Gerçek Oyuncuları İle Kısa Bir Sohbet
Paylaş

Fransız roman ve oyun yazarı Florian Zeller’in eserinden uyarlanan “Gerçek” (La Vérité), Zorlu PSM’de seyirciyle buluşmaya devam ediyor. Kubilay Tunçer, Levent Üzümcü, Neslihan Yeldan ve Özge Özder’in rol aldığı oyunun yönetmen koltuğunda ise Mehmet Ergen oturuyor.

Hala izleme şansını yakalayamamış tüm sanatseverler için Gerçek’in oyuncularına oyuna dair merak ettiklerimizi sorduk.

Gerçek ekibi nasıl bir araya geldi ve sizi bu oyunun bir parçası olmaya sizi ne ikna etti?

Levent Üzümcü: Ekibi tabii bir araya getiren Mehmet Ergen. Mehmet’in bize bir önerisiydi bu oyun. Biz kalabalık gözüken azınlığızdır, tiyatro oyuncuları... O yüzden de genelde birbirimizi tanır birbirimizin hangi işte çalıştığını biliriz. O yüzden böyle bir teklif geldiğinde uygun olan oyuncular kafamızda beliriverdi. Mehmet onlara teklif götürdü. Böylelikle ekip bir araya geldi.

Neslihan Yeldan: Levent’e gelen texti çok beğenince keşke şu rolü ben oynasam demiştim, evren beni duydu! Mehmet Ergen de duydu denilebilir... Levent Üzümcü’yle bir oyun daha yapmak istiyor ve arıyorduk, bu çıktı karşımıza.

Özge Özder: Yönetmenim Mehmet Ergen ile daha önce Matmazel Julie çalışma fırsatım olmuştu. Mehmet ve ekibi yaptıkları işlerle, tiyatroya bakış açılarıyla ve dahası insan olarak benim için kıymetliler. Tesadüfi birtelefon konuşmasında Mehmet’in bana “bu rol küçük demezsen gel oyna” demesiyle ve çok sevdiğim Levent Üzümcü ile partner olacağımı söylemesiyle dahil oldum ekibe. Mehmet’in seçtiği metinlere çok güvenmekle beraber sadece Levent’in ve Mehmet’in varlığı okumadığım bir oyunu ve okumadığım bir rolü kabul etmemi sağladı. Ama sonra oyunu okuyup ekiple de bir araya gelince “iyi ki” dedim.

Kubilay Tunçer: Ekibi Mehmet bir araya getirdi. Levent, Özge ve Neslihan benim çok sevdiğim hayranlık duyduğum insanlar ve hemen çok sevinerek kabul ettim. Onlar da sevinmişlerdir herhalde çünkü çok güzel bir projede bir aradayız. Ben gurur duyuyorum onlarla bir arada olduğumuz için.

 

 

Karakterlerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

L.Ü: Michel karakteri ilginç bir karakter. Her şeyi bildiğini sanan ama hiçbir şey bilmeyen biri. Biraz ergen. Genelde erkekler kolay büyümüyorlar, bu da tam bir yetişkin olmayan, özellikle ilişkiler konusunda son derece cahil bir ergen. Bir şeyler yapmak istiyor, yapıyor ama sürekli kendini kandırıyor ve etrafını da kandırdığını düşünüyor. Özel bir durumu var. Geç büyümüş bir adam, hatta büyümemiş. Büyüme ihtimali zor olan bir adam. Herkesin içerisinde biraz saf kalmış. Kendisini  yanlız görüyor ve insanoğlunun en temel hikayelerinden biri olan, gerçeği söylemiyor. Ve bunun da doğru bir şey olduğunu düşünüp, inandırıyor buna kendini. Aslında tipik bir mitoman.

N.Y: Gerçek bir yalan komedisi. Bütün yalanların merkez noktası da benim oynadığım Natali. O yüzden onu oynamak ve seyirciye çaktırmamak çok zevkli. Nerede yalan söylüyor nerede gerçek belli değil. Oyunun ters köşelerini çok seviyorum.

Ö.Ö: Alice i oynuyorum. Levent’in oynadığı karakter ile yasak aşk yaşıyor Alice. Ama sevgilisi gibi panik içinde takılan ve erdemli görüneyim diye kasan bir tip değil. Oldukça özgüvenli, cool, rahat, ne yaptığının farkında ve kendi ile yüzleşmiş bir kadın. Maddi durumu çok yerinde, sosyetik bir göz doktoru ,her şeyi var ve hayatına renk katmak içinde evli olmasına rağmen sevgilisi ile takılıyor. Ama hem kendine hem çevresine dürüst.

K.T: Öncelikle sürprizleri kaçırmadan anlatmaya çalışacağım tabii ki. Benim oynadığım karakter düz bir adam. Çok düz. Sonunda bakıyoruz ki o düzlüğün arkasında başka dağlar, tepeler de olabiliyormuş. Çok gırgır bir karakter. Oynaması da çok zevkli.

