Kahkahaya Yeni Sürüm: Kaan Sekban
Paylaş

Beyaz yakalı yaşamın ve ofis hayatının en saçma yönlerini mizahıyla masaya yatırdığı Saçmalar isimli şovuyla ortalığı kasıp kavuran Kaan Sekban ile beyaz yakalı anılarını, biletleri günler önceden tükenen şovları ve Sekban’ın yolculuğunu konuştuk.

 

1)    10 sene bir bankada çalıştıktan sonra “beyaz yakalı” yaşamınıza son verdiniz. Bize “beyaz yakayı” kendi kelimelerinizle tanımlayabilir misiniz?

Beyaz yaka aslında bir sembol olmuş durumda. Her gün aynı işi yapan, aynı insanları gören, işin yapısı gereği yaptığı işlerle katma değer yaratabilme şansı kısıtlı olan ve herhangi bir sektör farkı olmaksızın bu monotonluk içerisinde devam eden işlerde çalışan insanlar beyaz yakalılar. Bazı sektörler tabii daha şanslı, günden güne değişebilen daha farklı işler yapabiliyorlar. Elbette bu işler sayıca çok az, genellikle sabit işler ve aynı düzen etrafında dönen her meslekten insan.

 

2)    İstifa etmeye karar verdikten sonra kendinize tamamen farklı bir rota çizdiniz. Kaan Sekban ilk defa ne zaman ve nasıl saçmalamaya başladı?

Valla aslında ben bankadayken başladım saçmalamaya. Ben bugün mizah olarak anlattığım her şeyin mizahını, o zamanlar iş arkadaşlarıma yapıyordum. Oradan aldığım tepkiler de benim için bir reaksiyon testi oldu. O kadar eğleniyordu ki insanlar bu benim dalga geçmelerimle, ben oradan ayrıldıktan sonra da bunu sosyal medyaya taşıyıp skeçler çekmeye başladım. O skeçler çok ilgi görmeye başladı. Ama ilk nerede derseniz, bunları bizzat yaşarken hepsiyle dalga geçiyordum zaten.

 

3)    YouTube videolarınızın başarısı bir yana, biletleri günler önceden tükenen stand-up şovlar yapmaktasınız. Şimdi de Londra’da New York’ta sahne alıyorsunuz. Bu süreçte sizi en çok heyecanlandıran kilometre taşı hangisi oldu? 

Bir kere Zorlu Performans Sanatları Merkezi Turkcell Sahnesi’nde sahne almak. 2500 kişiye yakın bir kapasiteye sahip bir salon burası. Orada çıkalım mı acaba diye düşünmüştük yazın, ek gösteriler koyduk Turkcell Platinum Sahnesi’ne ve orada çok ilgi görünce biraz böyle korkarak aslında açtık bu gösteriyi satışa. Fakat on gün içerisinde 2500’e yakın bilet bitti ve ben içimden “Aman Tanrım, neler oluyor!” diyorum. O gün için özel hazırlıklar yaptık, özel bir müzikal şov hazırladık mesela. O gece gerçekten benim hayatımda önemli bir dönüm noktasıdır. Keza yurt dışında yaptığım gösteriler, New York bunun içinde çok özeldir çünkü en kalabalık seyircinin katıldığı gösteri New York gösterisi oldu, sokaklara kadar taştı imza kuyruğu! Peş peşe iki gösterim de hem burası hem New York, büyüleyiciydi. Bir de 25 Nisan’da Cem Yılmaz’ın katıldığı birinci yıl gösterimi söyleyebilirim. Bu üçü benim için çok özel.

  

4)    Şovlarınızdan ve videolarınızdan beyaz yakalı yaşamınızın en komik anılarına şahitlik ettik. Bu on senelik bankacılık hayatınızda başınıza gelen en “saçma” olay hangisiydi?

O kadar çok var ki… Aklıma ilk gelen mesela, bir gün genel müdür yardımcımızdan imza alma peşindeyim, kendisi de şoförlü arabasına biniyordu o sırada. Çok anlık bir durumdu, yetişmek zorundaydım ve o kadar hızlı koştum ki, kendimi yüzükoyun kapaklanmış bir biçimde hatırlıyorum. Ve düşerken elimdeki kâğıt zedelenmesin diye kâğıdı düz koyup küt diye düşmüştüm! Gerçekten o gün dedim ki bu iş yapılacak bir iş değil! En azından bu şekilde stresle yapılacak bir iş değil. Başka bir şekilde yapmalıyım demiştim kendime o yere kapaklanışımda. Ve tabii daha binlercesi… Bir keresinde de yöneticime yanlışlıkla başka çalışanlar için “sizi sallamazlar” demiştim. Sallamazlar denir mi ya müdüre? Tabii o da ayıp… Ben de az saçma değildim!

 

5)    Çok yoğun bir şov programının yanı sıra her şovunuz oldukça uzun. Sahne hakimiyetinizi nasıl sağlıyorsunuz? Seyircinin geri bildirimleri sizin performansınızı nasıl etkiliyor? 

Çok güzel geri bildirimler oluyor. Ama tabii ki komedi çok göreceli bir şey. Her gösterimden sonra çok güzel tepkiler alıyorum. Olumsuz geri bildirim bana çok yansımıyor, belki ben üzülmeyeyim diye beğenmeyenler söylemiyordur, ama sahneden bakıldığı zaman seyircinin yüzde doksan dokuzunun çok eğlendiğini ve mutlu ayrıldığını görüyorum. Sonra kitap imzası yapıyoruz, çok kalabalık geçiyor. Geri bildirimler iyi niyetliyse dikkate alıyorum kesinlikle, mesela bazen “Sol tarafta çok durdunuz Kaan Bey, bize çok uzak kaldınız.” gibi geri bildirimler oluyor, elbette dikkate alıyorum. Ama tabii ki bazen de kötü niyetli eleştiriler de olabiliyor, onları çok dikkate almıyorum. Zaten anlayabiliyorsunuz hangisi yapıcı hangisi yıkıcı… Genelde herkes çok memnun ayrılıyor gösterilerden.

 

6)    Sizin takip ettiğiniz komikler kimler?

Şöyle, ben aslında birini takip etmiyorum, ama Twitter’da karşıma çıkan bazı tweetlere çok gülüyorum gerçekten. Hakikaten çok komik şeyler var! Geçen gün biri şöyle bir şey paylaşmış, o kadar güldüm ki! “Müslüm filmine gittim, girmeden önce iki sinema bileti ve iki patlamış mısıra 85 TL verdim. Daha film başlamadan gözlerim doldu.” yazmış mesela, bu tweet’e bir saat falan gülmüş olabilirim! Böyle anonim şeylere çok gülüyorum gerçekten. Spesifik olarak söylemem gerekirse de Aslı İnandık’a çok güldüğümü söyleyebilirim. Cem Yılmaz gibi ustalaşmış isimleri artık söylemiyorum, onlar cepte zaten!