Bir efsanenin ardından: Tony Allen (1940-2020)
Paylaş

Afrobeat müziğine karakterini veren Nijeryalı müzisyen Tony Oladipo Allen, 30 Nisan Çarşamba günü 79 yaşında, Paris’te hayatını kaybetti. İçinde doğduğu kültürü Afrobeat ritimleriyle tüm dünyaya yaymayı, başka müzikal ufuklarla kesiştirmeyi ilham verici bir hevesle hayatının her aşamasında sürdüren müzisyen, Detroit techno müziğinin ikonik figürlerinden Jeff Mills’le ortaklığa gittiği son projesiyle PSM Caz Festivali’nin bu yılki programında da yer alıyordu.
 

Yazı: Cem Kayıran

 

Brian Eno’nun “Şüphesiz ki tüm zamanların en harika davulcusu” olarak tanımladığı Tony Allen’ın müzikal mirasının ne denli geniş bir alana yayıldığının altını çizmek için, kariyerinin ilk yıllarından bugüne iş birliği yaptığı müzisyenlerden bir derleme hazırladık. İşte Afrobeat, bossa nova, dub, techno, disco, caz ve çok daha fazlasına temas eden ilham verici bir kariyerin satır başları...

 

FELA KUTI VE AFROBEAT’İN İLK ADIMLARI

Lagos’ta 1940’ta dünyaya gelen Tony Allen, müzikle ilgilenmeye bir teknisyen olarak şehirdeki radyo istasyonunda çalıştığı dönemde başlıyor. 18 yaşında davulun başına geçen Tony Allen, kendi kendini eğitti enstrümanıyla yalnızca dokuz ay sonra profesyonel olarak sahnede çalıyor. Doğup büyüdüğü kültürün highlife müziği, Amerikan cazı, babasının evde sıklıkla dinlediği Nijerya popüler müziği jùjú, Tony Allen’ın gençlik yıllarında etkisi altında kaldığı müzikler.

Highlife janrının en önemli figürlerinden biri olan ve 12 Şubat 2020’de hayatını kaybeden Sir Victor Olaiya’nın grubu Cool Cats’e Küba’ya has ritmik bir enstrüman olan klave ile katılan Allen, orijinal davulcunun ekipten ayrılmasıyla oluşan boşluğu hızla doldurdu. Aynı dönemde ülkesinin diğer popüler gruplarında da davul başındaydı.

Lagos civarında çeşitli kayıt ve performanslarında birlikte çaldığı Fela Kuti’den aldığı bir davet, Tony Allen’ın ilham verici kariyerinin ilk dönüm noktası belki de. 1964 yılında yeni kurduğu highlife / caz grubu için Tony Allen’ı davul denemesine davet eden Fela Kuti, müzisyenin kariyerinin şekillenmesinde önemli rol oynayan bir figür. İkili bu yıl itibariyle kendi ritimlerine Amerikan cazından etkileşimler eklemeye, ortaklaşa yarattıkları sentezi iyice yoğurmaya başlıyor. Birlikte hayata geçirdikleri Africa ‘70 grubu, en büyük ilgiyi ABD’den görüyor. Kuti ve Allen, Africa ‘70 ile yaptığı ABD turnesinde ilham havuzunu ve denemelerini gittikçe geliştiriyor. Bitmeyen groove’lar üzerine kendi özlerinden gelen poliritimleri, caz ve highlife tınılarını serpiştererek yeni bir Afrika sound’u ortaya koyan Kuti ve Allen birlikte 30’un üzerinde albüm kaydediyor. Tony Allen’ın rolü yalnızca bir davulcudan ibaret değil; ekibin müzikal direktörlüğünü de üstleniyor. Fela, “Tony Allen olmasaydı Afrobeat diye bir şey olmazdı” sözleriyle davulcunun hakkını teslim ediyor.

