâline geldi. Ayrı bir başlık altında detaylarına bakacağımız West Side Story (1957) Robbins’in dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlamış olsa da, koreograf veya yönetmen olarak yer aldığı klasikler bu efsanevi müzikalle sınırlı değil. Robbins’in En İyi Koreografi dalında ilk Tony Ödülü’nü kazandığı High Button Shoes (1947) müzikalinden, beş Tony ve üç Drama Desk ödüllü yönettiği son oyun Jerome Robbins’ Broadway’e (1989) uzanan prestijli eser listesinde The King and I (1951), Gypsy (1959) ve Fiddler on the Roof (1964) gibi pek çok unutulmaz modern klasik yer alıyor.

 “Zor olduğumu biliyorum. Hislerinizi inciteceğimi de biliyorum. Fakat ben böyleyim.”
- Jerome Robbins

Yarattığı eserlerle talepkâr, mükemmeliyetçi zihniyetini de ortaya koyan, bir koreograf ve yönetmen olarak kök söktüren, sert tarzıyla bilinen Robbins’in provalardaki haşin tavırları da dans çevrelerinde bir efsane hâline geldi. Kendi eserlerinde sahne alan dansçıların tüm rolleri ve koreografileri öğrenmesini isteyen ve rolleri ancak herkes her şeyi öğrendikten sonra dağıtan Robbins’in sahnesinde, ünü ve ismi ne olursa olsun, koreografiyi öğrenmekte zorlanan hiçbir dansçı ve oyuncuya yer olmadı.

Jerome Robbins’in kendi ismiyle imza attığı bale ve Broadway eserlerinin yanı sıra isimsiz olarak destek sağladığı, sektörün terimiyle “şov doktorluğu” yaptığı pek çok yapım da bulunuyor. Dönemin eğlence sektöründe hem reddedilen, hem de kendi haricinde yapılan, şehir dışı denemelerinde yeterli izleyici toplayamayan veya negatif eleştiriler alan pek çok şovun radikal değişiklerle yeniden yaratılmasında büyük paya sahip olan Robbins, bu “şov tedavilerinden” genelde kredi almamayı tercih etti.

Sahnede ve Beyazperdede: West Side Story

Jerome Robbins’in başyapıtı olarak bilinen West Side Story 1957 yılında Broadway’de sahnelendiğinde, karanlık teması, sofistike müziği, uzun dans koreografileri, sosyal mesajları ve etnik çeşitliliğe sahip oyuncu kadrosuyla Amerika müzikli tiyatro geleneğinde önemli farklılıklar gösterdi.

1957’deki orijinal prodüksiyonuyla koreografi ve set tasarımı dallarında iki Tommy kazanan West Side Story, Jerome Robbins ve Robert Wise yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlandıktan sonra da aday olduğu 11 dalın 10’undan Oscar ödülüyle döndü. Sinema tarihinin en önemli müzikallerinden biri olan bu uyarlama, Robbins ve Wise’a kendilerinden sonra bir de Coen Kardeşler’in kazandığı iki kişiye verilen ilk En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandırdı. Böylece Robbins, aynı zamanda, tarihte ilk filmiyle Oscar kazanan çok az sayıda yönetmenin arasına da girmiş oldu.

2017 Mart ayında Zorlu PSM sahnesinde izleyeceğimiz, 20. yüzyılın en önemli ve ünlü müzikallerinden olan West Side Story’nin arkasındaki deha Jerome Robbins’in 60 yıllık bereketli kariyerine göz atıyoruz.

Amerika sinema, tiyatro ve dans sahnesinin en önemli isimlerinden biri olan Jerome Robbins, 1918 New York doğumlu. Yirmili yaşlarında hem bale hem de Broadway şovları ekseninde dans kariyerine atılan Robbins, otuzlarına girmeden de ilk koreografi işlerini üretmeye başlamış. Dansçı, balet, yönetmen ve tiyatro yapımcısı olarak üretim gösteren, çıkardığı iş ve performanslarla başta beş Tony ve iki Oscar olmak üzere sayısız ödül kazanan Robbins’in 1930’lardan 1990’lara uzanan kariyerine dans, bale, müzikal ve beyazperde eksenlerinden bakıyoruz.

