CEM YILMAZER: Bir Işık Sihirbazı ve Müzisyen
Paylaş

PSM’nin deneyimli ses mühendisi Mehmet Öğünç, Semaver Kumpanya, İstanbul Şehir Tiyatrosu, DOT ve Çıplak Ayaklar Kumpanyası gibi birçok tiyatronun sahne ve ışık tasarımında imzası bulunan Afife Jale Ödüllü Cem Yılmazer ile tiyatro ve müzik üstüne konuştu.

Röportaj: Cem Yılmazer

Nasıl programın yoğun mu?

Yarın çıkıyorum evden, sekiz gün sonra geri geliyorum.

Ailen napıyor bu ara?

Onlar tatile gittiler. Bir süre tatildeler.

Benim seni tanıdığım zamanlardan bu yana iki büyük yeteneğin olduğunu gördüm. Birisi resim; bugünkü ortaya çıkış hali ışık ve sahne tasarımı. Diğeri ise müzik; bugünkü ortaya çıkışı Büyük Ev Ablukada isimli grup. Bu iki büyük yeteneğin sana kötülük yaptığı oldu mu hiç?

Kötülük yaptığı hiç olmadı, hep iyi şeyler getirdi.

İçinde yaşadığımız bu devirde, ışık işi daha teknik, müzik işi daha duygusal bir iş diyebilir miyiz?

Diyebiliriz, evet. Işıkta bildiğim bilgiyi müzikte bilmiyorum açıkçası. Işıkta, ampuller, renkler, ışık masası ve daha birçok teknik konuyu çok iyi biliyorum ama müzikte teknik bilgim o kadar olmadığından daha duygusal bir şey yapıyorum. Konser işi daha günlük, hazırlığı daha az. Ama tiyatro işinde hem üzerinde düşünecek zamanım oluyor. Hem de prova zamanı bazı şeyleri deneyecek vaktim oluyor. Tiyatroda hem oyunu hem işin kendisini rahatlatacak şeylere vakit ayırabiliyorum. Tiyatroda 100 isteyip, 75 elde edersen şanslısın. Müzikte 100'ü elde edene kadar uğraşıyorsun.

Müzik tarafında yapmak veya yapmamak istediklerine sen karar verirken, örneğin kiminle çalacaksın, nerede çalacaksın gibi, ışık ve tiyatro tarafında bu özgürlüklerin çok yok gibi?

Aslında doğru. Tiyatroda neler yapabileceğimi tiyatronun koşulları belli ediyor. Müzikte böyle koşullar çok yok, sadece hayal edip yapıyorsun sonra. Ne var ki müzik için şunu söyleyebilirim; bazen koşulları yüzünden hiç çalmak istenmediğimiz yerlerde de çalıyoruz.

Tiyatroda çalışmak için oyunun metnini aldığında, bu metin seni duygusal olarak ne kadar etkiliyor? Okuduktan sonra daha teknik şeyler mi düşünüyorsun?

Önce metni okuyup hayal ediyorum. Burada kendime sınır koymuyorum. Sonraki adım olarak tiyatro ekibinin şartlarına bu hayali uydurmaya çalışıyorum. Şu zamana kadar kimse bana “sen hayal et, biz sana ne istiyorsan getireceğiz” demedi. Konsere ışık yaparken malzeme ile ilgili sıkıntılar tiyatroya oranla daha az tabii ki. Konser ışığı tarafında biraz daha geniş bir sektör ve malzeme var.

2019 yılına girerken sence tiyatrolar teknik altyapılarına daha çok yatırım yaparlar mı? Bunun geleceğini nasıl görüyorsun?

Aslında her tiyatro kendi bütçesi oranında bir yatırım yapıyor. Parası az olan daha az malzeme alabiliyor, parası çok olan ona göre malzeme alıyor. Yani elinde ışık malzemesi olmayan tiyatro yok. Bunun yanı sıra tiyatro sektöründe ışık işinde çalışan insanlarda bizim başladığımız yıllara göre değişimler var. Eskiden bir tane ışıkçı diye bir adam vardı. Şimdi PSM gibi yerlerde, Şehir Tiyatroları gibi yerlerde, ışık masası kullanan adam farklı, ışıkları asan adamlar farklı, ışık tasarımcısı denen adam farklı. Şayet bunları yapan ayrı ayrı insanlar olursa ben kendi adıma çok daha verimli çalışıyorum. Çünkü çoğu zaman hem ışık masasının operatörlüğünü yap, hem tasarımcının işlerini yap, çok zor ve verimsiz oluyor. Fakat masayı ayrı biri kullanır ben tasarım tarafına konsantre olursam iş çok daha güzel çıkıyor. Çünkü hem masanın nasıl kullanılacağını düşün hem sahneye ışığa bak, olmuyor pek. Ben yönetmene çoğu sahne için alternatifler sunabilmek istiyorum. Şayet masayı başkası kullanırsa bunu düşünecek zamanınım oluyor. Ben bu işlere başlarken piyasada serbest çalışan ışıkçı nerdeyse yoktu. Şimdi her müzik grubunun ışıkçısı var.

Şu anda tiyatro camiasında aranan, istenen bir sahne ve ışık tasarımcısısın. Bu sadece yetenekli bir insan olduğundan değil, aynı zamanda yönetmenle ve ekiple kurduğun beşeri ilişkinin sağlıkla olmasından da kaynaklanıyor gibi?