Bu yeni yaklaşımı birlikte geliştiren ve yaygınlaştıran ikili, 70’lerin sonunda finansal anlaşmazlıklar sebebiyle yollarını ayırıyor. Tony Allen’ın Fela Kuti & Africa ‘70 ile verdiği son konser, 1979 Berlin Caz Festivali’nde sergiledikleri performans oluyor. 70’lerde üç albüm yayımlayan Allen, bu albümlerin hepsinde Fela Kuti’yle birlikte çalışmıştı. PSM Caz Festivali’nin bir diğer heyecan verici konuğu Roy Ayers’ın 1980 çıkışlı albümü Music of Many Colours’ta da Fela Kuti ve Tony Allen’ın birlikte çaldığı son kayıtlardan.

80’lere yeni kurduğu orkestrasıyla başlayan Tony Allen, No Discrimination albümünü 1980’de kaydediyor. 1984’e kadar kaldığı Lagos’ta yine birçok farklı müzisyenle konserler veriyor ve dümeni Londra’ya, ardından da Paris’e kırıyor. Bu dönemde benimsediği müzikal yaklaşımı “Afrofunk” olarak tanımlayan davulcu, öncüsü olduğu Afrobeat ritimlerine dub, R&B ve electronica gibi elementleri dokuyor. İş birliklerinin de ardı kesilmiyor tabii. King Sunny Ade, Manu Dibango ve Ray Lema; 80’lerin ilk yarısında müziklerine ritimleriyle dokunduğu isimlerden birkaçı. Grubu Afro Beat 2000 eşliğinde 1985’te kaydettiği Never Expect Power Always albümü, diskografisinin en politik işlerinden biri olarak sıyrılıyor. İki yıl sonra Italo disco grubu Zebra Crossing’le bir düet yapıyor Tony Allen. Barclay etiketiyle yayımlanan tekli “Elewon (Too Many Prisoners)” ismini taşıyor ve yine protest bir şarkı. Üstelik Tony Allen bu kez sadece ritimleriyle değil, vokalleriyle de duyuluyor.

 

COMET RECORDS VE HIZLI BAŞLAYAN 2000’LER

90’ları büyük oranda inzivada geçiriyor yetenekli müzisyen. Kimi solo kayıtlarının reissue yayınları ve birkaç tekliyle sahalara fırtına gibi döneceği 2000’ler için enerji topluyor belki de. Bu on yılda öne çıkan en önemli ortaklığını Fransız prodüktör Eric Trosset’le gerçekleştiriyor. Paris’te, 1998’de Comet Records’ı hayata geçiren Trosset’in en büyük destekçisi Tony Allen oluyor. Etiket ilk yıllarında Ebo Taylor, Randy Watson ve Allenko Brotherhood Ensemble gibilerinin kayıtlarını yayınlıyor.

Tony Allen, 1999’da Comet etiketiyle yayımlanan Black Voices albümüyle o dönem tohumları atılan “future jazz” akımına kendine has bir yorum getiriyor. Parçalarının remiksleri kulüplerin vazgeçilmezleri arasına giriyor. Milenyumun başlarında çeşitli toplama albümlerde yeni ve eski parçalarıyla boy gösteriyor. Theo Parrish’in hâlâ büyülemeye devam eden Methods of Movement derlemesinde yer verdiği “Hustlers” parçasıyla bir kez daha dikkatleri üzerine çekiyor. Jamaikalı gitarist Ernest Ranglin ve Doctor L mahlasıyla tanınan Liam Farrell’ın 2000 tarihli albümlerinde birer şarkıya konuk oluyor. 2002’de ise Homecooking isimli stüdyo albümü ve Fela sonrasındaki üretimlerinden oluşan bir derleme olan Eager Hands and Restless Feet: The Best of Tony Allen yayımlanıyor.

2003’te Hindistanlı müzisyen Susheela Raman’ın Love Trap albümünde çalan ve müzisyenle turneye çıkan Allen’ı bir sonraki yıl Sebastien Tellier’nin hit şarkısı “La Ritournelle”de duyduk. Ritimleri yine bambaşka bir estetikte yankılanıyor. Afrobeat köklerine sarıldığı Lagos No Shaking, isminden de anlaşılacağı gibi doğduğu yer olan Lagos’ta canlı kaydedilen bir albüm. Uluslararası basında büyük övgüler toplayan 2006 çıkışlı albümü, yepyeni ve beklenmedik bir iş birliği takip ediyor.