Dans ve Bale
Finansal sebeplerle yarıda bırakılan bir kimya eğitiminin hemen ardından lisede başladığı dansa tam zamanlı olarak geri dönen Robbins, 1930’lu yıllarda zamanını bale, modern dans, İspanyol dansları, Asya dansları ve dans kompozisyonu eğitimi alarak geçirdi. 1937’de Camp Tamiment isimli bir tatil beldesinde sahne almaya başlayan ve buradaki eğlence programı için ufak rutinler üreten Robbins, bir diğer yandan da Broadway’de koro dansçısı olarak ilk performanslarını göstermeye başlamıştı.

“Bana hakkında dans edecek bir şey verin ve onun dansını edeyim.” - Jerome Robbins

Broadway’de gösterdiği performanslarla Amerikan balesinin babası olarak bilinen George Balanchine’nin dikkatini çeken ve 1940’da o zamanlar Ballet Theatre olarak bilinen Amerikan Ballet Theatre’de kadroya giren Robbins kısa sürede baş solocu seviyesine yükselerek Antony Todor’un Romeo ve Juliet’i, Michael Fokin’in Bluebeard’ı gibi balelerdeki rolleriyle yıldızını iyice parlattı.

1944 sezonunda Ballet Theatre için Fancy Free isimli bir bale koreografisi hazırlayan Robbins, bu balenin müzikleri için o dönem henüz çok tanınmayan ve daha sonra West Side Story de dahil olmak üzere pek çok projede beraber çalışacağı klasik müzik dehası Leonard Bernstein ile ilk işbirliğine de imza atmış oldu. Fancy Free prömiyerini yaptığı 22 Nisan 1944 akşamı izleyicilerden inanılmaz bir beğeni toplayarak bale kadrosunun alkışlarla 22 defa perde önüne çağrılmasına sebep verdi.

“Dans, sanatların totem direğinde aşağılarda kalıyor çünkü bittiğinde elinizde kalan bir resim, sizinle kalacak bir kitap, bakabileceğiniz bir skor yok. “ - Jerome Robbins

1940’lar bale dünyasının etkisinde kaldığı folk hikâyelerini ve bu hikâyelerin karakterlerinin teatral yönlerini takdir etse de, kendi farklı arayışlarını daha serbestçe deneyebildiği Broadway şovları ile bağlarını hiç koparmayan Robbins, 1944 yılında On the Town isimli Broadway müzikalinin koreografisini üstlendi.

1940’ların sonunda Ballet Theatre’dan ayrılarak George Balanchine ve Lincoln Kirstein’in yeni kurduğu New York City Ballet’de sanat direktörü olarak göreve başlayan Robbins, 1950’lerin ilk yarısında da aktif olarak devam ettirdiği dans ve bale kariyerini 1960’lara doğru yavaş yavaş terk ederek yönetmen, şov doktoru, koreograf ve yapımcı olarak sahne arkasına odaklandı.

Koreografi ve sahne arkası

1944’de Fancy Free balesi ve On the Town müzikaliyle sahne sanatlarının geleceğini etkileyecek bir kariyerin başlangıcını işaretleyen Robbins, farklı disiplinlerin tekniklerini birleştirerek yarattığı kendine has tarzıyla hem bale hem de sahne şovlarının temel dokularında iddialı bir değişimin de öncülüğünü yapmış oldu. 

“Ben her formun içinde biçim olarak ona ait olan şeyleri ters çeviriyorum. Konu ve pantomimler bir ihtiyaç olabilir, ancak bale onlarsız da olur.” - Jerome Robbins

Aralarında Fancy Free, Interplay (1945), The Guests (1949), Age of Anxiety (1950) ve The Guests (1951) gibi hem New York Balesi’nin hem de dünyanın dört bir yanından bale kumpanyalarının repertuvarında bulunan altmışın üzerinde bale eserine imza atan Robbins, özellikle balenin klasik tekniğini modern hikâyelerle birleştiren eserleriyle takdir topladı. 1950’lerin sonunda Ballets: USA adı altında kendi şirketini kuran Robbins, 1961’de bu grubu dağıtarak araya giren çeşitli projeler sonrasında 1969’da New York City Ballet’ye geri döndü.

