PSM Caz Festivali Sanatçılarıyla 4 Soru 4 Cevap
Paylaş

Sabah rutininiz nedir?

Madeleine Peyroux: Sadece kahve ve müzik. Sabahın çoğu böyle geçer. Sonradan bir şeyler yemek aklıma gelir, ardından e-postalarımı kontrol edip haberleri izlerim.

Julia Biel: Dürüst olmak gerekirse herhangi bir rutini sürdürmek çok zor. Ama nerede olursam olayım yaptığım şey sesimin hala orada olup olmadığını kontrol etmek! Ciddiyim! Gözlerimi açtığımda hala yerimde uzanırken minik vokal denemeleri yapıyorum. Bu sanırım içgüdüsel olarak kendimi kontrol etme şeklim.

Karsu: Evet, sabah rutinim nedir? Kalkıyorum, kendime güzelce bir kahvaltı hazırlıyorum. Biraz piyano çalıyorum. Ondan sonra da akşam ne yiyeceğimi düşünmeye başlıyorum.

Mark Guiliana: Belli bir rutinim yok çünkü her sabahım birbirinden farklı. Çok fazla seyehat ediyorum, farklı yerlerde uyanıyorum, fakat evdeyken sabah rutinim oğlumu zamanında uyandırmak onu okula hazırlamak ve lezzetli bir kahve yapmak.

 

Katıldığınız ilk konser neydi?

Madeleine Peyroux: Bir konsere gittiğim ilk zaman, ilk konser verdiğim zamandı. Konsere gidecek paraya ya da nasıl gideceğimi bilecek zihniyete sahip değildim. Yani kendim Avrupa’da caz festivallerinde konser verirken diğer sanatçıların da konserlerine gidebileceğimi fark ettiğimde oldu. Tam anlamıyla tecrübe ettiğim ilk konser  1997’de büyük tepenin dışında gerçekleşen Nice Jazz Festivali’ydi. Kendi konserim güneş batmadan, günün daha erken saatlerinde güzel, samimi, eski bir Roma antik tiyatrosundaydı. Daha sonra grubumun geri kalanıyla büyük dış mekan sahnesinde dolaşırken orada Nina Simone'u 10 metrelik bir kuyruklu piyanoda, duyduğumda ve daha sonra gösteride sebebini anlamadığım bir şekilde halka açık bir alanda vurmalı çalgıcıyla doğru çalmadığı gerekçesiyle karşı karşıya geldiğini gördüm. Ondan sonra Nina Simone’u bir daha canlı izlemedim. Ondan sonra bilet alarak gittiğim konser ise New York’taki Blue Note’da dinlediğim Ray Charles’tı. Bu iki sanatçı benim canlı konser deliliğine başlangıcım oldu!

Julia Biel: İlk gittiğim konser hangisiydi hatırlamıyorum ama bir noktada büyük pop konserlerine gitmeye başladım. Oldukça gençtim ama aynı zamanda Wembley Arena'da Whitney Houston ve Bobbi Brown'u, Wembley Stadyumu'nda Michael Jackson, U2 ve PJ Harvey'i gördüm.

Karsu: İlk gittiğim konser bir klasik piyanist konseriydi: Wibi Soerjadi.

Mark Guiliana: Annem beni New Jersey’daki bir antik tiyatroya Peter, Paul and Mary’i görmeye götürmüştü. 

 

Çantanızdan asla ayırmadığınız eşya nedir?

Madeleine Peyroux: Sanırım gürültü kesen kulaklıklarım. Çok güzel bir kulaklığa sahibim ve o olmadan yaşayamam. Büyük bir şehirde yaşamak, ondan mümkün olduğunda kaçmak gerektiği anlamına geliyor. Dünyanın gürültüsünü kapamanın bir yolu bu: onu duymamak!

Julia Biel: Telefon, anahtarlar, cüzdan gibi gerekli eşyaların yanında, kulaklıklarım ve kapatıcım olmadan yaşayamam.

Karsu: Çantamda ne var? Bakalım: cüzdan var, ruj seti var, bisikler anahtarım, spor kartım, ondan sonra ruj, ruj ve ruj!

Mark Guiliana: Bu sorunun cevabı sanırım iyi bir kulaklık. Müzik dinlemek benim günümün önemli bir parçası. Özellikle seyehat ederken iyi müzik seni çok farklı yerlere götürürken sana neşe ve ilham veriyor bu yüzden kulaklıklar olmazsa olmazım.

 

En iyi yaptığınız yemek nedir?

Madeleine Peyroux: Böğürtlenli turta. Tamamen tesadüftü, her ne kadar denesem de bir daha o kadar iyi yapabileceğimden emin değilim. Sevdiğim bir arkadaşım ertesi gün Brooklyn’den Kaliforniya’nın kuzey kıyısındaki en uzak batı kasabasına taşınacaktı. Kasabanın adını unuttum. Ve son dakikada ortak bir arkadaşımızın onun için bir veda partisi düzenlediğini bildirildi. Böğürtlen mevsimiydi ve gidip indirimden biraz aldım. Bu en şans eseri kısımdı: Meyvenin mükemmel olgun oluşu. Ve daha önce hiç meyveli turta yapmamıştım. Ancak çoğu Amerikalı, elmalı turta, limon kremalı turta, cevizli turta, tatlı patates turtası yapıyor- hepsi tatlı turtalar ve burada bir gelenek. Böylece elimde temel malzemeler vardı. Ve yaptığım en iyi turtaydı. Damlamadı, dilimlediğinizde üzeri dağılmadı. Fakat iç kısım yumuşak ve yapışkandı, zengin ve tatlı tart vardı, ama fazla tatlı da değildi. Ve arkadaşlarım o kadar çabuk yediler ki sonunda küçük bir parça almak için koşmak zorunda kaldım. Benim veda hediyemdi ve çok iyiydi. Ancak, bana göre en iyi şey, o anı yakalamanın ne kadar önemli olduğunu, başarı ile başarısızlık arasında fark olabileceğini ve sadece anı yakalamanın aynı zamanda iyi arkadaşlar ve değer verdiğin anılar gibi harika şeyler yaratabileceğini hatırlatmasıydı.

Julia Biel: Her türlü turta favorilerimden biridir. İngilizim sonuçta! Yemeyi sevdiğim kadar yapmayı da seviyorum.

Karsu: Hataylı olduğum için Hatay yemeklerini çok severim ve aşcı da olmak istediğim için künefe yapmayı çok seviyorum çok da güzel yaparım, buyurun gelin!

Mark Guiliana: Bu zor bir soru. Biraz farklı bir şekilde cevaplama şansım varsa sanırım bu beni ilk cevaba götürüyor: kahve ile alakalı büyük bir tutkuya sahibim. Kahve çekirdeklerini kendim öğütüyorum, bu işi biraz ciddiye alıyorum yani yemektense yaptığım kahve ile daha çok gurur duyuyorum.