Mesut Arslan'ın Gözünden Gece Sempozyumu
Paylaş

Tiyatro seyircisinin, kelimenin tam anlamıyla soluksuz izleyeceği bir performans olan Zorlu PSM'nin yeni prodüksiyonu GECE SEMPOZYUMU, sezon boyunca Sky Lounge'da sahnelenecek.

Eric De Volder’in oyunundan sahneye uyarlanan, yönetmenliğini Mesut Arslan’ın üstlendiği performans, sahne tasarımı, seyirciyle kurduğu ilişki ve anlatısıyla öne çıkıyor. Bir anne, üç oğlu ve ortada olmayan bir baba, plastik sanatçısı Lawrence Malstaf ve Meryem Bayram’ın tasarladığı kusursuz arenada, topaçlar ile birlikte hareket ederek iletişimin sınırlarını keşfediyor. 21 Kasım’da prömiyerini yapan oyun, sezon boyunca sahnelenecek.

Prömiyer sonrası yakaladğımız Mesut Arslan’a merak ettiklerimizi sorduk.

Flaman yazar Eric De Volder’in metniyle sahneye koyduğunuz Gece Sempozyumu hem mise-en-scéne anlamında hem de irdelediği konu anlamında eşsiz bir oyun. Peki sizin Gece Sempozyumu’yla tanışmanız nasıl oldu?

Eric’le tanışmam Oda ve Adam oyununda oldu. O oyunu okuduğumdametinlerin sadece lineer bir hikayeyi anlatmadığını ya da lineer hikayenin içinde sirküler dokunmalar yarattığını fark ettim. Bu da sirküler alanlar yaratıyor. Farkındalık en önemlisi. Anın içinde zamanı yakalamak! Düz mantığın içerisinde binlerce lineer soruların arasında sirkuler soruları bulmak. Akıl ile duyguyu ayırmak değil. O bilimin işi. Biz homosapienslerin işi ise tam ortasında durmak, dengede! Benim işim ise bunları anlatabilmek, hikayeyi, felsefesini, mantığını ve hissini. Ve tiyatroyu çünkü bence tiyatro bu. En eski sanat!

Gece Sempozyumu’nda ele aldığınız aile üzerinden sosyolojik ve politik olarak aile kurumunu irdeliyorsunuz. Bir araç olarak aile teşkilatını seyircide hangi anlamları çağrıştıracak şekilde kullanıyorsunuz?

Aklın sorusunu hissinle, kalbinin sorusunu aklınla karşılamadan önce düşün diyorum. En azından Gece Sempozyumu'nu önce bir izle diyorum!

Oyunda stabil dekor yerine bir enstalasyon kullanımının oyuna ve deneyime ne gibi bir fayda sağladığını düşünüyorsunuz?

Bir kere başka algılarla oynuyor. Daha görsel kafalar var. Daha bir tasarım var. Bir de bu repertuvar diyebileceğimiz metinlerle bir arada olunca daha bir ilginç olduğunu düşünüyorum. Söylenen söylenmişte ya da bu durumda yazılmış ya? Ama bugün bu fast-forward yaşamda bu ne demek oluyor? Nasıl oluyor? Lineer hikayenin sonucunu biliyoruz da sirküler nedenlerini iyi biliyor muyuz?

Oyunun işleyişinde hangi dinamiklerden yararlanıyorsunuz? Mekân, zaman ve oyuncular oyunun bütünüyle nasıl beraber hareket ediyor?

Oyunun içinde inandığım tek şey an. Anı yakalayabilmek. O ana düşmek değil meselem. O anı yakalamak! Çok zor bir şey yapmaya çalışıyor bu oyun. Anı yakaladığı anlarda seni de yakalıyor. İşte o an zaman yakalanıyor ve seyirci de hareket ediyor içinde. Oyun, oyuncular, metin, seyirci, tasarım bir araya geliyor anın içinde. İşte biz buna yaşam diyoruz!

Gece Sempozyumu interaktif bir oyun. Seyirciyle iç içe geçen ve etkileşen bu yapıyı yönetmenin ne gibi artıları ve eksileri var?

Oyunlarımda seyirciyi daha çok provoke ediyorum. O dördüncü duvar konforundan çıkartmaya çalışıyorum. Daha iştirakçi ve daha paylaşımcı. Ben tiyatronun Antik Yunan'da amfi tiyatrolarda ya da İngiltere’de ki sahnelerde icat edildiğine inanmıyorum. Bana göre insanlık tarihinin varoluşundan beri hatta ateşin bulunuşundan itibaren var tiyatro. Ateş etrafında toplanan insanların doğumda, ölümde, düğünlerde savaşlarda, tanrılarına yaptıkları ritüellerde vardı tiyatro. Ve çok disiplinliydi; metin vardı, ses vardı, dans vardı, müzik vardı, heykel vardı, makyaj vardı, trajedi vardı, komedi vardı.. ama perde yoktu mesela!

Röportaj: Nazlı İlke Kaya & Yaren Özhuy