"Şarkılarla zorlukların üstesinden geldim"
Paylaş

İzlanda’nın son dönemde yetiştirdiği önemli müzisyenlerden biri olan Ólafur Arnalds, huzursuzluklarından huzurlu melodiler yaratıyor. Bu ironi piyanosunda ortaya çıkardığı bestelerin de en büyük besleyicisi. Son albümü ‘re:member’ onun ‘master class’ yapıtlarından. Çünkü Stratus adını verdiği ve müzisyen bir arkadaşı ile geliştirdiği çok özel bir piyano ile şarkıları üretiyor. ‘Her müziğin caz festivali’ mottosuyla bu yıl üçüncü kez düzenlenen PSM Caz Festivali kapsamında 15 Mayıs akşamı sahne alacak Arnalds ile müzik ile bağını konuştuk.

Son albümünüz ‘re:member’ melodileriyle dinleyicisine adeta huzur veriyor. Albümün arkasındaki hikaye tam olarak neydi?
re.member’daki şarkılar üzerinde çalışmaya başladığımda kariyerimdeki en kötü tıkanmalardan birini yaşıyordum. Piyano gibi çok aşina olduğumuz bir şeye yenilik ve heyecan katmanın bir yolunu bulmalıydım. Bu süreçte Stratus adında yeni bir enstrüman yarattım. Programcı arkadaşım Halldór Eldjárn ile birlikte iki sene boyunca bu enstrümanı geliştirdik. Stratus, iki adet otomatik çalan piyanoyu kontrol ediyor. Bu piyanolar, çaldığım üçüncü piyanoya tepki veriyor. Stratus ile oynamaya başlayınca albümün bu üretim sürecinden izler taşıması ve yaratırken duyduğum mutluluk ve merakı yansıtması gerektiğine karar verdim. Yaşadığım tıkanıklık bir bakıma albüm için bir kıvılcım oldu. Şarkılar, yaşadığım zorlukla savaşmak üzere bir yol aramam sonucunda ortaya çıktı.

Bu albüm aynı zamanda duyguların kimyasına da odaklanıyor. Sizin için önemli olan nedir, yeni müzik teknikleri mi yoksa sadece hisler mi?
En önemli şey duygular. Özellikle de beni de bağdaştırabileceğiniz minimal müzik türünde. İnsanları etkilemek için virtüözlük yeteneklerinize güvenemezsiniz; sade ve basit bir melodiyi alıp ona olabildiğince çok duygu aşılamalısınız. En zorlusu bir notayı alıp onu müziğe dönüştürmek.

İzlanda müzik sahnesinin son dönemde dünyada yadsınamaz bir etkisi var. Sizce bu çeşitlilik nasıl ortaya çıktı?
İzlanda’yı müzikal anlamda özel yapan şeyin camia olduğunu düşünüyorum. Reykjavik’te müzik yapıyorsanız müzik sahnesindeki neredeyse herkesi tanırsınız. Kurulan dostluklar, gönüllü yardımlaşma ve iş birlikleri sayesinde İzlanda’dan bu kadar harika müzikler çıkıyor.

İlk konserinizi hatırlıyor musunuz, o günden bugüne nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz?
Çok da fazla değiştiğimi sanmıyorum. Üzerinden çok yıllar geçti. Kendi ismimle müzik yapmaya başladığımdan beri turne yapıyorum. Ondan önce de booking ve ulaşım dahil her şeyiyle kendimizin uğraştığı bazı punk gruplarında çaldım. “Kendi başına yap” değerlerine sahip olmam da solo kariyerimin yolunu açtı. Tabii ki yıllar içinde her şey çok değişti fakat hala her şeyle tek tek ilgilenme konusunda üzerimde büyük bir sorumluluk hissediyorum. Bu turne şu ana kadarki en büyük prodüksiyonum ve gerçekten çok gurur duyuyorum.

İstanbul’da çok özel bir dinleyici kitleniz var ve ne zaman buraya uğrasanız ciddi bir kalabalığa karşı sahne alıyorsunuz. Bu tarz detaylar bir müzisyeni nasıl hissettiriyor?
İstanbul dünyada en sevdiğim şehirlerden biri, tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum. Müziğim sayesinde dünyanın birçok noktasını ziyaret edebilmek gerçekten çok büyük bir ayrıcalık. Bu sebeple biz de gittiğimiz her yerde harika bir şov çıkarmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.

Yazı: Eda Solmaz
edasolmaz@gmail.com