Avrupa’dan tüm dünyaya : BLACKGAZE
Paylaş

Günümüzün yükselişte olan müzikal akımlarından blackgaze’in öncü oluşumlarından biri olan Alcest, 30 Mart akşamı Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Neige mahlasıyla tanınan Fransız müzisyen Stéphane Paut’nun solo projesi olan Alcest’in İstanbul konseri öncesinde, müzik sahnesinin en “yeni” türlerinden biri olan blackgaze’i mercek altına alıyoruz.

Birbirinden epey farklı olan iki müzik disiplininin bir kırması olan blackgaze’in geçmişi yalnızca 2000’li yılların başlarına kadar uzanıyor. İçinde barındırdığı elementlerin kaynağı black metal ve shoegaze türleri olan blackgaze; karanlık atmosferler ve bol miktarda fuzz’ı bir araya getiriyor. Öncüsü olan iki türün de ortak noktalarından olan “bulanıklık”, belki de blackgaze estetiğinin en önemli karakteristik özelliği.

2000’lerin başlarında ilk örneklerini duymaya başladığımız türün altın çağını bugünlerde yaşıyor olduğunu söylemek mümkün. Alcest’in 2005 yılında yayınlanan ilk EP’si Le Secret, müzik otoriteleri tarafından blackgaze’in ortaya çıkışını temsil eden kayıt olarak gösteriliyor. Alcest’in arkasındaki müzikal deha Neige’nin kurucusu ya da bir parçası olduğu diğer projeleri Mortifera, Amesoeurs ve Les Discrets, türün karakterinin oturmasını sağlayan kayıtlara imza atmıştı. Fakat Neige, Alcest dışındaki projelerinde yapıyor olduğu karışıma farklı estetikler eklemeyi ya da iki yönden birine daha fazla ağırlık göstermeyi alışkanlık haline getirmişti. Post punk ve post rock gibi farklı perspektifleri de söz konusu melez müziğe eklemleyen Neige, yer aldığı projelerde vokallerinin yanısıra çaldığı birçok farklı enstrümanla da yer aldı.

Müzik tarihinde ortaya çıkan birçok melez türde gözlemleyebileceğimiz gibi, blackgaze’in de bir müzik türü olarak kabul edilmesi pek kolay olmadı. Blackgaze türünün farklı müzikal kalıplar arasındaki duvarları esnettiği yaklaşımı, birçok “eski usül” metal dinleyicisi tarafından reddedildi. Geleneksel heavy metal dinleyicileri ve bir kısım black metal dinleyicisinin, blackgaze albümlerinin gördüğü ilgiye karşı tepkisel bir bakış getirdiği biliniyor. Black metale özgü hızlı davul partisyonları ya da yüksek ses perdesinden vokalleri, My Bloody Valentine ya da Ride gibi shoegaze gruplarından aşina olduğumuz bol distorsiyonlu gitar bloklarıyla bir araya getiren blackgaze grupları, kimi zaman metal müziği daha kolay dinlenebilir kılmakla bile eleştiriliyor.

Son yılların metal sahnesinin en dikkat çekici ekiplerinden Amerikalı grup Deafheaven’ın 2013 çıkışlı ikinci albümü Sunbather ise türün bugüne kadar yayınlanmış en başarılı albümlerinden biri olarak ön plana çıkıyor. Grubun dünya çapında birçok festivalde sahne almasını sağlayan albüm, geniş kitlelerin blackgaze estetiğiyle tanışması açısından önemli bir dönüm noktası. Pitchfork, Stereogum ve NPR gibi müzik dünyasının önemli yayın organları tarafından büyük övgüler toplayan albümde, Neige de bir parçada vokalleriyle konuk oluyor.

Türün öne çıkan diğer ekipleri arasında yine Avrupalı grupların fazlalığı dikkat çekiyor. 2007 yılında Almanya’da kurulan Thränenkind, yayınladığı ilk demolarla birlikte yankı uyandırmayı başarmıştı. Grup, özellikle blackgaze’in temelini oluşturan atmosferik yapıyı özgün hikâyeler anlattığı konsept albümlerinde ustaca kurguluyor. Demo kayıtları ve kısa formatta yaptıkları ilk yayınlarında black metal ve shoegaze geleneklerine sadık kalan grup, Lifeforce Records etiketiyle yayınlanan uzunçalarlarında anlattıkları hikâyelere göre farklı yaklaşımlara da yer verdi.

Almanya çıkışlı bir diğer dikkat çekici blackgaze grubu da Thränenkind’la bir split albüm yayınlamış olan Heretoir. 2006 yılında kurulan grubun yayınladığı ilk uzunçalar beş yıl sonrasında gelmişti. Günümüzün rahatsız edici gerçeklerinin getirdiği melankoli ve toplumdan izole olmak gibi temaları müziğinde işleyen Heretoir, aynı zamanda Agrypine grubuyla da tanınan müzisyen David “Eklaplantz” Conrad’ın bir projesi. Northern Silence Productions etiketiyle yayınlanacak yeni Heretoir albümü The Circle da 24 Mart’ta yayınlanıyor.

Blackgaze akımının en kısa soluklu projelerinden biri olan Dopamine ise 2008 yılında Çin’de kurulmuş bir grup. Kuruluşunda iki kişi olan, sonraki yıl Be Persecuted grubunun vokalisti Zhao’nun katılımıyla nihai haline ulaşan Dopamine, aralarında Heretoir’ın da yer aldığı altı grupluk bir derlemede yer alan dokuz dakikalık “Melting” parçasıyla dikkatleri çekmişti. 2010 yılında kendi ismini taşıyan ve işitsel bir depresyon deneyimi vadeden EP’si grubun kısa süren macerasının da son halkası olmuştu.

Çin’in söz konusu türün önde gelen bir diğer grubu Ghost Bath adına da ilginç bir yeri var. İlk albümü Funeral’ı Çinli plak şirketi Pest Productions etiketiyle yayınlayan grubun ülkenin Chongqing şehrinden olduğu açıklanmıştı. Grubun ses getiren ikinci albümü Moonlover’ın ardından Stereogum, Ghost Bath’in aslında North Dakota merkezli olduğunu ve projenin liderinin Amerikalı müzisyen Dennis Mikula olduğunu ortaya çıkardı. Bu durum ilk başta grubun dikkat çekmek için uyguladığı bir pazarlama hamlesi olarak yorumlandıysa da Mikula verdiği röportajlarda, niyetlerinin ulaşılmaz olmayı sağlamak olduğunu ve kimliklerinin müziklerinin önüne geçmesini istemediklerini dile getirmişti. Ghost Bath’in çıkış noktasının Deafheaven albümü Sunbather olduğu ve grubun isminin de bu albüme bir referans olarak üretildiği biliniyor.

Dördüncü ve şu ana kadar son albümü olan Melting Sun’ı 2014 yılında yayınlayan bir diğer Alman grup Lantlôs da blackgaze akımının önemli oluşumları arasında yer alıyor. 2005 yılında kurulan grup, albümlerinde işlediği gerçeküstü ve soyut temalarla türün hikâyeciliğine yeni bir boyut getiriyor. “Evsiz” anlamına gelen Lantlôs isminin arkasında, grubun kurucusu Markus Siegenhort’un yaptığı müziği herhangi bir coğrafyaya bağlı tutmayı tercih etmemesi yatıyor ve böylece müziğin evrenselliği bir kez daha kutlanmış oluyor.  

 Yazı  Cem Kayıran