Kariyerinin Broadway ayağında da en az bale kadar üretken olan ve Amerikan müzikallerinin stilize müzik ve dans antolojilerinden, konu, karakter ve mesaj içeren şovlara evrildiği bir dönemin yıldız isimlerinden biri hâline geldi. Ayrı bir başlık altında detaylarına bakacağımız West Side Story (1957) Robbins’in dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlamış olsa da, koreograf veya yönetmen olarak yer aldığı klasikler bu efsanevi müzikalle sınırlı değil. Robbins’in En İyi Koreografi dalında ilk Tony Ödülü’nü kazandığı High Button Shoes (1947) müzikalinden, beş Tony ve üç Drama Desk ödüllü yönettiği son oyun Jerome Robbins’ Broadway’e (1989) uzanan prestijli eser listesinde The King and I (1951), Gypsy (1959) ve Fiddler on the Roof (1964) gibi pek çok unutulmaz modern klasik yer alıyor.

 “Zor olduğumu biliyorum. Hislerinizi inciteceğimi de biliyorum. Fakat ben böyleyim.”
- Jerome Robbins

Yarattığı eserlerle talepkâr, mükemmeliyetçi zihniyetini de ortaya koyan, bir koreograf ve yönetmen olarak kök söktüren, sert tarzıyla bilinen Robbins’in provalardaki haşin tavırları da dans çevrelerinde bir efsane hâline geldi. Kendi eserlerinde sahne alan dansçıların tüm rolleri ve koreografileri öğrenmesini isteyen ve rolleri ancak herkes her şeyi öğrendikten sonra dağıtan Robbins’in sahnesinde, ünü ve ismi ne olursa olsun, koreografiyi öğrenmekte zorlanan hiçbir dansçı ve oyuncuya yer olmadı.

Jerome Robbins’in kendi ismiyle imza attığı bale ve Broadway eserlerinin yanı sıra isimsiz olarak destek sağladığı, sektörün terimiyle “şov doktorluğu” yaptığı pek çok yapım da bulunuyor. Dönemin eğlence sektöründe hem reddedilen, hem de kendi haricinde yapılan, şehir dışı denemelerinde yeterli izleyici toplayamayan veya negatif eleştiriler alan pek çok şovun radikal değişiklerle yeniden yaratılmasında büyük paya sahip olan Robbins, bu “şov tedavilerinden” genelde kredi almamayı tercih etti.

Sahnede ve Beyazperdede: West Side Story

Jerome Robbins’in başyapıtı olarak bilinen West Side Story 1957 yılında Broadway’de sahnelendiğinde, karanlık teması, sofistike müziği, uzun dans koreografileri, sosyal mesajları ve etnik çeşitliliğe sahip oyuncu kadrosuyla Amerika müzikli tiyatro geleneğinde önemli farklılıklar gösterdi.

1957’deki orijinal prodüksiyonuyla koreografi ve set tasarımı dallarında iki Tommy kazanan West Side Story, Jerome Robbins ve Robert Wise yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlandıktan sonra da aday olduğu 11 dalın 10’undan Oscar ödülüyle döndü. Sinema tarihinin en önemli müzikallerinden biri olan bu uyarlama, Robbins ve Wise’a kendilerinden sonra bir de Coen Kardeşler’in kazandığı iki kişiye verilen ilk En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandırdı. Böylece Robbins, aynı zamanda, tarihte ilk filmiyle Oscar kazanan çok az sayıda yönetmenin arasına da girmiş oldu.

2017 Mart ayında Zorlu PSM sahnesinde izleyeceğimiz, 20. yüzyılın en önemli ve ünlü müzikallerinden olan West Side Story’nin arkasındaki deha Jerome Robbins’in 60 yıllık bereketli kariyerine göz atıyoruz.

