Balthazar ile "Feverish" Bir Sonbahar
Paylaş

Son yılların en popüler indie-rock gruplarından Balthazar, 27 Eylül’de Garanti BBVA Konserleri kapsamında Zorlu PSM’de sahne alacak. Bu özel geceden önce grubun gitar vokali Jinte Deprez ile samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Thin Walls baştan sona bir başarı öyküsü. Thin Walls’dan sonra neler oldu?

Başarı öyküsü olması harika! Thin Walls bizim üçüncü albümümüzdü ve bu zamana kadar hiç ara vermemiştik. “Rats” albümünü takiben yaptığımız çok yoğun bir turneden sonra hemen bu albümü çıkardık. Sonrasında yine turneye çıktık – ve artık bir ara vermemiz gerektiğini biliyorduk çünkü altı sene boyunca hiç ara vermeden çok çalıştık. Artık iyi yağlanmış bir makine gibi görüyorduk kendimizi ve her şey bir anda çok tahmin edilebilir oldu. Kendimizi biraz zorlamamız gerektiğini düşünmeye başladık ve tamamen farklı insanlarla tamamen farklı bir şeyi yapmak temiz hava almak gibi geldi hepimize. Gerçekten harikaydı. Ama Balthazar olarak birleşip yeni bir albüm yapma fikrimiz hep vardı, ve sonunda gerçekleştirdik.

 

Balthazar’ın yanı sıra çok başarılı solo projelerinizle de tanınıyorsunuz. Sizce iyi bir grubun ham maddesi nedir?

Bence bu sorunun cevabı ne kadar süredir bir grup olarak var olduğunuza bağlı olarak değişebilir. Balthazar’ın çok uzun süredir var olması bizi iyi bir ekip yapan şey. Bir solo projeyi ve grup işini birbirinden ayıran şey, grup üyesiyken tüm egonu bir kenara bırakma gerekliliği sanırım. Grup kolektif olmakla ve herkesin yeteneğine saygı duymakla alakalı. Kendi başına başarabileceğinden fazlasını arkadaşlarınla başarmakla alakalı ve sanırım Balthazar olarak amacımız bu. Bence solo projelerimizi egomuzu tatmin etmek için yaptık – ama bu egodan ve tahmin edilebilirlikten sıkıldığımızda da geri dönebileceğimiz bir ekip olması harika bir şeydi. Diğer insanlarda bu kadar güç bulabilmek ve kendi başına yapamadığını gerçekleştirebilmek harika bir şey. Ve biz Balthazar olarak çok uzun bir süre geçirdik birlikte – artık aile olduk!

Fever! Yeni albümünüzün arkasındaki ilham neydi? İsmin ardında özel bir hikaye var mı?

Kısaca Fever isimli şarkımızın ilk şarkı olması olarak özetlenebilir! Tekrar bir araya gelmemizi kutladığımız bir albümdü bu. Solo projelerin getirdiği yorgunluk ve kolektif olmanın bilinciyle gelen farklı bir enerji ve mutluluk vardı üzerimizde. Solo projeleri yaparken ister istemez daha içinize kapanıyorsunuz. Biz de grup olarak bunun tam tersini yapmak istedik – daha dışa dönük ve heyecanlıyız. Ve Fever içinde olduğumuz bu “feverish” havaya çok uygun bir isimdi. Sanırm temel ilhamımız melankolik temalardan uzaklaşıp biraz daha bu enerjiye odaklanmaktı. Talking Heads veya David Bowie’nin 80’lerdeki üretimleri gibi daha spontan olmak istiyorduk. Sığ olmadan mutlu ve hafif olmak. Talking Heads elbette çok daha “arty” bir grup ama dans ettirebilmek insanları her zaman çok güzel. Sanırım bugüne kadar hep bundan korkarak devam ettik – müziğimizde çok dışa dönük olmaktan. Eleştirdiğimiz bir ilham oldu bize.

Uzun yıllardır hiç durmadan turnedesiniz. Yolda olmak ve yeni insanlar tanımakla ilgili en çok sevdiğiniz şey nedir? En iyi turne anınız?

Değişik bir yaşam tarzı bu. Bence çok cool çünkü başladığımız yer ile geldiğimiz nokta arasındaki farkı net olarak görebiliyoruz. Daha çok küçük mekan konserleri yaparken şimdi festivallerde çalıyoruz. Ve bu his gerçekten çok güzel çünkü her haftasonu başka isimlerle beraber sahne alıyorsunuz ve günün sonunda kendinizi bir sirk topluluğuyla turneye çıkmış gibi hissediyorsunuz. Daha büyük bir şeyin parçasıymış gibi. Tüm kitle yalnızca sizi değil birçok kişiyi dinlemek için orada oluyor ve bu da insanların özellikle sizi dinlemek üzere bilet satın aldıkları kulüp gecelerinden çok daha farklı bir hava yaratmış oluyor. Tabii sizi dinlemek üzere insanların bilet satın alıp geldiği geceler müzisyen olarak harika bir his yaratıyor bizde. Bizi dinlemeye gelen herkesin, bizimle, müziğimizle ve bizi keşfetmeleriyle ilgili hikayeleri oluyor. Bu his harika!

