Cehennemden Gelen Çılgın Orkestra
Paylaş

Cehennemden Gelen Çılgın Orkestra

Metal, caz, swing, klasik müzik, folk, kabare müziği, tango, bu grupta her şey var. Diablo Swing Orchestra, PSM Caz Festivali’nin sürpriz performansı olabilir.

Heavy metal uzaktan kendi kalıplarına sadık, formüllerini seven, klişeleriyle barışık gelenekçi bir müzik türü gibi görünse de biraz yakından baktığınızda metal dünyasında bu türün ezberlerini bozan çok sayıda grup olduğu görülebilir. Diablo Swing Orchestra o gruplardan biri. İsveçli topluluk 2006’daki ilk albümleri “The Butcher’s Ballroom”dan (Kasabın Balo Salonu) beri müzikseverleri müzik türlerinin bir araya geldiği devrimci ve çılgın bir kabareye davet ediyor.

DSO kendine has tuhaf bir formül üretip kariyerini o tek formüle dayayan bir grup değil. Grubun müziğindeki türlerin dozları, enstrümanların çeşitliliği de zamanla değişiyor. 2009’da çıkan ikinci albüm “Sing Along Songs for the Damned & Delirious”ta (Lanetliler ve Deliler İçin Eşlik Parçaları) gruba tromboncu ve trompetçi eklenince Gogol Bordello’yu çağrıştıran bir tarza dümen kırıyorlar. 2012’deki “Pandora’s Pinata” grubun progresif kökenini bir adım öne çıkarıyor. 2017 tarihli son albüm “Pacifisticuffs”ta en keskin yenilik gerçekleşiyor, soprano vokalist AnnLouice Lögdlund yerine pop-rock tarzı söyleyen Kristin Evegard geliyor, grup ana akıma yaklaşıyor.

Herkes onları farklı şekillerde tanımlıyor. “Tim Burton müzik yapsa böyle olurdu” diyen bir YouTube abonesi, “masalımsı rüyalanan renkli metal” diye yazan bir ekşisözlük yazarı, Wagner ve Mike Patton’ın gayrimeşru çocuğu diyen birini gördüm (Bu sonuncusunu ben uydurdum şimdi!). Kendilerine “sound’unuzu nasıl tanımlıyorsunuz” gibi sorular gelince, onlar da sıkışıyor, bir tarif veremiyorlar. “Ağır bir twist’i olan soprano-swing” demişler bir röportajda, ama kendilerini “avantgarde metal” diyerek özetlemeyi de seviyorlar. Etkileşimleri sorulduğunda Primus’tan Muse’a, Infected Mushroom’dan System of a Down’a, Muse’dan Kaizers Orchestra’ya kadar onlarca isim sayıyorlar.

Sadece müziklerinde değil, sözlerinde de yaratıcı olmaya çalışıyorlar. Son albümlerinin adı “Pacifisticuffs”ta ilginç bir kelime oyunu yapmışlar. Pacifist (Pasifist) ile fisticuffs’ı (yumruk kavgası) birleştirip karşıt kelimelerden yeni bir kelime üretmişler. Bunun dünyada olup bitenlere karşı hissettikleri çaresizlikle karışık duygu durumunu iyi açıklayan bir terim olduğunu düşünüyorlar. Kapak tasarımı da ilginç. “Dünyadaki tüm negatif şeylerle dolu bir şehir düşünün, tam merkezinde büyük bir üçgen açılmış, kenarlarından umudun sihirli tozları yayılıyor. Önündeki genç kız ise üçgeni kontrol ederek etrafındakileri iyileştiriyor.” diyerek açıklıyor son kapak tasarımlarını.

Peki nasıl yola çıktı Şeytan’ın Swing Orkestrası ve neyin peşinde? “Dans edilebilir ritimleri karizmatik ve akılda kalıcı melodilerle buluşturmak istiyorduk. Çağdaş müzikte ya çok güzel bir melodi var ama ona sıradan bir ritim eşlik ediyor veya her şey ritimden ibaret oluyor. Biz ikisini bir araya getirmek istedik” diyorlar. Müziklerinden, sözlerinden ve söylediklerinden anlaşılıyor ki müzikle pozitif duygular yaratmanın peşindeler. Gotik parçalarında bile amaç aynı: dinleyicinin ruh halini düzeltmek, pozitif duygular aşılamak. “Pozitif agresiflik” diye bir duygu durumundan dem vuruyorlar bazı röportajlarında. “Agresif müziğin özel hayatınızdaki mücadelelerde size yardımcı olduğunu düşünüyorum, eminim çoğu rock ve metal müzisyeni beni teyit edecektir. Biz de bu agresyonu pozitif tonlarla besleyip, agresifliği benimseyebileceğiniz daha az negatif bir terim haline getirmeye çalışıyoruz.” diyorlar. Star Wars terminolojisiyle konuşmak gerekirse, aydınlık taraftan yana bir grup DSO.

Aslında bu amaçlarının en görünür olduğu yer sahne. Müzikleri gibi renkli ve enerjik şovlarla tanınıyorlar. Sahnede sekiz kişiler. Çello da var, trompet de, elektro gitar da. Seyirciyle iletişimi hiç kesmiyorlar. “Hadi biraz dans edelim?” diyorlar. Dinleyicilerinin büyük bölümünün daha çok kafa sallamaktan ya da pogo yapmaktan yana olan metalcilerden ibaret olması önemli değil, karşılarındaki kim olursa olsun, konser salonunu dans pistine döndürmek için ant içmiş gibi görünüyorlar. ‘A Tap Dancer’s Dilemma’, ‘Balrog Boogie’ ‘Vodka Inferno’, ‘Jigsaw Hustle’ gibi dans hitleri sayesinde de bunu başarıyorlar. Ama bakalım, burada, PSM Caz Festivali’nde bunu başarabilecekler mi? Hep beraber göreceğiz!

 

Yazı: Doğu Yücel