Zamansız ve Limitsiz Bir Müzik: Fakear
Paylaş

Elektroniğin yeni dâhilerinden Fransız prodüktör Théo Le Vigoureux – bilinen sahne ismiyle Fakear – ile yeni albümü “All Glows”, ilham perileri ve Fransız elektronik sahnesi üzerine konuştuk.

1)    Elektronik müzik bahsi açılır açılmaz genellikle her zaman bu müzik türünü “dans müziği” olarak değerlendiriyoruz. Sizin şarkılarınızda ise ambiant parçalara özgü bir dinginlik var, dinleyene dış dünyadan ayrılmak için zaman tanıyan melodiler bunlar. Sizin elektronik müziğe bakış açınız nedir?

Yaratmak için alana ihtiyaç duyanlardanım, her türlü baskıdan uzak kalmam gerekiyor bu süreçte. Uzun bir süre değil, belki üç ya da dört saat. Böyle olunca da müziğim de dış dünyanın her türlü baskısından kaçmayı öğütleyen müzik haline bürünüyor. Ama ilginç bir şekilde dans etmek de bunun bir parçası. Bir konsere gittiğinizde mesela, o zaman diliminde günlük problemlerinizi duraklatıp anda kalmaya gayret gösteriyorsunuz.  

 

2)    Fransız indie pop ve electronica günümüzün müzik trendlerinden. Sizce Fransız electronica zaman içinde nasıl gelişti? Siz kendinizi Fransız müzik sahnesinde nasıl konumlandırıyorsunuz?

Bana kalırsa ben Fransız sahnesinin bir parçası değilim. Hepimiz dünya elektronik müzik sahnesinin bir parçasıyız, çünkü ilhamımızı Bonobo’dan veya Diplo’dan alıyoruz, Daft Punk veya Justice’den etkileniyoruz. Fransız müzisyenler ve yapımcılar da bunun bir parçası ve bu durum beni mutlu ediyor çünkü uzun bir süre Fransa bu kültürün dışında kaldı. Fransız kültüründe kuşaklar boyu süregelen bir Fransızca müzik geleneği var ve bu gelenek sebebiyle sınırları aşamıyoruz.

 

3)    Önceki röportajlarınızdan birinde müzikte en büyük ilham kaynağınızın aşk olduğunu belirtmişsiniz. Özel hayatınız müzikal prodüksiyonunuzu nasıl etkiliyor? Diğer ilham kaynaklarınız neler?

Bu doğru! Özel hayatım kesinlikle müziğim üzerinde en büyük etkiye sahip olan şey. Fakat yıllar geçtikçe şunu fark ettim ki ne zaman kendimi mutlu hissetsem, müziğim karanlıklaşıyor. Sanırım bir nevi denge bulmaya çalışıyorum, müzik ve günlük hayat arasında. Özel hayatımda başımdan geçen en küçük olay bile zihnimde binlerce şarkı için kıvılcım oluyor. Fark ettiğim bir özelliğim değildi, ben de yeni farkına varıyorum aslında. Bunun haricinde filmlerden, oynadığım video oyunlarından ve mizah dergilerinden etkilendiğimi söyleyebilirim. Seyahat etmek de bana çok ilham veriyor, ama farklı anlamlarda olabiliyor bu ilham. Seyahat etmek insana bence kuralları yıkmayı ve yeni bir şeyler keşfetmeye kendini zorlamayı öğretiyor.

4)    Son albümünüz “All Glows” bugüne kadar piyasaya sürdüğünüz en olgun iş. Ibrahim Maalouf, Polo & Pan ve Ebenezer gibi Fransız müzik sahnesinin favori isimleriyle yaptığınız iş birlikleri de dikkatleri üzerine çekiyor. Bu albüm süreci nasıl başladı?

Teşekkürler! “All Glows” için kolları sıvamadan önce bir süre ortalarda yoktum, çokça seyahat ettim ve yeni materyaller, yeni üretim şekilleri peşinde koştum. Sanırım benim için “deneysel” bir albüm oldu, kendimi konfor alanımdan dışarı itmeye gayret ettim, pop şarkılar yapmayı denedim, öbür yandan da underground tribal house ürettim. Benim için gerçekten başından sonuna bir deneyimdi, kendi kurallarımı yıktım ve insanların tepkisi çok iyiydi. Dışardan bakabiliyorum şu anda, bence sürprizlerle dolu ilginç bir albüm!

 

5)    Bir sanatçıyla iş birliği yapacak olsaydınız – ölü veya hayatta – bu kim olurdu ve neden? Sizce sonuç ne olurdu?

Bilemiyorum gerçekten. Genellikle çok büyük bir hayran değilimdir. Bir idealim yok ama sanırım Ravi Shankar’ı söyleyebilirim. Bence çok değişik ve güçlü bir kültürü taşıyan ve çok havalı bir enstrümanın ustası haline gelmiş biri Shankar. Onunla müzik yapmak çok keyifli olurdu, benim için adeta bir Jedi ustası!

Röportaj: Nazlı Kaya