Bunca yılın ardından gittiğimiz yerleri çok iyi tanıdığımızı düşünmüyorum ne yazık ki. Konserden sonra daha çok eğlenmek için dışarı çıkarıyoruz. İlginç olan bir şey ise – bu kadar fazla yer gezip bu kadar fazla insan tanıdıktan sonra herkesin ve her yerin aslında aynı olduğunu fark etmek sanırım. Çok fazla harika turne anımız var. Istanbul özellikle, bir sürü eğlenceli anımız var burada! Solo projelerimizle ve festivallerle daha çok ziyaret ettik İstanbul’u. Ben J. Bernardt olarak ve Maarten de Warhaus olarak Salon İKSV’de çaldık. Mekanın bulunduğu mahalle gezmek ve etrafı keşfetmek için harikaydı. Konserden sonra İstanbul Rooftop Festival’a gitmiştik ve o anı hiç unutmuyorum. Sanırım iki sene önceydi. İstanbul’un muhteşem silüetine karşı dans etmek ve eğlenmek muhteşemdi.

İstanbullu seyirciyle tekrar buluşmak için çok heyecanlıyım. Çünkü İstanbul daha çok solo projelerimizle ziyaret ettiğimiz bir yerdi. Balthazar olarak uzun süredir ilk turumuz ve İstanbul’u ziyaret edecek olmak çok heyecan verici. Nasıl olacağını çok merak ediyorum – İstanbul seyircisi internette çok aktif! Bu beni heyecanlandırıyor. İstanbul seyircisini çok seviyorum çünkü gerçekten çok heyecanlı ve sıcaklar. Bence harika olacak.

 

Indie müzik Amerika ve İngiltere’de dünyanın geri kalanına kıyasla çok daha popüler. Belçikalı bir ekip olarak, sizce İngilizce bir indie müzik dünyasında hayatta kalmak zor mu?

Evet ilk başladığımız zamanda üzerine çok düşündüğüm bir konuydu bu. Ama uzun süredir beraberiz ve zaman içinde bu kaygılarım azaldı. Günün sonunda elbette her şey bir sermaye ve dürüst olmak gerekirse Belçikalı olmak çok da seksi değil! Ama bugün internetin de gücüyle çok fazla yeni müzik grubu ortaya çıktı. İnsanlar artık her şeyi dinleyebiliyorlar ve kimin nereli olduğuyla pek fazla ilgilenmiyorlar. Bu yüzden ön yargılar da azaldı. Fransa, Luxembourg ve Türkiye gibi ülkelerden çok fazla yeni isim piyasaya giriş yapıyor. Bence bu harika. İngiliz bir grupsanız tabii ki daha başka bir yoldan ilerliyorsunuz ama orada da işiniz çok kolay olmuyor. Çünkü orada da her şey çok piyasaya göre işliyor. Biz bu işe Belçika’da müziğe duyduğumuz sevgi ve turneye çıkma hayalleriyle başladık. Omuzlarımızın üzerinden bakan ve bir sonraki büyük işimiz için bizi sıkıştıran herhangi iş adamı, yapımcı vs. yoktu yanımızda. Ben bizim yolumuzdan ve şu anda olduğumuz yerden çok mutluyum. Şu anda Fransa’dayız ve akşam bir festivalde çalıyoruz. Çalacak isimler çoğunlukla urban Fransız rap yapıyorlar – şu anda çok popüler ve cool. Biz de hemen yanı başlarında indie yapıyoruz. Bu beni çok mutlu ediyor. Bu bir yarışma değil ve bu kadar farklı isimler olması çok güzel.

Fever albümünde en sevdiğiniz söz hangisi?

En sevdiğim söz? Çok fazla var! Maarten ile sözleri beraber yazıyoruz ve onun yazdığı bir söz beni şok etmişti. Phone Number şarkısından “You said I could go fuck myself and that's when I knew I wanted you too.” sözünü söyleyebilirim. İlk duyduğumda “Çok kaba, kibirli ve çok güzel.” diye düşünmüştüm. Her zaman aşk gibi güzel şeyler hakkında kibar şarkılar söyleniyor. Bu sözde ise çok güzel ortaya konmuş kaba bir mizah var!

Röportaj: Nazlı İlke Kaya

İllüstrasyon: Aslı Yazan