Tabii ki bunun çok önemli bir payı var. Benim olduğum tasarımcı pozisyonunda hem yönetmenle doğru lisanı oturtabilmek hem de o ekibin içindeki marangozundan, elektrikçisine herkesle anlaşabilmen gerekli. Bu işin yarısı teknik ve artistik bilgiyse diğer yarısı da bu işi çevirebilmek. Ne var ki bu durum iyi insan olabilmekle ilgili bence. Eğer sen iyi insansan herkes seni sever zaten. Şu da var; ben işimi severek yapıyorum. Eğer bir projede çalışıyorsam kendimi tamamen o işe veriyorum. Saat kaçta kaçarım diye düşünmüyorum. Ve bu da belli oluyor. O yüzden çalıştığım kişiler benimle çalışmak istiyor. Yani iş doğru düzgün bitene kadar oradayım. Kaç saat olmuş? Geç mi olmuş, çok düşünmüyorum.

Büyük Ev Ablukada için artık herkesin sahnede veya kayıtta ne yapacağı, kimin ne vazifeyle orada bulunduğu başladığınızdan bugüne daha oturdu diyebilir miyiz? Bunu işin profesyoneli oldunuz ve başladığınız zamanki kasırga geçti demek istemiyorum.

On senelik grup olduk biz. Tabii ki artık sahnede veya kayıtta kimin ne iş yapacağı daha belirgin. Şarkı yazmak için bir araya geldiğimizde oluyor. Bazen birisi evinde bir şarkı yazıp ortama getirince onu da çalışıyoruz. Ama heyecan falan bitmedi kesinlikle. Yani ben sahneye çıkınca ölene kadar çalarmışım enerjisiyle çıkıyorum. Benim hayalim hep buydu. Yani ben ışık tasarımcılığını bir meslek olarak edindim. O beni bu hayalime taşıdı. Ben Bartu’nun oynadığı bir oyuna ışık yapmaya gittim. Bartu'yla tanıştım, bu da Büyük Ev Ablukada'ya dönüştü.

Bugün bir grup kapını çalsa “Gel bize albümümüzde prodüktör ol, müziğimize yön ver “ dese, düşünür müsün?

Böyle bir şey olsun isterim. Seve seve de yaparım. Gençliğimden beri makina başındaki adam ben oldum hep. Kimi arkadaşlarım bana geldiler, sadece gitarla yaptıkları bestelerini ben bilgisayarda “Bası böyle olsun, klavye böyle olsun” diye aranje ettim. Şu anda da Büyük Evde böyle çalışıyorum.

Sen konser ışıkçılığı anlamında bir tek MFÖ ile çalışıyorsun. Sen de sahnede çalan bir adam olarak MFÖ ile çalışmak nasıl bir şey?

Ben daha evvel Duman'la da çalışıyordum. Ama Büyük Ev konserleri de çıkınca geriye sadece MFÖ kaldı. O kuliste bulunmak, o efsane adamlarla anılar biriktirmek benim için önemli. Işıkçılık işin bahanesi gibi oldu artık.

 Büyük Ev konserleri ilk başladığı günden bugüne, iyi anlamda söylüyorum, bir gösteriye dönüştü. Bu amaçlanan bir şey miydi yoksa kendi halinde buna mı evrildi?

Aslında terzi söküğünü dikemez durumu var burada. Çünkü ben sahne ve ışık tasarımcısı olarak Büyük Ev'de çok fazla ilgilenemiyorum. Başkalarına yaptığım tasarımları Büyük Ev'e yapamadım aslında. Çaldığımız yerlerde birçok şeyi yapamıyoruz. Ama evet, Bartu’nun seyirciyle ilişkisi değişti, çok daha iyi çalıyoruz sahnede.

Büyük Ev olarak, yaptığınız müzik olarak bazı gençlere bir yol açtığınızı düşünüyor musun? Yolda çevirip “Sizin yaptığınız müziği takip ediyoruz, biz de grup kuracağız sizin gibi.” Diyenler oluyor mu?

Oluyor tabii. Daha bugün birisi bizim konserlere gelip dinleyince müzik yapmak için büyük şevk duyduğundan bahsetti.

Ne hissediyorsun bunla ilgili?

Olağanüstü bir durum.

Bartu'yla ilk oturup çaldığınızda işin buraya geleceğini hayal etmiş miydin?

Benim hep hayalim bir grupla sahnede çalmaktı. Ama Bartu'yla ilk oturduğumuzda buraya geleceğini hayal etmemiştim.

Biz seninle 2000 yılının başında İKSV'de ikimiz de gündelikçi teknisyen olarak çalışırken tanıştık. Sayısını hatırlamadığım kadar çok konserde ve tiyatroda çalıştık. O zamanlardan sen de o gördüğümüz ecnebi işlerinden iz kaldığını düşünüyor musun?

O kadar çok işte çalıştık ki; tek tek projelerden bahsetmek imkansız. Ama 1 ay Aya İrini'de oturup klasik müzik dinledik, bienallerde çalıştık, Pina Bausch ile çalıştık, Bob Wilson ile çalıştık, National Theatre ile çalıştık. Benim bugün bir tasarımcı üslubum oturduğunu düşünüyorum. Ve bütün bu çalıştığım işlerden bir şeyler öğrenmişimdir kesinlikle. Mükemmel bir okuldu orası.