 

HUZURLARINIZDA DAMON ALBARN

Blur ve Gorillaz gibi iki harikanın kilit ismi Damon Albarn, 2006 itibariyle birçok farklı projesinde Tony Allen’la birlikte çalıştı. İkiliyi bir araya getiren ilk proje ise bir süpergrup oldu. The Clash basçısı Paul Simonon ve The Verve gitaristi Simon Tong’la tamamlanan dörtlünün ismi The Good, The Bad and The Queen oldu. Damon Albarn’ın sonradan açıkladığına göre bu sadece albüme verdikleri bir isimdi ve grubun aslında bir ismi yoktu. Ama dünya bu umulmadık birlikteliği bu isimle tanıdı. Albarn, Londra’daki modern hayattan yola çıkarak yazdığı şarkılarını Danger Mouse prodüktörlüğünde kaydetmeye koyulmuş ve sonrasında bu projeyi bir süpergruba dönüştürmeye niyetlenmiş. İlk konserini Devon’da ufak bir pub’da veren ekip 2007 çıkışlı ilk albümün ardından çok kültürlü müziğini dünyanın dört bir yanına taşıdı. Turnenin duraklarından birinin İstanbul ve Park Orman olduğunu da hatırlatalım. Konserlerle geçen iki yılın ardından bu projeye ara verdiğini duyuran Damon Albarn, Tony Allen’la farklı dehlizlerde savrulmak için arayı açmamaya kararlıydı.

2011’de tiyatro yönetmeni Rufus Norris’le Dr. Dee isimli bir opera yazan Damon Albarn, yazdığı parçalara davul çalmak üzere Tony Allen’a başvurmuştu. Sonraki yıl Albarn - Allen ikilisi bu kez başka bir süpergrupta bir aradaydı. Yanlarına Red Hot Chili Peppers basçısı Flea’yi alarak oluşturdukları Rocket, Juice & The Moon, Honest Jon’s etiketiyle tam 18 parçadan oluşan bir albüm yayımladı. Afrobeat ve psikedelik funk tınılarının ön planda olduğu albüm birçok konuk müzisyen eşliğinde üç yılda tamamlandı. Erykah Badu, Hypnotic Brass Ensemble, Fatoumata Diawara, Thundercat gibi isimler, Albarn’ın Afrobeat’in köklerine, türü yaratan figürlerden biri rehberliğinde çıktığı yolculuğun çeşitli duraklarında karşımıza çıkan isimlerden. Tony Allen’ın 2014’te çıkan Film of Life albümünde iki parçayı birlikte yazdılar, birinde Albarn mikrofon başına da geçti.

Kariyeri boyunca geçmişteki projelerini tekrar canlandırmayı alışkanlık edinen Albarn’ın 2014’te bir röportajında yeni bir The Good, The Bad & The Queen albümü hazırlıklarına başladıklarını duyurması heyecanlı bir bekleyişi beraberinde getirdi. Bu bekleyişin dört yıl süreceğini o zamanlar tahmin etmek mümkün değildi ama tam da umudu kesmişken 2018’de Merrie Land isimli ikinci albüm çıkageldi. Tony Visconti’nin prodüktörlüğünü üstlendiği bir konsept albüm Merrie Land, Brexit’ten ve yine Londra’nın modern hayatından ilham alıyor ve aynı dörtlüyü bir araya getiriyor. Bir sene kadar turne yapan ekip, Ağustos 2019’da şimdiye kadarki son konserini verdi.

 

GERİDE KALAN 15 YILDA BAŞKA NELER OLDU?

 Nijeryalı müzisyen, Damon Albarn’la 15 yıla yayılan iş birlikleri sırasında kendi müzik haritasının sınırlarını durmadan genişletmeye devam etti. Müzisyenin bu süre zarfında yolunun kesiştiği diğer müzisyenleri madde madde sıralamakta fayda var.

