Sessiz Bir Devrimin Mimarı: Nils Frahm
Paylaş

Anlık bir bildirim, YouTube’da milyonlarca tıklanan bir müzik videosu, müzik listelerinin bir numarası, en havalı festivallerin gözdesi, sosyal medyada en çok paylaşılan şarkı… Hızlı ve kolay tüketime müsait her şey. Bütün bunlara açtığı savaş ile Berlin’den dünyaya sessiz bir devrimin mimarı olan besteci ve multi-enstrümantalist Nils Frahm, görünenin ardındakini büyük bir ustalıkla sergiliyor.

Bugün müzik hakkında hiçbir şey bilmiyoruz – ve bizden öncekiler her şeyi biliyorlardı.” sözleriyle müzik estetiğinin, gerçek sound’un, gerçek melodinin ve gerçek besteciliğin sırlarını yeniden keşfeden Hamburg doğumlu Nils Frahm, 2005 tarihli ilk üretimi Streichelfisch’den bu yana attığı her adımda çıtayı bir basamak daha yükseltti. Berlin’deki Grunewald Kilisesi’nde kaydettiği ilk stüdyo kaydı The Bells’i, aslen Berlin’deki ev-stüdyosunda gece çalışmak ve komşularını rahatsız etmemek amacıyla piyanosunun çekiçlerine kapladığı keçe ile yarattığı ve heyecan verici sound’u keşfetmesiyle çıkardığı ikinci albümü 2011 tarihli Felt izledi. 2012 tarihli Screws ise Frahm’ın ani bir şekilde sol baş parmağını kırmasıyla iptal etmek zorunda kaldığı onlarca şovun, değerli iş birliklerinin ve geri çevirmek zorunda kaldığı fırsatların ardından kendi kendine kaldığı on sekiz günde, doktorun piyanoya dokunmamasını öğütlemesine rağmen her iki gecede bir şarkı kaydetmesiyle oluştu. Dünyanın en uzun piyanosu Klavins M370 üzerinde kaydettiği albümü solo ile kayıtlarına devam eden Frahm, 2015 yılında piyanoyu ve piyanonun etrafında bir araya getirdiği herkesi kutlamak amacıyla her yılın seksen sekizinci gününü Piano Day olarak ilan etti. Hania Rani, Peter Broderick ve A Winged Victory for Sullen, Piano Day’in 2019 edisyonu kapsamında sahne alan birkaç isim…

 

Mekanların büyüsüne ve ilhamına derinden inanan Frahm, nesnel dünyanın sunduğu her fırsatı büyük bir bilgelikle değerlendiriyor. Son durağı ise, 2018 tarihli başyapıtı All Melody’i kaydettiği Berlin’deki eski GDR radyo binası Funkhaus. Doğu Almanya rejiminin kalelerinden Funkhaus, Berlin’deki en büyük ve ihtişamlı, bir o kadar da eski ve mütevazı yegâne binalardan biri. Uzun koridorları, iyi korunmuş sandalyeleri ve restorasyonundan sonra içinde dünyanın en kaliteli enstrümanlarını barındıran müzikal cevheriyle Frahm’ın müziğini farklı bir mertebeye evrilten bir ilham perisi.

 

Yenilemeyeceğim bir şey yapmam gerekiyordu. Eğer tamamını mükemmeliyet üzerine kurduğum bir stüdyom olursa, kimse benim karşıma çıkamaz diye düşündüm. Müziğimin geleceği buna bağlıydı. Mükemmeliyetle kimse yarışamaz.” sözleriyle anlattığı Funkhaus ve yeni albümü All Melody, Frahm’ın bugüne kadar müziğine tanıttığı en sofistike enstrümanları içeriyor. Kilise tipi borulu organ, bir koro, yaylı sazlar ve Frahm’ın alametifarikası synthesizerları ile bir saat on dört dakikalık bir müzikal deneyim olan bu albüm, Frahm’ın genel geçerlikten ve headliner müzik kültüründen, gerçek melodinin katmanlarında çıktığı derin yolculuğu anlatıyor. Albümü kaydederken en çok kullandığı enstrümanın ise, stüdyosunun tam ortasında tüm heybetiyle duran Yamaha CFX 9’ model piyanosuna eşlik eden, Danimarka’dan 50 Euro’ya satın aldığı küçük piyanosu olduğunu söylüyor.

 

 

Doğaçlama yapmaya başladığımda ve ne çalmak istediğimi kestiremediğimde çaldığım melodilerin içinde kaybolmayı seviyorum. Müziğin başımı döndürmesini seviyorum. Ben de müziğimle insanları bir yerden alıp bir yerlere – onların da bilmediği uzak rotalara – taşımayı seviyorum.” 2015 tarihli Sebastian Schipper yönetmenliğindeki film Victoria için bestelediği doğaçlama film müzikleriyle Lola – Deutscher Filmpreis – ödülü sahibi olan Frahm için doğaçlama başlı başına bir üretim kaynağı. Londra merkezli plak şirketi Erased Tapes bünyesinde beraber çalıştıkları İzlandalı besteci Ólafur Arnalds’la ortaya koydukları işleri Trance Frendz de Frahm doğaçlamasının nadide örneklerinden.

 

Geçtiğimiz Şubat ayında sosyal mecralardaki varlığını sonlandıran Frahm, müziğinin sosyal medya varlığı olmadan insanlara ulaşmasını daha demokratik buluyor. Ürettiği müziğin, derinliğin ve kültürün, hızlı tüketim çağının bir medya aracı olmasının onu müziğin özünden uzaklaştırdığına inanıyor. “Müzik benim için özgürlük. Köklerimden özgürlük. Evde olmak ve eve dönme ihtiyacından özgürlük. Güvende hissettiğim o noktadan özgürlük.” sözleriyle müzikle ilişkisini derinleştiren Nils Frahm için ufukta daha büyük idealler var. Late Night Tales serisi için verdiği ropörtajında Nina Simone’u ilhamı olarak gösteren Frahm, “Nina Simone, Nina Simone müziği icra ediyor. Ben de bu yüzden kendimi spesifik bir janr içinde değerlendirmekten çekiniyorum – bu yüzden neo-klasik müzik yapıyorum veya caz müzik yapıyorum gibi önermelerden kaçınıyorum. Nils Frahm müziği yapıyorum ben. Nils Frahm müziği yapmak istiyorum.” ifadeleriyle ileride önünde eğileceğimiz, şimdiden dünyanın en büyük salonlarını hıncahınç dolduran yepyeni bir türün görkemli manifestosunu yapıyor.

Melodi ustası, hayallerin mimarı Nils Frahm, 19 Eylül'de Turkcell Sahnesi'nde!

 

Yazı: Nazlı İlke Kaya

Oğuz Alp
Harika, sabırla bekliyoruz.