Oh Sees'in Kalbi : John Dwyer
Paylaş

San Francisco’nun post-milenyum garage/psych tarzının eşsiz isimlerinden Oh Sees ilk İstanbul konserleriyle 28 Ağustos’ta Zorlu PSM Studio’yu titretecek!

Başka herhangi bir grup John Dwyer’in Thee Oh Sees grubuyla yaptıklarını yapmaya çalışsaydı, büyük ihtimalle bir noktada yorulup vazgeçerdi. 43 yaşındaki Kaliforniyalı garage-rock ikonu John Dwyer, Damaged Bug ve Coachwhips gibi projelerde yer alırken, aynı zamanda son 20 yıl içerisinde 20 stüdyo albümü yayınladı ve durmaksızın konserler verdi. 2006 yılında da Castle Face Records kayıt stüdyosunu kurdu.
Uzun, yorucu ve bol uyuşturuculu yılların ardından Dwyer, hala içindeki enerjik ve punk ruhu kaybetmemiş gibi gözüküyor. Bir müzisyen olarak 20 yıl boyunca üreticiliğini asla kaybetmeyen Dwyer’in en yavaşladığı dönemler bile ortalama bir insanın üreticiliğine eşdeğer gibi gözüküyor.

Rhode Island’da doğan, çocukluğunu metal konserleri ve obsesifçe dinlediği Sonic Youth ve Polvo kayıtları ile hatırlayan Dwyer, müziğe olan tutkusunun 15 yaşında kendisine doğumgünü hediyesi olarak alınan bir gitar ile katbekat arttığından bahsediyor. 5 yıl geçmeden, 1997’de Orinoka Crash Suit adı altında şarkılar besteliyor, daha sonra OCS, The Oh Sees, Thee Oh Sees ve Oh Sees’e evrilen isimler altında müzik üretimine devam ediyor. Şu sıralar ise Oh Sees’i kullanmayı tercih ediyor gibi.

Dwyer’ın çocukluğundan itibaren müzik tercihi agresif ve yüksek olandan yana. ”17 yaşındayken bu insanları çalarken gördüğümde fark ettim ki onlar da hala 17 yaşındaki halleriyle çalıyorlardı. Daha sonrasında Iggy Pop’ı izleme şansı yakaladığımda gerçekten aklım uçmuştu, bu adam her şeyiyle oradaydı. Çünkü bu tarzda sakin gidemezsin, eğer punk show yapmak istiyorsan ,bu tamamiyle punk olmalı.” diye açıklıyor Dwyer.

Daha ucuz bir kira ve farklı müzik manzaraları arayışıyla yola çıkan Dwyer, 1998’de San Francisco’da aradığını buluyor ve buraya yerleşiyor. San Francisco onun müzik kariyeri için adeta bir oyun bahçesi halini alıyor. Gelecekteki grup arkadaşları Brigid Dawson ve Petey Dammit ile de burada tanışıyor. 2007 yılında Dammit’in performansını izleyince gruba katılması için teklifte bulunuyor. Dawson ile aralarında ilişki ise Dawson’ın Bay Area’da çalıştığı kahveciye sabah kahvesini almak için uğrayan Dwyer’ın mizah anlayışı sayesinde filizleniyor. “Londra’dan taşındıktan sonra İngiliz mizahını özlememek imkansız, buna sahip olan sayılı insanlardan biri John Dwyer’dır.” sözleriyle açıklıyor Dawson. 

Dawson, Dwyer’ın amfisini jeneretörle nasıl güçlendirdiği ve otobüs duraklarında nasıl müziğini sergilediğine dair hikayeleri duyunca kendisine bir şans vermeye karar veriyor.. Dawson’ın deyişiyle   “Ortaya çıkan müzik gerçekten çok eğleceliydi, sanki müzik tam da olması gerektiği gibiydi: ham, eğlenceli ve vahşi. Adeta yeniden dorukları yaşayan ergenler gibi hissetmiştim“  Dawson ve Dwyer’ın ilişkilerinde ilk farkedilen şey ise aralarındaki sinerji olduğu çok açık. Dawson’a göre “John ile çalışmak demek hayatınızı daha yüksek bir ivmede yaşıyorsunuz demektir,doğu yakasının kültüründen aldığı durağan olmayan çalışma tarzı onu bugünlere getiren özelliği olduğunu söyleyebilirim “

 

10 yılı aşkın bir sürenin ardından Thee Oh Sees’in macerası Dawson’ın gruba dahil olması ile farklı bir hal aldı. Dawson’ı keyboard kullanmaya ikna etmesiyle birlikte grubun odak noktası harmonisi oldu. Gitarda Dammit, davulda Patrick Mullins (Daha sonrasında Mike Shoun) ile birlikte grubun temposunun hızlandığı çok açık. Dalgalanan bir  düzende ilerleyen Thee Oh Sees bir o kadar da garage rock stiline bağlı bir ekip ortaya çıkarmıştı.
Dwyer’a göre sıkça albüm çıkarmak amacından çok, aklında dolanan melodileri derlemek için bir çok eser vermiş oldu. Her kaydında farklı gelişmeler ve dönüşümler olduğundan bahseden Dwyer’ın genellikle psych pop ve  garage rock arasında geçişler yaptığı gözleniyor. 20 yıllık bir süreçte dinleyiciler için 20 stüdyo albümü, 8 EP, 4 derleme albüm, 2 canlı konser albümü ve düzinelerce single ortaya çıkardı. Dwyer’in garage/psych punk türüne olan dinmeyen heyecanın hala devam ettiği ve çalışmaktan bıkmayan bir müzisyen olduğu çok açık. 

Yazı: Berk Çalık