Sahne Tozu Yutanlar: Levent Dokuzer
Paylaş

Zorlu PSM Pazarlama Müdürü Levent Dokuzer ile PSM’de yaşam üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Yaklaşık 4 yıldır PSM’de çalışıyorsun. Son durak PSM ama buraya kadar ki yolculuğun kısaca nasıldı? Biraz seni tanıyalım.

Yolculuk biraz plansızdı aslında, Bilgi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi okudum. O zamanlar mihmandarlık – tercümanlık ve sanatçı rehberliği yapıyordum. Bir buçuk yıl Portekiz’de “okudum”, bir sene yolcu gemilerinde akupunktur kliniğinde ve satış – pazarlama departmanında çalışıp dünyayı gezdim, Karaköy’den bindim, Alaska’da indim. Döndükten sonra da Babylon’da pazarlama departmanında işe başladım, sonra Pozitif, oradan da askerlik. Arada, ufak birkaç editörlük ve dergi deneyimi. Askerden döndükten sonra kısa bir süre uluslararası bir spor – fitness firmasında pazarlama müdürü olarak görev aldım. Rota hep pazarlamadan yana olunca bir pazarlama MBA’i yaptım, sonra bir gün The Phantom of the Opera’yı izlemek için PSM’ye geldim ve kendimi burada buldum. Son 4 yıldır da neredeyse her gün buradayım. CV değişik oldu ama her şey istediğim gibi, ben planlamadan ve güzel gelişti.

 

PSM’de her iş neredeyse 7/24. Sen bu tempoya nasıl ayak uyduruyorsun? Zorlu PSM’de sabahtan akşama kadar bir gün nasıl geçer? Her sezon yüzlerce sanatçıyı ağırlayan Zorlu PSM’de Pazarlama Müdürü̈ olarak görevlerin nelerdir?

Açıkçası sabahtan akşama kadar gün nasıl geçiyor çoğu zaman ben de anlamıyorum. PSM’nin gerçekten çok dinamik bir yapısı var. Her birim birbiriyle çok ilintili bir şekilde çalışıyor ve gerçekten çok çeşitli bir etkinlik programı var. Bu dinamizm ve çeşitlilik işin ve yapının kendisini monotonluktan kurtarıyor ve cezbedici kılıyor. Sürekli öğrenmeye, gelişmeye ve keşfetmeye açık olması, bu tarz bir iş yapısını sevenler içinde ayak uydurmak açısından iyi bir motivasyon bence. Görevlere gelince, gerçekten yazmaya kalkarsam uzun ve okuması zor olabilir. Ama departman olarak PSM’nin dış dünyada görüldüğü̈ tüm alanlardan sorumluyuz diyebilirim. Büyük bir yüzdesi etkinlik pazarlaması ve ekip işi.

 

Sence bir etkinlik mekanının olmazsa olmazı nedir? Mekanların büyüsüne inanır mısın?

Alanların değişebilir, multi-fonksiyonel olması çok önemli. PSM bu açıdan bence Türkiye’de tek. Her alanı çok farklı amaçlar için kullanılabiliyor, değişiyor, gelişiyor. Bu mekânı büyüleyici de kılıyor. Evet mekanların büyüsüne inanırım. Beni büyüleyen mekanlar daha çok trash, underground, az keşfedilmiş ve sürprizlerle dolu mekanlardır aslında. Bu kadar büyük yapılar arasında etkilendiğim (gördüklerim arasında) iki mekân var. Biri PSM diğeri Casa da Musica. PSM bence bu dev ve hafif steril ve reflektif yapısının içinde bir kültür sanat merkezinden çok daha fazlasını barındıran bir ruh taşıyor. Her geçen gün de yenilenerek büyüyerek, sürprizler yaparak, kendi fiziksel yapısını dahi zorlayarak, sürekli içinde bulunan bizleri bile şaşırtmaya ve büyülemeye devam ediyor.

