Ulf Theodor Schwadorf ile Dünden Bugüne Empyrium
Paylaş

1)      Müzik sahnesinde ilk boy gösterdiği zamanlarda Empyrium, bir çok insan için geleneksel bir metal grubuydu. Ama bugün gelinen noktada Empyrium’u spesifik bir janr içinde tanımlamak güç. Bizce Empyrium her yönüyle çok sesli bir proje. Siz Empyrium’u nasıl konumlandırıyorsunuz? Bir atmosferik doom metal grubu olarak Empyrium nasıl bir yolculuk geçirdi?

Empyrium kesinlikle hiç bir döneminde spesifik bir janr ile kendisini tanımlayan bir grup olmadı. Bizim için aslolan şey, müzik içerisinde hissettiğimiz ruh ve enerji. Bu bir çok farklı şekilde ve düzende öne çıkarılabilir. İlk üç albümümüz – Demotape 94, A wintersunset…, Songs of Moors ve Misty Fields – daha çok doom metal, black metal ve folk etkisinde bir gotik metal sunarken daha sonra müziğimizde daha karanlık bir folklör akustik müzik çerçevesinde arayışlara girdik. Son albümümüz The Turn of The Tides, Dead Can Dance veya Brendan Perry’nin solo albümleri gibi işlerden yoğun şekilde etkilenmenin bir ürünü oldu. Şu anda üzerinde çalıştığımız ve 2019 yılında çıkarmayı planladığımız şarkılar bugüne kadar yapmış olduğumuz her şeyin bir karışımı gibi olacak. Yani aslında folk ve metale göz kırpan işler olacak. Ama her şeyi bir arada tutan ise romantik bir içgörü, melankoli ve doğanın – manzaraların ve evrenin – bizler üzerinde yarattığı yadsınamaz etki.

2)      Bir grup olarak neredeyse 25 yıldır berabersiniz. Bu kadar yerleşmiş bir müzik geleneğiniz varken, stilinizi ve sound’unuzu her zaman geliştirmek için birbirinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Empyrium aslında hiç bir zaman bir “müzik grubu” olmadı. Her zaman daha çok proje karakteri ile öne çıktı. İlk zamanlar canlı performanslar yapmak aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Bu 2011 yılında Empyrium’u tekrar başlatmaya karar verdiğimiz zamanda yaşanan bir gelişmeydi. Bu dönemde aslında Empyrium geleneksel bir müzik grubu kimliğine büründü. En başta ben ve Andreas Bach olarak devam ediyorduk. 1998 yılında üç albümümüzün sonunda Andreas ayrıldı. Daha sonrasında Thomas Helm ile önce arkadaş sonra Empyrium’da partner olduk. Bugünlerde stüdyoda kayıt yaparken ve şarkı yazarken hep ikimiziz.

Şarkı yazarken her zaman içgüdülerimizle ve duygularımızla hareket ettiğimizi söyleyebilirim. Sürece girmeden önce yaptığımız iddialı bir planımız asla olmuyor, akışına bırakmak hoşumuza gidiyor. Bunun tek istisnası belki “Weiland” olabilir çünkü onu yaratmadan önce bir kuramsal çerçeve çalışmıştık. Bir Empyrium albümü haline gelmesi ve olağan albümlerimizle bir bütünlük içerisinde ilerlemesi için Weiland’e başlamadan önce ne yapmak istediğimize dair çok derin düşüncelerimiz vardı. Neyin dışarda kalması gerektiği veya neyin dahil olması gerektiği üzerine kafa patlattığımız bir iş olmuştu.

3)      Eski röportajlarınızda, metal müziğin doğasına aykırı olarak Empyrium’un çok daha içe dönük bir kimliği olduğunu söylemiştiniz. Empyrium’u diğer metal gruplarından ayıran şey nedir sizce?

Empyrium’un müziği her zaman içeri dönmek ve kendimizi dinlemekle ilgili oldu. Doğayla veya folklorik hikayelerle ilgili şarkılar söylediğimizde bile aslında bunların hepsini duygularımızı veya ruh halimizi açıklamak için birer metafor olarak kullanmış olduğumuzu görüyoruz. Bu noktadan baktığımız zaman kendimizi Caspar David Friedrich veya usta Theodor Kittelsen gibi romantik ressamların geleneğine yakın hissediyorum diyebilirim.

Daha önce de söylediğim gibi Empyrium’u bir metal grubu olarak görmüyorum. Beni yanlış anlamayın tabii, ben her zaman bir metalci olarak kalacağım. Metal müzik bana her şeyi öğreten müzik olarak her zaman seveceğim ve değer vereceğim bir müzik türüdür ancak Empyrium’da yaptığımız ve yapmaya çalıştığımız şey bir janr bandında yaşamanın ötesinde daha atmosferik ve şarkının ruhuna odaklı bir üretim modeli. Bu müziğin bu kadar kırılgan özel ve ağırbaşlı olması elbette ki bizlerin yaptığı canlı performansların da bu şekilde şekillenmesini sağlıyor. Dürüst, ağırbaşlı ve içten bir melankolik müzik.

4)      Bir Empyrium şarkısının sahne arkasında neler yaşanıyor? Bu sofistike parçaların başlangıç noktasından bitişe kadar süreçte ne gibi etkenler rol alıyor?

Şarkının başlangıç noktasındaki fikir ya benden ya da Thomas’dan çıkıyor öncelikle. Bazen bu “fikir” çok geniş bir anlam ifade edebiliyor mesela sıklıkla sadece bir melodi veya nakarat olabiliyor. Bazen de yazılmış bir şarkının ikimiz tarafından ince ayarlanması yapılması gerekiyor. Genellikle üç gün boyunca benim stüdyomda – Klangschmiede Studio E – buluşup birlikte kayıt yaparken şarkının üzerinde çalışıyoruz. Bu yöntem bizi her zaman taze ve duygusal bir noktaya taşıyor. Yani tam anlamıyla şarkıyı, enerjisinin zirvesindeyken kaydediyoruz böylelikle de kendilerine ait bir dilleri oluyor.

5)      Uzun süredir müzik endüstrisinin içerisinde yer alan bir sanatçı olarak, sizce müzik endüstrisinde üretim yapan herkesin aklında tutması gereken yegane şey nedir?

Her zaman kendine karşı dürüst olmak.

6)      İstanbul’da ve PSM’de ikinci konserinizi vermeye hazırlanıyorsunuz. Geçen ziyaretinizden PSM ve İstanbul’la ilgili aklınızda kalan neler oldu?

Anlatacak çok şey var! Verdiğimiz o konserleri her zaman şu ana kadarki en iyiler olarak hatırlıyoruz. Konserlerin atmosferi, İstanbul, Türklerin inanılmaz konukseverliği ve edindiğimiz Türkiyeli ve İranlı bir çok dost hiç unutamayacaklarımız arasında. Umarım bu sefer de bu konserlerin mükemmel atmosferini yakalayabilir ve hep birlikte melankolideki güzelliği kutlayabiliriz.

Empyrium, Zorlu PSM, 2016

 

Oğuzhan Durukan
Empyrium'u tekrar canlı dinlemenin heyecanını yaşıyorum. Çok güzel geçeceğine inanıyorum. Büyülü gece de görüşmek üzere..