 

 

Oldukça yeni bir eser olmasına rağmen Hong Kong, Paris ve Londra gibi başkentlerinde sahnelenen bu eseri bu kadar başarılı ve çarpıcı kılan nedir?

L.Ü: Evet tabii ki şimdi büyük yerlerde oynamış, medeni ülkelerin büyük şehirlerinde oynamış bir oyun. Çünkü artık aldatma dediğimiz hikaye, büyük şehirlerde ve bu kadar iletişimin yaygınlaştığı işte ne bileyim; kameraların, telefonların, konum bildirme cihazlarının yaygınlaştığı yerlerde hala devam eden bir süreç. Bunlara rağmen devam ediyor. Eskiden olduğu gibi gizli kapaklı yaşamamaya başladı, insanlar bu aldatma hikayesini. Değil mi ? Michel de biraz eski kafalı. Hala gizli kapaklı yaşamaya çalışıyor. İnsanların ilgisini çekiyordur tabi ki büyük şehirlerde yaşayan insanlar. Paris, Hong Kong, Tokyo gibi şehirlerde yaşayan insanlara komik geliyor bu hikaye. Zaten bu yazarın da başarısı aynı zamanda. Olayı komik aksettirmek başarısı. Çok spesifik, net repliklerle yazılmış bir oyun bu. Çok sofistike bir oyun. Çok milimetrik oynanması, milimetrik ezberinin yapılması gerekiyor. Öte yandan kendi içindeki matematik çok çekici geliyordur. Bu, görece medeni ülkelerin halklarına.

Ö.Ö: Çağımız tüketim, hız çağı.. Dolayısıyla ilişkiler de hızla geliyor, tüketiliyor ve bitiyor. oyun da tıpkı bu yeni yaşam biçimi gibi ,hızla akıyor ve akarken tüm ilişki biçimlerini nasılda umarsızca tükettiğimizi anlatıyor bize insanlar artık uygulamalar sayesinde iki kilometre ötedeki biri ile ilişki kurup 2 saat sonra evlerine dönebiliyorlar çağımızda . Fakat işin ilginç tarafı herkes kendi hikayesinin başrolü olduğundan sadece onun sırları var zannediyor ve karısını yada kocasını nasıl da ustalıkla atlattığını düşünerek kendini çok zeki buluyor. Tek bir hesap hatası var burda! Sen akıllı geçinirken o iki saatlik dilimde senin arkandan ne çevriliyor bilmiyor oluşun ve diğer tarafın aklını küçümseme halin... Ahlak diye ahkam kesenlerin en büyük ahlaksızlar olduğunu, kadın ile erkeğin zeka oyununu ne kadar farklı oynadığını görüyoruz. Ama oyun en çok “gerçeği gerçekten tüm çıplaklığı ile bilmek ister miyiz?” diye soruyor bize. Oyunda birbirine sonuna kadar tüm çıplaklığıyla doğruyu söyleyen çift mi dejenere, yoksa gerçeği söylemek yerine erdemli takılan ve yalanlarla birbirini avutan çift mi daha dejenere biraz da bunu tartışıyoruz.

K.T: Oyunu başarılı kılan şey hem neşeli olması hem sürprizli olması ama daha önemlisi vodvil gibi çok bilinen bir tarzın oldukça modern bir versiyonu ve iyi bir yazar tarafından kaleme alınmış. Bu da insanları mutlu etti. Hem alışık olduğumuz eski tiyatronun kodlarını içeren hem de yenilikler barındıran bir eser. Neşeli dinamik akıl dolu ve zarif bir eser. İnsanlar da beğeniyorlar.

 

 

Oyun “gerçek” kavramı ile adeta dalga geçiyor, insana cehalet mutluluk mudur sorusunu sordurtuyor. Siz bu oyundan çıkanlar ne düşünsün istersiniz?

Ö.Ö: Gerçek olduğunu sandığınız şeyin gerçekliğine asla güvenmeyin . Beynimizin yada psikolojimizin bize oynadığı oyunlarla, kurduğu tuzaklarla, ürettiği bahanelerle çarpıtılabilir bir hal de alabilir gerçek. Hayata bakış açınız bile gerçekliği görmek konusunda size yön verir aslında. Aynı hikayeyi yada olayı iki farklı kişi başka bakış açıları ile süzebilir. Bizim oyunun başarısı ve komiği tam olarak burda gizli işte. Hayatınızı bir yabancı bile sizden daha iyi bilebilir, görebilir bazen dışardan... Burada önemli olan kendinizi ne kadar sevdiğiniz ve neye ihtiyacınız var onu bilmeniz. Gerçeği kurcalayıp, onunla çarpışıp ceza kesecek kadar cesur musunuz, yoksa içini çok kurcalamadan kılıfını gördüğünüz kadarı ile mutlu musunuz?