 

*Charlotte Gainsbourg

Fransız oyuncu ve müzisyeninin 2007 çıkışlı 5:55 albümünde davullar Tony Allen’a teslimdi. Prodüktörlüğünü Radiohead albümleriyle tanınan Nigel Godrich’in üstlendiği albümde parmağı olan diğer isimler arasında Air ve Jarvis Cocker da var.

 

*Zap Mama

Kongo asıllı Belçikalı müzisyen Zap Mama’nın 2007 ve 2009 tarihlerinde çıkan Supermoon ve ReCreation albümlerinde çaldı. Kimi parçalarda vokalleriyle de Zap Mama’ya eşlik etti.

 

*Jimmy Tenor

Finlandiyalı ses kâşifi Jimmy Tenor’la 2009 çıkışlı harika bir albüm kaydetti. Inspiration Information 4 ismini taşıyan dokuz şarkılık albümde ritmik katmanlar başrolü üstleniyor. İkilinin bu coşkulu ortaklığı, Londra merkezli Strut etiketiyle yayımlandı.

 

*Flavia Coelho

Bossa nova, rap, reggae gibi türleri nitelikli bir şekilde harmanlayan Brezilyalı müzisyen Flavia Coelho da Tony Allen’ın geniş iş birliği ağacında kendine yer bulan isimlerden biri. Müzisyenin ikinci albümü Mundo Meu’da Afrobeat ateşini yakan “People Dansa” parçası Tony Allen’la kaydedildi.

 

*Idriss El Mehdi

Gnawa’ya has yaylı enstrüman sintir ve piyanosu ile etkileyici kayıtlara imza atan Fas doğumlu, Fransa’da yerleşik müzisyen Idriss El Mehdi’nin karakteristik melodilerine Tony Allen’ın davuluyla eşlik ettiği “No Problem” parçası 2013’te yayımlandı. Şarkı, dünyadaki büyük problemlerin müzikle aşılabileceği mesajını veriyor.

 

*Moritz von Oswald

Allen, dub techno üretimleriyle tanınan Hamburglu prodüktör ve perküsyoncu Moritz von Oswald’ın üçlüsüne Vladislav Delay’ın yerine dahil oldu. Turnelerin yanı sıra 2015 çıkışlı Standing Lines albümünde de Moritz von Oswald Trio’nun bir parçasıydı.

 

*Cerrone

80’lerin disco müziğinin başlıca kahramanlarından biri olan Fransız prodüktör, davulcu ve besteci Cerrone ile Tony Allen bir şarkıda iş birliği yaptı. “2nd Chance” ismini taşıyan ve bir tür Afro-disco kırması olan parça, Because Music’ten yayımlandı.

 

*Chicago Afrobeat Orchestra

Afrobeat’e gönül vermiş on dört müzisyenden oluşan Chicago Afrobeat Orchestra, 2002’den bu yana Tony Allen ve Fela Kuti’nin çizdiği yolu takip eden bir kolektif. Ekiple 2013’ten itibaren çeşitli festival ve etkinliklerde “onur konuğu” olarak sahne alan Tony Allen, 2017’de kaydedilen What Goes Up albümü için stüdyoya da girdi.

 

*Oumou Sangaré

Grammy ödüllü Malili müzisyen Oumou Sangaré’nin 2017’de yayımlanan beşinci stüdyo albümü Mogoya’nın konuklarından biriydi. Enerjisi bir hayli yüksek “Fadjamou” şarkısına ritimleriyle hayat verdi.

 

*Gonjasufi

Kendine has prodüksiyon anlayışıyla işlediği psikedelik hip hop tınılarıyla 2010’ların en ilginç müzikal karakterlerinden birine dönüşen Gonjasufi’nin 2017’de Warp’tan yayımlanan remiks ve b-side derlemesi Mandela Effect, bir adet Tony Allen düeti barındırıyor. “Etherwave” isimli şarkı, Tony Allen davullarını duyduğumuz en karanlık prodüksiyon olabilir.

