TR / EN
Digi.logue ile Keşfet: “HAREKETE GEÇEN TUVALLER”

Digi.logue ile Keşfet: “HAREKETE GEÇEN TUVALLER”

07 Temmuz 2017

Gizem Renklidağ’ın akrilik eserleri, geçtiğimiz ay sanatçının atölyesinde düzenlenen Technê adlı bir pop-up sergide dijitalle çalışan 5 sanatçı tarafından yorumlanmıştı. Farklı üretim tekniklerinin ve medyumların yollarını araştıran sanatçıyla Technê projesi üzerine konuştuk.

Üretim tekniğinden bahsedebilir misin bize biraz? Dijitalle nasıl tanıştın?

Aslına bakarsanız sadece bir medyuma ya da bir tekniğe bağlı kalarak üretim yapamayacağım en başından beri belliydi. Malzemelerin ve tekniklerin içinde kaybolmayı, bozup yeniden yapmayı ya da yapamamayı çok seviyorum. 2012’de kendimi dijital dünyanın içinde buldum, bugüne kadar birçok dijital sanatçı ve stüdyoyla çalıştım. Ticari ya da sanatsal üretimler yaptığımız projelerde genelde prodüksiyon sürecini yürüttüm. Bu süreç benim için teknik anlamda çok besleyici oldu. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak, 2012 yılından bu zamana kendi resim tekniğimi geliştirdim, boyalı suların akışlarını resme dönüştürmeye çalışmak benim için bir araştırmaya dönüştü.

2014’te, “kendin yap” kültürünün (DIY) teknoloji ile harmanlanmış yeni biçimi olan Maker Hareketi’ni konuşmaya başladık ve farklı alanlardan gelmiş bir grup insan olarak Maker Faire İstanbul’u yapmaya koyulduk. Bu süreçte de birçok yeni teknoloji ile tanıştım. Kullandığım ya da kullanacağım medyum dünyasının çok daha genişlediği bir süreç oldu bu, halen de devam ediyor. Yine aynı dönemde Bilgisayar Ortamında Sanat ve Tasarım yüksek lisans programına başladım. Burada da yine teknoloji odaklı üretimler üzerine çalıştım; biraz kodlama, biraz teknoloji tarihi kavradım. 2015’ten itibaren de farklı üniversitelerde medya sanatları ile ilgili çeşitli dersler vermeye başladım. Tüm bunlar iç içe geçince de medya sanatları ve medyumların kendileri hayatımın bir parçası haline gelmiş oldu.

Technê projesinin fikri nasıl ortaya çıktı?

Dolu dolu geçen bu beş senelik süreç, elbette resme ve resimlerime olan bakış açımı da değiştirdi. Resimlerimdeki akışların, oluşumların ve dokuların hareket etmesi, resimlerde bulunan mevcut devinimlerin hareketlenebilmesini istiyordum. İlk başta, son resim çıktısını değil de, izleyici ile süreci paylaşabileceğim performanslar kurgulamaya çalışıyordum. Bu sırada DECOL’ün (digital experience collective) sanatçılarından Ahmet Said Kaplan ile bir araya gelip istişarede bulunduk. Başlangıç olarak mapping’le bir deneme yapmaya karar verdik. Ahmet resmimden kendisine yansıyanı, resmimin üzerine yansıtmış oldu, Filiz Sert de (Kaosmos), Ahmet’in meydana getirdiği ikinci katmanın üzerine müzik yaptı ve böylece çok katmanlı ilk işimiz QUARKS meydana geldi. Bunun üzerine, ara ara Mehmet Kızılay ile sohbet ederken, bunun çok sanatçılı bir sergiye dönüştürülmesi fikrinden bahsetmeye başladım. Sonrasında Süleyman ve Hakan Yılmaz’la bir sohbette, neler yapılabileceğine beraber heyecanlandık. Son olarak da Deniz Kader’le konuştum. O da sevdi bu fikri, aramıza katıldı, isimler tamamlandı ve süreç başladı. Sergi mekanı olarak bir çok sebepten atölyemi seçtim. Sanatçısı olduğum Blok Art Space de bu yaklaşımıma destek verdi.

