Sahne Tozu Yutanlar: Ayşegül Kumova
Paylaş

Zorlu PSM’de kurumsal iletişim adeta bir maraton. Her sezon yüzlerce sanatçıyı ağırlayan PSM’de kurumsal iletişimin görevleri nelerdir? Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak senin görevlerin neler?

Aslında her mesleğin, her alanın kendine göre yoğunlukları var. Kültür sanat ve eğlence sektörü ise pek çok sektöre göre çok daha dinamik, değişken, zamansız ve yoğun bir alan. Bu nedenle, yaptığımız işin kendisi de bir “maraton”a dönüşüyor, evet. PSM’de, basın ve influencer ilişkileri ve onların yönetiminden tutun, etkinlik özelinde yapılan tüm basın bülteni gönderimleri, davetleri ve röportajlarının organize edilmesine kadar pek çok iş kalemi kurumsal iletişim biriminin günlük akışını oluşturuyor. Çok genç ve tatlı bir ekip ile çalışıyoruz. Bir yandan bu işlerde uzman bir PR ajansı bize danışmanlık hizmeti veriyor. Pek çok işte olduğu gibi, kurumsal iletişim tam bir ekip işi. Ben bunu biraz yemek pişirmeye benzetiyorum. Herkes, bu yemeği yaparken birlikte çalışıyor; kimi pişirmek için gerekli malzemeleri kesip, doğruyor; kimi bunlara gerekli baharatı ekliyor; kimi de pişirip sunuyor.

Tüm bu günlük işlerin yanı sıra, biliyorsunuz, PSM 5 yaşını doldurmuş ve genç yaşına çok fazla büyük ve etkileyici iş sığdırmış bir performans sanatları merkezi; bir marka. Bu markanın kendini nasıl ifade edeceği; misafirleriyle, diğer paydaşlarıyla nasıl bir dille iletişim kuracağı da bizim görevlerimizin başında geliyor. Misafir ilişkilerimizi çok önemsiyoruz. Anlık bazda, sanatseverlerden çeşitli kanallarla gelen soru, öneri ve varsa şikayetleri değerlendiriyor; onlarla diyalog kuruyoruz. Söylemeliyim; işin bu kısmı bizi çok geliştiriyor ve PSM’nin tüm katmanlarında gelişimi tetikliyor. Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak benim asli görevlerim, biraz daha bu kurumsal duruş ve etrafında gerçekleşiyor.

Sosyal sorumluluk da, kurum misyonlarımızın önemli bir parçası. Bu yönde, çeşitli STK’lar ile işbirliği yapmak ve onların burada kendilerini, sanatsever kitleye duyurmasını sağlamak ve imkan varsa maddi destek sağlamak da her zaman bizim gündemimizde yer alıyor. Örneğin, son dönemde, Tohum Otizm Vakfı ile işbirliklerine başladık. 4 yıldır, Türkiye Meme Vakfı (MEVA) ile “Pembe Koltuk” projesini yönetiyoruz. Şimdi ise yardım amaçlı kurulmuş platformlar GIVIN App ve Askıda Ne Var? Gibi değerli oluşumlarla çalışıyoruz.

Bundan bahsetmişken, gençler için oluşturmak için ilk adımlarını attığımız “genç danışma kurulu” projemizden bahsetmeden olmaz. Üniversite öğrencilerinden oluşan çok dinamik bir danışma kurulu kuruyoruz. Kasım itibariyle toplantılarımızı gerçekleştirmeye başlayacağız. 3 ayda 1 bir araya gelerek, öğrencilerden çıkan bir projeyi, sene sonunda hayata geçirme hedefimiz var. Bu tür işler çok heyecan verici bizim için...

Uzun yıllardır PSM’de kurumsal iletişim departmanında çalışmaktasınız. Sizce bir etkinlik mekanının olmazsa olmazı nedir? Mekanların büyüsüne inanır mısınız?

PSM’nin doğumuna tanık olmuş çalışanlarından biri olarak, çok fazla şey geliyor aklıma. Ancak, ilk aklıma gelen kesinlikle “çalışanlar”. PSM ekibi olarak çok büyük bir meslek aşkıyla çalışıyoruz. Sırasında, ailelerimizden, arkadaşlarımızdan günlerce uzak kalıyoruz; evlerimize gidemiyoruz. Ancak bir işi ortaya koymanın, sanatseverle buluşturmanın keyfi gerçekten çok başka. Bu hisle çalışan, üreten bir ekip, böyle bir performans sanatları merkezinin “olmazsa olmazı” bana kalırsa...

PSM’de her iş neredeyse 7/24. Siz bu tempoya nasıl ayak uyduruyorsunuz? Zorlu PSM’de sabahtan akşama kadar bir gün nasıl geçer?

Sabah geldiğimde, - eğer bir toplantım yoksa - masama oturup bilgisayarımı açıyor ve hemen o saate kadar gelmiş olan mailleri yanıtlamaya başlıyorum. Telefondan gelen mesajlar ve aramaları da unutmayalım tabii. Bunların üstesinden gelmeye çalışırken mail ve mesaj sayısı 2 ve 3 katına çıkıyor. Bizim işimiz aslında “zamanla bir yarış”. Bir etkinliğin saati değişebiliyor; bir misafirimiz bize bir soru sormuş oluyor ve yanıt bekliyor; bir basın bülteni hızlıca servis edilmek üzere onay bekliyor; bir röportaj için koordinasyon yapılması gerekiyor; bir yandan, az önce bahsettiğim “iyi niyet” projelerimiz için zaman ayırmak gerekiyor. Çoğu zaman, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Akşam gerçekleşecek bir etkinlikte, basın ve başka davetlilerimizi ağırlayacaksak, mesai, diğer kurumsal işlerde olduğu gibi normal bir saatte de bitmiyor. Yine daha önce de söylediğim gibi, tüm bunları birlikte yaptığım çok iyi bir ekiple çalışıyorum.