Amerika sinema, tiyatro ve dans sahnesinin en önemli isimlerinden biri olan Jerome Robbins, 1918 New York doğumlu. Yirmili yaşlarında hem bale hem de Broadway şovları ekseninde dans kariyerine atılan Robbins, otuzlarına girmeden de ilk koreografi işlerini üretmeye başlamış. Dansçı, balet, yönetmen ve tiyatro yapımcısı olarak üretim gösteren, çıkardığı iş ve performanslarla başta beş Tony ve iki Oscar olmak üzere sayısız ödül kazanan Robbins’in 1930’lardan 1990’lara uzanan kariyerine dans, bale, müzikal ve beyazperde eksenlerinden bakıyoruz.

Dans ve Bale
Finansal sebeplerle yarıda bırakılan bir kimya eğitiminin hemen ardından lisede başladığı dansa tam zamanlı olarak geri dönen Robbins, 1930’lu yıllarda zamanını bale, modern dans, İspanyol dansları, Asya dansları ve dans kompozisyonu eğitimi alarak geçirdi. 1937’de Camp Tamiment isimli bir tatil beldesinde sahne almaya başlayan ve buradaki eğlence programı için ufak rutinler üreten Robbins, bir diğer yandan da Broadway’de koro dansçısı olarak ilk performanslarını göstermeye başlamıştı.

“Bana hakkında dans edecek bir şey verin ve onun dansını edeyim.” - Jerome Robbins

Broadway’de gösterdiği performanslarla Amerikan balesinin babası olarak bilinen George Balanchine’nin dikkatini çeken ve 1940’da o zamanlar Ballet Theatre olarak bilinen Amerikan Ballet Theatre’de kadroya giren Robbins kısa sürede baş solocu seviyesine yükselerek Antony Todor’un Romeo ve Juliet’i, Michael Fokin’in Bluebeard’ı gibi balelerdeki rolleriyle yıldızını iyice parlattı.

1944 sezonunda Ballet Theatre için Fancy Free isimli bir bale koreografisi hazırlayan Robbins, bu balenin müzikleri için o dönem henüz çok tanınmayan ve daha sonra West Side Story de dahil olmak üzere pek çok projede beraber çalışacağı klasik müzik dehası Leonard Bernstein ile ilk işbirliğine de imza atmış oldu. Fancy Free prömiyerini yaptığı 22 Nisan 1944 akşamı izleyicilerden inanılmaz bir beğeni toplayarak bale kadrosunun alkışlarla 22 defa perde önüne çağrılmasına sebep verdi.

“Dans, sanatların totem direğinde aşağılarda kalıyor çünkü bittiğinde elinizde kalan bir resim, sizinle kalacak bir kitap, bakabileceğiniz bir skor yok. “ - Jerome Robbins

1940’lar bale dünyasının etkisinde kaldığı folk hikâyelerini ve bu hikâyelerin karakterlerinin teatral yönlerini takdir etse de, kendi farklı arayışlarını daha serbestçe deneyebildiği Broadway şovları ile bağlarını hiç koparmayan Robbins, 1944 yılında On the Town isimli Broadway müzikalinin koreografisini üstlendi.

1940’ların sonunda Ballet Theatre’dan ayrılarak George Balanchine ve Lincoln Kirstein’in yeni kurduğu New York City Ballet’de sanat direktörü olarak göreve başlayan Robbins, 1950’lerin ilk yarısında da aktif olarak devam ettirdiği dans ve bale kariyerini 1960’lara doğru yavaş yavaş terk ederek yönetmen, şov doktoru, koreograf ve yapımcı olarak sahne arkasına odaklandı.

Koreografi ve sahne arkası

1944’de Fancy Free balesi ve On the Town müzikaliyle sahne sanatlarının geleceğini etkileyecek bir kariyerin başlangıcını işaretleyen Robbins, farklı disiplinlerin tekniklerini birleştirerek yarattığı kendine has tarzıyla hem bale hem de sahne şovlarının temel dokularında iddialı bir değişimin de öncülüğünü yapmış oldu. 

