Dans pistinden ışınlandığımız dünyalar: Daniel Avery
Paylaş

İngiliz prodüktör ve DJ Daniel Avery’nin tekno, house, IDM, ambient ve shoegaze türleri arasında serbestçe salınan müziği kendisinin de sık sık dile getirdiği gibi temel bir hedefe dayanıyor, dinleyeni gözünü kapattığında başka dünyalara ışınlamak. Dans pistinde veya evde müzikle beraber yapılan zihinsel seyahatlerin terapatik gücüne inanan Avery, 2009’dan bu yana sürdürdüğü müzik kariyerinde hızla gezegenin önde gelen festival ve kulüplerinin aranan isimlerinden biri haline geldi.

Son olarak geçtiğimiz sene Songs For Alpha isimli ikinci albümünü piyasaya süren Avery 11 Mayıs akşamı Zorlu PSM Turkcell sahnesinde kabini devralacak. Avery’nin parçadan parçaya başka dünyalara pencereler açan setlerinden biriyle yolculuğa çıkmadan önce İngiliz prodüktör ve DJ’in müziğe yaklaşımını daha iyi anlamak için yakın geçmişte verdiği röportajlardan alıntılar derledik.

Müzik kariyerinin başlangıçları:
“Gitar benim ilk göz ağrımdı, Kyuss grubunda yer almayı hayal ediyordum. DJ’liğe 18 yaşımda İngiltere’nin güney kıyısında, doğduğum kasabada başladım. O zaman post-punk, krautrock, cold wave çalıyordum. Oradaki sahne oldukça küçüktü, ama her hafta mutlaka bir set çalıyordum.

O dönemde kendi odamda ürettiğim elektronik parçalar vardı, ama bu kayıtlar şimdi nerede hiçbir fikrim yok. Aslında onları bulmak isterim. Londra’ya taşındığımda hayatım beni başka bir yöne sürükledi ve müziğe ilgim bir süreliğine kayboldu. Arada bir kaç denemem oldu, ancak yaptığım hiçbir şey beni tatmin etmiyordu. Dönüm noktası birkaç sene sonra, Andrew Weathherall’un stüdyosunda çalışma fırsatı yakaladığımda geldi. O bana derin bir nefes alıp, yapmak istediğim müziğin nasıl olması gerektiğini düşünmeyi bırakmam gerektiğini öğretti. Bu benim müziğe olan yaklaşımımı tamamen değiştirdi.”

Songs For Alpha için ilham kaynakları:
“Ambient ve drone müziği, Brian Eno ve William Basinski gibi sanatçılar beni her zaman büyülemiştir. O dünya gerçekten çok ilgimi çekiyor. Her zaman benim bir parçam ve her zaman benim içimde. Ama bu yeni albümde, belki de gerekli olduğunu hissettiğim için, bu ilgim çok daha fazla ön plana çıktı. Bu albümde altını çizmek istediğim buydu, gerçi ben yaptığım herşeyin her zaman aynı yerden kaynaklandığını düşünüyorum. Ben içinde gerçekten kaybolabileceğiniz tüm müzikleri seviyorum. Gözlerinizi kapadığınız ve herşeyin önemsizleştiği o anlar... Bu bir tekno parçasında veya oldukça sakin bir ambient parçada olabilir. Benim için ikisi de aynı enerjiyi taşıyor. O nedenle bu albümde pek çok farklı fikirden etkilendim. Ancak ne olursa olsun Songs for Alpha temelinde bir tekno albümü.”

Saykodelik müzik hakkında:
“Bence saykodelik müzik sizi başka bir yere götürebilmek fikrinde yatıyor. Bugün pek çok sanatçı albümlerinin ‘gerçekçi’ olmasını, ‘gerçek’ bir albüm yapmayı, ‘gerçek’ bir sanatçı olmayı istiyor. Buna büyük saygım var. Ama benim ilgimi çeken müzik gerçekdışı. Bambaşka bir yerden gelen, elini tutan ve seni hiç gitmediğin bir yere götüren müzikler. Benim için saykodelik müziğin tanımı bu. Ben dinlediğim albümlerde bırakın pedalı, hangi enstrümanın çalındığını bile anlamamak istiyorum, bilmem anlatabildim mi? Bunlar beni heyecanlandırıyor. Aslında herşey gözünüzü kapatıp, derin bir nefes alıp, müzikle bambaşka bir yere gitmek fikrine dayanıyor.”

Kulüp kültürü üzerine:
“Dünyada şuan o kadar çok negatif enerji var ki, kulüp kültürü hakkındaki en güzel şey onun sevgi ve beraberlik kavramları üzerine kurulmuş olması. Kulüpler kapsayıcı ve uluslararası mekanlar. Hatta evrensel. Bir kulüpte herkes eşit, ve herkes o yüksek enerjinin peşinde. Dini değil, aslında ruhani de değil. Herkes orada pozitif bir amaçla bulunuyor ve bu arayışa herkes dahil. Her ne kadar DJ’ler sahnede olsa da, onların da diğer herkes gibi kolektif olarak kendilerinden daha önemli bir şey bulma arayışının bir parçası olduğuna gerçekten inanıyorum. Kulüpteki herkes bu yolculukta önemli bir role sahip.”

Yazı: Yetkin Nural