PSM’de yaşadığınız en beklenmedik anınız?

Bu soruyu, hangi (eski çalışan) PSM’liye sorsanız aynı cevabı alabilirsiniz; “Hugh Jackman’ın ses teli rahatsızlığı nedeniyle ikinci gösterisinin yarım saat öncesi, gösteriyi yapamayacağını öğrenmemiz.”

O günü, “dün” gibi hatırlıyorum. Henüz ikinci sezonumuzdu. Ofiste, masamda, sahaya çıkmadan önce son işlerimi toparlıyordum. O dönem muhasebede çalışan arkadaşlarımızdan biri bulunduğum odaya girerek, “İçimde bir sıkıntı var. Hayırdır inşallah” dedi. Ona şunu dediğimi hatırlıyorum. “Ağzını hayra aç. Hemen eve git burada bu enerjiyle durma.” Fuayede bekleyen 2 binin üzerinde izleyici var. Şovun başlamasına 40 dakika gibi bir süre kalmış. Kulisten çağırıldık ve sanatçının doktoru tarafından bize durum açıklandı. Hugh Jackman, kulisinde ağlıyordu. Kalan şovlarını iptal etmesi gerekiyordu. Fuayede bekleyen kalabalığa bir açıklama yapmamız gerekiyordu. Genel Müdür’ümüz Murat Abbas ve sanatçının doktorunu, fuayede oluşturduğumuz bir platforma çıkardık. Oradan tüm konuklarımıza canlı olarak durumu açıkladılar. Basın da vardı. Tüm gece, “kriz yönetimi” için ofisteydik ve gelen sorulara yanıt vererek açıklamalarda bulunduk.Meslek hayatımda yaşadığım en garip akşamdı. Ancak, Hugh Jackman, bir Hollywood yıldızı olmasına rağmen çok mütevazı bir yapıya sahip. Kendisi, iyileşip geri geleceğini ve kalan 2 şovunu yapacağının sözünü vererek ayrıldı. Gitmeden tüm PSM çalışanlarıyla Turkcell Sahnesi’nin üzerinde bir araya gelerek fotoğraf çektirdi. Tek kelime konuşması yasaktı. Sadece hepimize gülümsedi. Sözünü de iki ay sonra tuttu ve muhteşem iki şov daha yaptı.

Bir etkinliğin iletişimini yapmanın en eğlenceli ve en zor tarafları nelerdir?

En eğlenceli yanı, o etkinliğin içinde yer alan unsurları her yönüyle anlamak ve tanımak. Örneğin; bir müzikal ise bu etkinlik, o prodüksiyon ile ilgili o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki; oyuncular, yaratıcılarla tanışıyorsunuz. Her zaman size yeni şeyler katıyor; sizi zenginleştiriyor.

En zor tarafı için cevabım şüphesiz davetiye taleplerinin karşılanması kısmı. Hiçbir iş ortağımızı ve dostumuzu mutsuz etmek istemiyoruz elbette ancak, kontenjanlarımız izin verdiği ölçüde hareket edebildiğimiz için bazen, sevdiğimiz dostlarımızı üzebiliyoruz.

Sabırsızlıkla beklediğiniz etkinlikler hangileri?

Bu yıl MIX Festival’i heyecanla bekliyorum. Müzikaller, kendi ilgi alanım ve hobim olduğundan benim için her zaman heyecan uyandırmıştır. Geride bıraktığımız Ghost Müzikali çok güzel bir deneyimdi benim için. Dürüst olmak gerekirse bu kadar etkilenmeyi beklememişrim.

Bir yandan Fransız Kültür Merkezi ile ortak gerçekleştireceğimiz ve 24 Kasım’da başlayacak XXF: Very Very French güzel olacağa benziyor. Bu yıl, yeni bir müzikal tiyatro prodüksiyonunu daha hayata geçireceğiz. Bunun için çalışmak keyifli olacak. Bir yandan çok fazla tiyatro oyununu ağırlıyoruz. Elimden geldiğince bunları izlemeye çalışıyorum. Söylemeden geçemeyeceğim, programlama ve içerik departmanımızın tüyolarına göre bu yıl yine Mayıs ayında gerçekleşecek PSM Caz Festivali heyecan uyandıracağa benziyor.

kısa kısa

- Cheers’da içmeyi en çok sevdiğiniz içki?

Cheers to Passion

- PSM’de izleme fırsatı bulduğunuz son etkinlik?

Ghost the Musical

- Son zamanlarda dinlemeyi bırakamadığınız üç şarkı veya albüm?

5 olsa? Şu tür sorulara hiç seçim yapamam. 

  • Kafayı taktığım bir müzikal parça var. Söylemek de istiyorum; Waitress the Musical’dan – She Used to be Mine
  • Mitski – Nobody (rahatlatıcı bir yanı var)
  • Sam Smith – Baby, you make me crazy (acoustic version)
  • James Arthur – You Deserve Better
  • While my guitar gently weeps – The Beatles (all time favorite – hep dinlerim)