 

PSM’de çalışmanın en büyük zorluğu ve en büyük ödülü nedir?

Dışarıdan görünen, buz dağının görünen kısmı. PSM gibi büyük bir yapı gerçekten 7/24 yaşıyor. Zaman zaman 7/24 yaşayan bir yapının parçası olmanın zorlukları var pek tabii. Bu yapı gerçekten sekt.rü ve bu dinamikleri seven, belki alaylı ama öyle ya da böyle işiyle yeteri kadar duygusal bir bağ kurabilenleri barındırıyor. Kalanlar büyük ölçüde, doğal sirkülasyonla eleniyor. En büyük ödül kısmı biraz zor belki, ama şahsım adına sevdiğim kısmı işte sosyalleşebilmek. Her ne kadar insanların eğlenmek ve iyi vakit geçirmek için yaptıkları “dışarı çıkma” aktivitesi bir noktada senin işin olduğu için mesleki bir deformasyon yaratsa da ben işimde sosyalleşmekten keyif alan biriyim. Büyük bir yüzdesi kendine yakın tarzda olan insanlarla iş ortamında, gününün büyük bir bölümünü̈ geçirdiğin alanda beraber olmak birçok kişinin hayatta yakalayamadığı bir avantaj. E bir de çok sevdiğin bir müzik grubunun ya da oyunun ya da dünyaca meşhur bir gösterinin konfirmasyon maili geldiğinde duyduğun heyecan, o ekiplerle ve insanlarla çalışma, tanışma fırsatı güzel bir ödül.

 

Peki iş dışında hayat nasıl?

Çok iyi planlamak gerekiyor. Bu iş biraz iş dışındaki hayata da yayılıyor, dolayısıyla önce kafa yapısı olarak bu durumu kabullenmek önemli. Demin bahsettiğim işe olan duygusal bağ ve işe profesyonel bakma olayını iyi dengelemek lazım. Ben sanırım 34 yaşımda, yeni yeni bu dengeyi kurabiliyorum. Bu dengeyi kurunca zaman planlaması yapabilmek daha kolay oluyor. Hayatımda ilk defa düzenli spor yapmaya başladım, hem de sabahları 07:30’da. Seneler sonra Portekizce öğrenmeye başladım, hobi olarak. Hobi olarak bakınca yabancı dil öğrenmek gerçekten çok keyifli ve kafa boşaltıcı. En büyük hobim yazı yazmak. Senelerdir, çok sık frekansta olmasa da kendi başıma gelen olayları dramatize ederek yazdığım bir blogum var, birkaç tane de ufak senaryo denemem. Yazı yazmanın hayatımda bir dönemde hobi olmaktan çıkacağına çok inanıyorum. Hafta içlerimi “kurumsal” kimliğim ve hobilerimle çok düzenli bir şekilde doldururken, hafta sonlarımı hala biraz heyecanlı bir genç gibi partileyerek veya tüm gün uyuyup TV karşısında dizi izleyerek farklı ve tutarsız modlarda geçirebiliyorum.

 

kısa kısa...

 

Cheers’da içmeyi en çok sevdiğin kokteyl?

Tüm kokteylleri çok güzel olmakla beraber kesinlikle Chilli Margarita (ve yanında Atom Karides)

 

PSM’de izleme fırsatı bulduğun son etkinlik?

Solomun ve Gerçek “La Verite” gerçi her şeyi izlemeye çalışıyorum ama vakit yetmiyor.

 

Sabırsızlıkla beklediğin etkinlikler hangileri?

Henüz açıklamadığımız ve söyleyemeyeceğim birkaç hatta bir sürü̈ etkinlik. Ama bu sene üçüncüsü düzenlenecek olan PSM Caz Festivali için çok heyecanlıyım. Hem program içeriği hem de pazarlama tarafı için. Çok uzun bir de wish list’im var ama tek bir tane “keşke” hakkım olsa Fever Ray derdim.