“Ben her formun içinde biçim olarak ona ait olan şeyleri ters çeviriyorum. Konu ve pantomimler bir ihtiyaç olabilir, ancak bale onlarsız da olur.” - Jerome Robbins

Aralarında Fancy Free, Interplay (1945), The Guests (1949), Age of Anxiety (1950) ve The Guests (1951) gibi hem New York Balesi’nin hem de dünyanın dört bir yanından bale kumpanyalarının repertuvarında bulunan altmışın üzerinde bale eserine imza atan Robbins, özellikle balenin klasik tekniğini modern hikâyelerle birleştiren eserleriyle takdir topladı. 1950’lerin sonunda Ballets: USA adı altında kendi şirketini kuran Robbins, 1961’de bu grubu dağıtarak araya giren çeşitli projeler sonrasında 1969’da New York City Ballet’ye geri döndü.

Kariyerinin Broadway ayağında da en az bale kadar üretken olan ve Amerikan müzikallerinin stilize müzik ve dans antolojilerinden, konu, karakter ve mesaj içeren şovlara evrildiği bir dönemin yıldız isimlerinden biri hâline geldi. Ayrı bir başlık altında detaylarına bakacağımız West Side Story (1957) Robbins’in dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlamış olsa da, koreograf veya yönetmen olarak yer aldığı klasikler bu efsanevi müzikalle sınırlı değil. Robbins’in En İyi Koreografi dalında ilk Tony Ödülü’nü kazandığı High Button Shoes (1947) müzikalinden, beş Tony ve üç Drama Desk ödüllü yönettiği son oyun Jerome Robbins’ Broadway’e (1989) uzanan prestijli eser listesinde The King and I (1951), Gypsy (1959) ve Fiddler on the Roof (1964) gibi pek çok unutulmaz modern klasik yer alıyor.

 “Zor olduğumu biliyorum. Hislerinizi inciteceğimi de biliyorum. Fakat ben böyleyim.”
- Jerome Robbins

Yarattığı eserlerle talepkâr, mükemmeliyetçi zihniyetini de ortaya koyan, bir koreograf ve yönetmen olarak kök söktüren, sert tarzıyla bilinen Robbins’in provalardaki haşin tavırları da dans çevrelerinde bir efsane hâline geldi. Kendi eserlerinde sahne alan dansçıların tüm rolleri ve koreografileri öğrenmesini isteyen ve rolleri ancak herkes her şeyi öğrendikten sonra dağıtan Robbins’in sahnesinde, ünü ve ismi ne olursa olsun, koreografiyi öğrenmekte zorlanan hiçbir dansçı ve oyuncuya yer olmadı.

Jerome Robbins’in kendi ismiyle imza attığı bale ve Broadway eserlerinin yanı sıra isimsiz olarak destek sağladığı, sektörün terimiyle “şov doktorluğu” yaptığı pek çok yapım da bulunuyor. Dönemin eğlence sektöründe hem reddedilen, hem de kendi haricinde yapılan, şehir dışı denemelerinde yeterli izleyici toplayamayan veya negatif eleştiriler alan pek çok şovun radikal değişiklerle yeniden yaratılmasında büyük paya sahip olan Robbins, bu “şov tedavilerinden” genelde kredi almamayı tercih etti.

Sahnede ve Beyazperdede: West Side Story

Jerome Robbins’in başyapıtı olarak bilinen West Side Story 1957 yılında Broadway’de sahnelendiğinde, karanlık teması, sofistike müziği, uzun dans koreografileri, sosyal mesajları ve etnik çeşitliliğe sahip oyuncu kadrosuyla Amerika müzikli tiyatro geleneğinde önemli farklılıklar gösterdi.

1957’deki orijinal prodüksiyonuyla koreografi ve set tasarımı dallarında iki Tommy kazanan West Side Story, Jerome Robbins ve Robert Wise yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlandıktan sonra da aday olduğu 11 dalın 10’undan Oscar ödülüyle döndü. Sinema tarihinin en önemli müzikallerinden biri olan bu uyarlama, Robbins ve Wise’a kendilerinden sonra bir de Coen Kardeşler’in kazandığı iki kişiye verilen ilk En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandırdı. Böylece Robbins, aynı zamanda, tarihte ilk filmiyle Oscar kazanan çok az sayıda yönetmenin arasına da girmiş oldu.

Yazı  Yetkin Nural