 

*Amp Fiddler

Detroit çıkışlı bir başka efsane, funk ve soul müziğin en heyecan verici temsilcilerinden Amp Fiddler ve Tony Allen, yirmi yıllık dostluklarını sahneye taşımaya 2018’de karar verdi. Birlikte bir dizi konser veren ikili, hem kendi şarkılarından hem de kimi standartlardan yaptıkları seçkiye doğaçlama anlar da ekleyerek övgüler toplamıştı.

 

*Nubiyan Twist

Londra’nın yeni nesil caz hareketinin dikkat çekici oluşumlarından, 12 kişilik Nubiyan Twist kolektifinin 2019’un şubat ayında yayımladığı Jungle Run albümünde “Ghosts” parçasında ekibe eşlik ediyor Nijeryalı müzisyen. Albümün bir diğer konuğu da Mulatu Astatke.

 

*Hugh Masekela

2018’de hayatını kaybeden Güney Afrikalı trompetçi Hugh Masekela ve Tony Allen’ın müzikal dünyalarının ilk kesişmesi 1970’lere, Fela Kuti & Africa ‘70 zamanlarına dayanıyor. Kariyerleri boyunca birlikte bir albüm kaydetmek için doğru zamanı kollayan Masekela ve Allen, bu niyetle 2010’da stüdyoya girmiş olsa da kayıtların gün yüzüne çıkması epey sürdü. Masekela’nın hayatını kaybetmesinin ardından Allen ve prodüktör Nick Gold parçaları son haline getirdi 20 Mart 2020’de Rejoice ismiyle albüm formatında yayımlandı.

 

JEFF MILLS’LE HAYAT BULAN YENİ SES EVRENİ

Tony Allen’ın müzik geçmişinde temas ettiği onlarca farklı kültüre ve ilerleyen yaşına rağmen hâlâ yeni denemeler, buluşmalar için iştahından bir şey kaybetmemiş olması, onu özel kılan detayların başında geliyor. 2016’da birtakım doğaçlama performanslar için güçlerini birleştirdiği Jeff Mills’le yepyeni bir kozmik evrenden sesleniyor Tony Allen. Kendi alanlarında çığır aşan işlere imza atmış, öncü ve ilham kaynağı olmuş iki müzisyenden bahsediyoruz. Tony Allen’ın mirasına dair çeşitli detaylardan bahsettik. Jeff Mills ise “Detroit techno” denince akla gelecek ilk isim. Paris’te gerçekleşen bir konserle bir araya gelen ikili, Tony Allen’ın Mills’e birlikte kayıt yapmayı teklif etmesiyle müzikal bağlarını kuvvetlendirmiş. Ritmin başrolü üstlendiği iki farklı gelenek, Afrobeat ve techno aynı potada buluşuyor ve ortaya tam anlamıyla zihin açıcı bir harman çıkıyor. İkili 2018’de efsanevî etiket Blue Note aracılığıyla Tomorrow Comes The Harvest kaydını yayınlıyor. Oluşturdukları kozmik groove evreninde yankılanan sesler hiçbir zamana ya da mekâna özgü değil; taptaze bir karışımdan bahsediyoruz.

Fact’e verdiği röportajında bu iş birliğini detaylandırıyor Jeff Mills: “Tony Allen’ın ritimleri nasıl işlediğini görmek ilham vericiydi. Uzun yıllar perküsyon çaldım ama ritimlere ve davula onun gibi yaklaşan başka bir müzisyen daha olduğunu sanmıyorum. Davulla yaptığı her şey bir anlamda konuşma, iletişim kurma amacı taşıyor.” Allen’ın ritimlerini yalnız bırakmıyor Jeff Mills; davul makineleri ve ritim programlamalarıyla iki farklı yaklaşımdan bir bütün yaratılıyor. Tanıdık unsurlarla hiç duymadığımız bir ses âleminde paslaşıyorlar.

 

*Bu yazı, 4. PSM Caz Festivali Gazetesi için hazırlanmıştır.