Kredi: Mert Serim

Ortaya nasıl bir şey çıkacağına beraber mi karar verdiniz yoksa onları tamamen özgür mü bıraktın?

Teknik anlamda neler yapabileceğimizi, nelerin bizi kısıtlayacağı ya da rahatlatacağı konusunda hep beraber karar aldık. Yerleşimi de beraber tasarladık. Atölyeyi sergi alana çevireceğimiz için bunlar çok önemliydi. Serginin hem sanatçıları, hem prodüktörleri, küratörleri, hem de çalışanları olduk. Bu süreç her şeyden önce bizim için iş birliği yapmanın doyumu oldu. Temel akışa, işlerin yaklaşımlarına ve tekniklerine karar verince işerin içeriklerine hiç karışmadım. Tamamen özgürlerdi. Tüm işler için tek bir talebim oldu; işler birbirlerinden ayrılmayacak. Yan yana, üst üste, sırt sırta da dursa artık o iki üretim birbirinin parçası, ayrılmaz olacak.

İşlerinin dijital tekniklerle yorumlanması sana nasıl hissettirdi?

Ferahladım ve tazelendim diyebilirim. Yıllarca içinde ya da yanında bulunduğum ama kendi üretimime yansıtmadığım birikimin bu biçimde başka gözler ve tekniklerle işlerime yansımış ve işlerimin yorumlanmış olması değişik ve yeni bir his.

Olanın parçalanması, yorumlanması ve yeniden bir araya getirilmesini seviyorum. Söz konusu benim işlerim olunca çok heyecan verdi. Technê benim için çok duygu yüklü bir çıktı oldu.

Sence dijital teknikler klasik anlamda üretilen eserlere ne tür bir boyut kazandırıyor?

Sanat tarihinin katmanları olarak görünüyorlar bana. Analogdan gelen bir disiplinin, dijital olanaklarla zenginleştirilmesi, dönüştürülmesi, bozulması, yeniden okunması, üretilmesi, günümüz dünyasının yansıması gibi hissettiriyor. Her şey iç içe geçmişken, medyumların eski ya da yeni diye ayrıştırılmadan harmanlanması yeni fonksiyonlar meydana getiriyor. Bu da çeşitliliğe yeni bir boyut kazandırıyor.

Serginin ismi olan ve Teknoloji’nin kökeninden gelen Technê’nin de kavram olarak geri döndüğü, yeniden okunduğu bu zamanlarda, yapma becerisinin ve ifade biçimlerimizin geliştirilmesi, harmanlanması adına da bizim için etkili olduğunu düşünüyorum.

Kredi: Mert Serim

Technê projesi sana nasıl bir perspektif kazandırdı?

Aslında yıllar içinde oluşmuş olan perspektif Technê projesine yansımış oldu diyebilirim. Proje sürecinde başka neler yapabileceğimizi, sadece mevcut işler ve tekniklerle değil, daha farklı nasıl üretimler yapabileceğimizi görmüş oldum. Ve aslında, sadece bu resimler üzerinden bile yapabileceklerimizin ne kadar sınırsız kombinasyonlarla meydana gelebileceğini özümsedim. Bir yandan iş birliği ve bir arada olmanın, beraber çalışmanın konforu, mutluluğu ve tatminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Bundan sonra buna benzer projelere dahil olmayı düşünüyor musun?

Tabii ki. Technê, yapmak istediklerimin demosu gibiydi. Şimdi çok daha farklı medyumların kullanıldığı daha çeşitli, daha kapsamlı ve yaratıcı endüstrilerde aktif iş yapan çok kıymetli diğer sanatçı dostlarımızın da dahil olacağı bir sergi için çalışmak istiyorum. Bu sefer üretim süreçlerini de biraz daha iç içe geçirelim; daha bütünlüklü, büyük bir iş çıkaralım istiyorum.