Aile Bağları: Gipsy Kings
Paylaş

Bugün dünyanın en sevilen gruplarından biri olan Gipsy Kings, Gipsy Kings by André Reyes projeleriyle 16 Şubat’ta Zorlu PSM’de! Bu özel geceden önce projenin yaratcıcısı André Reyes’e flamenco’dan ölümsüzlüğe, Picasso’dan İstanbul’a merak ettiklerimizi sorduk.

Kırk yılı aşkın bir süre zarfında milyonlarca albüm sattınız ve dünya çapında sayısız canlı performansa imza attınız.  Gipsy Kings geçtiğimiz kırk yıl boyunca nasıl ayakta kaldı? Nasıl zorluklarla karşılaştınız?

Hepimiz müzik dünyasının kolay olmadığının farkındayız. Müzikte özgün stilimizi bulduğumuz için unutulmadık aslında. Başlangıçta çok zor gelmişti bizlere bu adımları atmak, çünkü müziğe aile partilerinde şarkılar söyleyerek başladık. Gün gelip de müzik sektörünün “büyük balıklarının” kapısını çalmamız gerektiğinde zorlandık. Sunmak istediğimiz müziği duyduklarında ise çok sevdiler. Biz de bugünlere kadar birbirimize tutunduk.

Gipsy Kings kurulduğu günden itibaren çingene kültürünün sembollerinden biri oldu. Çingene kültürünü müziğiniz aracılığıyla dünyaya duyurmak sizin için önemli miydi? Başka bir müzik türü veya ilhamın peşinde koşmak istemiş miydiniz?

Kültürümüz bizim gurur kaynağımız. Etnik kimliğimizi tüm dünyaya müziğimiz aracılığıyla anlatabilmiş olmak harika bir duygu. Çingene kültürü yalnızca müzik değildir; alışkanlıklarımız, hayat tarzımız, yaşlılarımıza saygımız ve en önemlisi de ailemiz ve arkadaşlarımıza verdiğimiz değer hep kültürümüzden gelmektedir.

Çingeneler gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi doğuştan bilirler derler bizim için. Bir noktada ben de bu fikre katılıyorum ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Doğduğumda babamın şarkılarını duydum ilk ve bu hayatımdaki en büyük ilham kaynağı oldu benim için. Müzik her zaman hayatımızdaydı ve bence bu çok kıymetli. Bugün olduğum kişiden ve hayatın bana öğrettiklerinden dolayı çok mutlu olduğumu söyleyebilirim.

Önceki röportajlarınızda da bahsettiğiniz üzere aile kavramının Gipsy Kings için önemi çok büyük. Duygusal mirasa inanır mısınız? Müzik sizce değerinden kaybetmeden zamanlar arası bir yolculuk yapabilir mi?

Önceki soruda da bahsettiğim üzere müziğin içine doğdum ben. Doğduğum gün beni kucağına alan doktor bence şarkı söylüyordu. (Güler) Ailemin neredeyse tüm üyeleri sanatçı; aralarında şarkıcılar, müzisyenler ve dansçılar var. Müzik bizim için kendimizi ifade etmek demek. Atalarımız yüzyıllarca ölümsüzlüğün formülü olarak müziği seçmişler ve bu babadan oğula devam etmiş. Bugün çingene kültürü için yaptıklarımızı ve yapmaya çalıştıklarımızı görseler bizlerle gurur duyacaklarından eminim. Belki bizi bir yerlerden izleyip gülümsüyorlardır.

Bugün sizi Brigitte Bardot, Charlie Chaplin ve Picasso gibi isimlerin partilerinde performans göstermiş bir ekip olarak anıyoruz. İlk günden bu yana, en sevdiğiniz canlı performansınız hangisiydi?

Gipsy Kings 1976 yılında kuruldu. Bu değerli sanatçılarla tanışma fırsatını yakalayan babamdı. Picasso mesela, ailemizin ve müziğimizin en büyük hayranlarından biriydi. Ne zaman bir konserimiz olsa gelirdi. Brigitte ve Charlie de öyleydi.

Bugün hala dünyanın en ünlü insanlarından bazılarını konserlerimizde ağırlamak ve şarkılarımızı ezbere bildiklerini görmek bizi çok heyecanlandırıyor. Dünyaya duyurma gayretinde olduğumuz müziğimizi ve danslarımızı böylesine önemli insanlarının gönülden desteklediğini görmek gerçekten çok büyük bir şans.

Global başarılarla dolu onlarca yılı geride bırakmış bir ekip olarak, hala gerçekleştirmek istediğiniz hedefleriniz var mı? İlk günkü tutkunuz ve heyecanınızı hala canlı tutuyor musunuz?

Müzik dünyası değişmeyi ve gelişmeyi hiç durdurmuyor. Her zaman yeni ve heyecan verici bir şey var. Biz yolumuza daha geleneksel bir müziği sahiplenerek başlamış bir ekip olarak son konserlerimizde kendimize yenilikler getirecek ritimler, daha güçlü sound’lar yarattığımızı fark ediyorum. Flamenco da diğer müzik türleri gibi zaman içinde çok değişti. Günümüzün en popüler örneklerinden biri şarkıcı Rosalía mesela; geleneğine saygı duyarak flamenco’yu çok daha global bir noktaya taşımayı başardı.

Kişisel olarak hepimiz işimiz için halen çok ama çok heyecanlıyız. Sahneye her çıkışımızda ilk seferde yaşadığımız o muhteşem illüzyonu yaşıyoruz. Sevdiğin işi yapmak hayatın insana en büyük armağanı; bu sebeple yaptığımız işe olan tutkumuz asla sönmeyecek.  

Gipsy Kings by André Reyes projesi nasıl doğdu? Ekipten ayrılmanızın ardından Gipsy Kings ile yollarınız tekrar nasıl kesişti?

Kardeşim Nicolas ve ben bu grubu 1976’da dönemin en ünlü flamenco şarkıcılarından biri olan babamız José Reyes’in ilhamıyla kurduk. Beraber verdiğimiz konserlerin sayısını gerçekten unuttum, ama binden fazla olduğuna eminim.

İnsanlar da bunu görebiliyor elbette. Bizim için aramızda küçük bir suç ortaklığı olması çok eğlenceli ve güzel bir his. Biz kocaman bir aileyiz ve sahnede bakışlarımızla bile anlaşabiliyoruz. Bunun günün sonunda kocaman bir şova dönüşüyor olması çok güzel bir şey.

İstanbul’a tekrar gelecek olmak size neler hissettiriyor? İstanbullu seyirciyle ilgili paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

İstanbul’da konser vereceğimiz için çok mutluyuz. Türkiye her zaman geri dönmek istediğimiz bir ülke. Dünyanın en güzel ve özgün yerlerinden biri olmasının yanı sıra insanları gerçekten muhteşem; İstanbullularla benzediğimizi düşünüyorum. Seyirciyle ilgili dikkatimi çeken en önemli şey kesinlikle konserlerimizde ne kadar çok eğlendikleri! Herkes şarkılarımızı biliyor, dilimizi bilmemelerine rağmen muhteşem şekilde söyleyip dans edebiliyorlar. Geri dönmek için sabırsızız.

Röportaj: Nazlı İlke Kaya